Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu AKP’den istifa edip yeni parti hazırlıklarını hızla sürdürüyor. AKP’den de Davutoğlu’na karşı hamleler geliyor. Davutoğlu’nun kurucusu olduğu Bilim ve Sanat Vakfı’na ait İstanbul Şehir Üniversitesi’nin malvarlıklarına Halkbank tarafından tedbir konması tartışmaları devam ediyor.

AKP’ye yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesi yazarlarının, Şehir Üniversitesi’nin malvarlıklarına el konmasına karşı tutum alması dikkat çekti.

FARUK BEŞER: İKTİDAR TUTKUSU BİZİ KARDEŞ KATLİNE KADAR GÖTÜRMEMELİ

Yeni Şafak gazetesi yazarı Faruk Beşer, bugünkü yazısının “Şehir Üniversitesi haberleri herkes gibi bizi de üzüyor” ara başlıklı bölümünde, hükümeti çok ağır bir dille eleştirdi. Davutoğlu’nun kurucusu olduğu Şehir Üniversitesi’nin malvarlıklarına el konulmasını, “İktidar tutkusu bizi kardeş katline kadar götürmemeli” diyerek tepki gösteren Beşer, iktidarın FETÖ’cüler gibi davrandıklarını da ima etti.

Faruk Beşer’in yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Biz FETÖ’ye neden karşı çıktık? Müslümana şedit, kâfire mülayim oldukları, başkalarına hayat hakkı tanımadıkları için değil mi?

Biz aynısını yaparsak ne farkımız kalır?

Bu kapının açılması yarın başkalarının da diğer vakıf üniversitelerine bunu yapmasına kapı açmaz mı?

Bu bağlamda meselenin Davutoğlu meselesi olmadığına kimseyi ikna edemeyiz.

Siyaset benim işim değil, ama onunla siyasi bir hesaplaşma yapılacaksa bunu kendi kulvarında yapmalıyız. Kaldı ki Şehir Üniversitesi demek de Davutoğlu demek değil.

İktidar tutkusu bizi kardeş katline kadar götürmemeli.

Son karar Sayın Cumhurbaşkanımız’a kalınca bu hatanın düzeltileceğini umuyorum.”

ZEKERİYA KURŞUN: BU EĞİTİM YUVASININ BOŞALTILMASI KİMİN İŞİNE YARAYACAKTIR?

Yeni Şafak yazarı Zekeriya Kurşun da dünkü yazısında Şehir Üniversitesi’nin mallarına el konulmasını eleştirdi. Kurşunda, “Her yıl denetimden geçen ve YÖK’ün -en azından kamuoyuna yansıyan kadarı ile- hiç olumsuz kanaat belirtmediği; üstelik 2018-2019 öğretim yılında Vakıf Üniversiteleri arasında doluluk oranı bakımından ilk sıralara yerleşen bu eğitim yuvasının boşaltılması kimin işine yarayacaktır” dediği dünkü yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Biz konunun tarafı değiliz, ama eğitimin tarafında yer alıyoruz. 2000’li yıllardan itibaren kuruluş faaliyetleri başlatılan ve on yıllık eğitim ve öğretim hayatında önemli başarılara imza atan bir eğitim kurumu; Dipsiz Göl’ün gördüğü ilgiyi hak etmiyor mu? Her yıl denetimden geçen ve YÖK’ün -en azından kamuoyuna yansıyan kadarı ile- hiç olumsuz kanaat belirtmediği; üstelik 2018-2019 öğretim yılında Vakıf Üniversiteleri arasında doluluk oranı bakımından ilk sıralara yerleşen bu eğitim yuvasının boşaltılması kimin işine yarayacaktır? Bu da bir çevre felâketi değil midir? Başka birçok üniversitenin öğrenci sayısı kadar yurt kapasitesi olan bir üniversitenin bir kamu bankası ile olan anlaşmazlığını çözmemek dünya yönetişiminde etkin olmaya çalışan, Yükselen Türkiye’ye yakışmamaktadır.

Diyelim ki, Dipsiz Göl’de olduğu gibi bütün kurumlarımız harekete geçip bu sorunu çözmeye kalksalar; öğretim üyesi, öğrencisi, aileleri ve mensupları ile yaklaşık elli bin kişilik bir camianın endişeye sürüklenmelerinin bedelini kim ödeyecektir? Banka borcunu tahsil ettikten sonra, marka değerine vurulan olumsuz damga, daha doğrusu zarar, tazmin edebilecek midir? Daha da önemlisi, bu anlaşmazlık uluslararası eğitim camiasına nasıl anlatılacaktır? Kontenjanının yüzde yirmiye yakını yabancı öğrenci olan bir üniversitenin maruz kaldığı bu muamele, diğer Vakıf Üniversitelerinin güvenirliliğine de bir zarar vermeyecek midir? Ülkemizi yabancılar için bir eğitim cenneti yapmaya çalışıyoruz. Bunun için kurulan YTB, canla başla çalışmaktadır. Mezun ettiğimiz yabancı öğrencileri, Türkiye’nin en büyük yumuşak gücü olarak tanımlarken, Şehir Üniversitesinin topal ördek durumuna düşmesi bu hedefe zarar vermeyecek midir?

