Sözcü yazarı Yılmaz Özdil, genç cumhuriyetin uçak üretme çalışmalarını yazdı ve günümüzle karşılaştırdı.

Yılmaz Özdil, 'E şimdi bakıyoruz… Saman ithal ederken, habire makam uçağı alan bir hükümet. Türk Hava Kurumu'nu aşağılarken, uçma garantisiyle helikopter kiralayan bir tarım bakanı. Elalem madenlerimizi götürsün diye kendi ormanlarını kendi eliyle keserken, kağnı'nın çağdaş versiyonu olan tank palet fabrikasını Arap'a veren bir zihniyet.'

Yılmaz Özdil'in yazısı şöyle oldu:

Mustafa Kemal “sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler halinde geri dönmelisiniz” dedi… Cumhuriyet'in beyin takımını oluşturacak, memleketin sıfırdan inşasına temel atacak olan pırıltılı gençlerimizi yurtdışına eğitime gönderdi.

Selahattin Reşit Alan, umudumuz olan gençlerden biriydi, henüz 22 yaşındaydı, Fransa'ya gönderildi, “tayyare mühendisi” oldu.

Mühendislik diplomasının yanısıra pilot brövesini de aldı, yurda döndü, Eskişehir Tayyare Fabrikası'nda işbaşı yaptı, gecesini gündüzüne kattı, ilk milli uçağımız MMV-1'i üretti.

Milli Müdafaa Vekaleti, yani Milli Savunma Bakanlığı adını taşıyan uçağımız, saatte 200 kilometre sürat yapıyor, havada 2.5 saat kalabiliyordu.

Fotoğrafa iyi bakın lütfen… Genç uçak mühendisimiz Selahattin Reşit Alan, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin gururu olan milli uçağımızın gövdesine “kağnı” figürü işlemişti.

(Mustafa Kemal, Cumhuriyet ilanından hemen sonra, 1925'te Türk Tayyare Cemiyeti'ni, yani Türk Hava Kurumu'nu kurdu.
Altı ay sonra Tomtaş'ı kurdu.
Tayyare ve Motor Türk Anonim Şirketi'ydi.
Milli savunma bakanlığı, Türk Tayyare Cemiyeti ve Alman Junkers şirketi