“Sen bilmiyorsun” itirazlarını duyar gibi oluyorum. Evet, başta söylediğim gibi açıklamalardan tatmin olmadım ve pek çok eğitimci gibi; olayın ne geçmişi ne de muhtemel geleceği hakkında da fikir sahibi değilim. Ancak, kısa zamanda aldığı sonuçlar bir yana; umut vadeden bir eğitim kurumumuzun durumu ile ilgilenmeyi onun hakkında soru sormayı vicdani bir borç olarak görüyorum. Bu yüzden Şehir Üniversitesinin -Dipsiz Gölün aksine- boşaltılmadan gerekli tedbirlerin alınıp içindeki hazinenin korunması ve kamuoyu vicdanının rahatlatılması gereğine inanıyorum.”

YUSUF KAPLAN: VEBALİ BÜYÜK OLUR

Yeni Şafak yazarı Yusuf kaplan da geçen pazartesi günü “Şehir Üniversitesi çökerse, vebali büyük olur!” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Şehir Üniversitesi’nin çökmek üzere olduğunu yazan Yusuf Kaplan, “İşte bu kabul edilemez!” dedi.

Kaplan yazısının devamında Davutoğlu’nun yeni parti girişimine gönderme yaparak, “Bütün bunlar, Şehir Üniversitesi gibi bizim bu ülkede inşa ettiğimiz en güzel kurumlardan birini yok etmeyi, kötürümleştirmeyi, kör-topal hâle getirmeyi gerektirmez” diye yazdı.

Yusuf Kaplan’ın yazısının ilgili bölümü şöyle:

“ŞEHİR ÜNİVERSİTESİ, BİRİNCİ SINIF BİR ÜNİVERSİTE

Tam da epistemolojik kırılma ve ontolojik kopuş yaşadığımız iki yüzyıllık ikinci büyük medeniyet krizinin izlerini her yerde gördüğümüz bu yok oluş sürecinde hem Batı’daki bilgi birikimini aktarma hem de bizim medeniyet dinamiklerimiz ekseninde bu birikimi gözden geçirerek dönüştürme ve bize maletme sürecinde neredeyse ülkenin tek üniversitesi Şehir Üniversitesi!

Ama bu üniversite, şu an çökmek üzere: Çalışanlarına, akademisyenlerine maaşlarına ödeyemez durumda!

İşte bu kabul edilemez!

Üniversitenin arazisiyle ilgili yasal araştırmalar yapılsın elbette. Ama bu tür kurumların hepsine, özel prosedürler üzerinden arazi tahsis edildiğini herkes biliyor bu ülkede!

Fakat devlet, eğitimin çöktüğü bir süreçte eğitimi birinci sınıf kalitede ve ruhta yapan bir üniversiteye özel muamele yapsın; önünü kapatmak yerine önünü açsın!

Akıl da, vicdan da bunu emreder!

Oysa bu ülkenin 200 küsûr üniversiteye ihtiyacı yok. Bizim, bize yeni Gazâlî’ler, yeni Râzî’ler, yeni İbn Arabî’ler, İbn Haldun’lar, Sinan’lar, Itrî’ler yetiştirecek ya da böylesi bir eğitimin tohumlarını ekecek, dünya çapında eğitim veren 2-3 tane birinci sınıf üniversiteye ihtiyacımız var.

Şehir Üniversitesi, yukarıda da değindiğim gibi, aslında bu tür öncü üniversitelerimizden biri, o yönde hızla ilerliyor... Bu gerçeği üniversitenin en parlak hocaları Mehmet Genç Hoca’dan Uğur Tanyeli ve Mehmet Ali Büyükkara’ya kadar pek çok isim dile getirdi yaptıkları açıklamalarla.

VEBALİ BÜYÜK OLUR!

Ahmet Davutoğlu’nun siyasî fikirlerini, duruşunu, attığı adımların çoğunu açıkça eleştirdim buradan. Önemli gördüğüm adımlarını da destekledim ülke yönetiminde aktif rol alırken. Ancak Erdoğan’sız Türkiye projesinin dayatıldığı bir konjonktürde Erdoğan’a destek vermek gerekiyor, daha güçlü bir yönetim için bunun çok önemli olduğunu düşünüyor ve parti kurmaya kalkışmasını doğru bulmuyorum. Parti kurma-kurmama meselesini Erdoğan’la kararlaştırması daha anlamlı ve şık olurdu dosta-düşmana karşı!

Bütün bunlar, Şehir Üniversitesi gibi bizim bu ülkede inşa ettiğimiz en güzel kurumlardan birini yok etmeyi, kötürümleştirmeyi, kör-topal hâle getirmeyi gerektirmez.

Aksine, eğitimin neredeyse çökmenin eşiğine geldiği bir zaman diliminde, daha fazla desteklemeyi, dahası böyle bir üniversitenin sıkıntılarıyla, sorunlarıyla daha yakından ilgilenmeyi gerektirir.

Eğer Şehir Üniversitesi çökerse, bu ülkenin insanları, İslâmî kesimleri bir daha bu tür büyük ve zorlu ama hayatî işlere girişmeye cesaret edemezler!

Başta Tayyip Bey olmak üzere, hükümetin bu konuda tarihî bir sorumlulukla hareket edeceğini umuyorum. Vebali çok ağır olur bunun huzur-u ilâhî’de.”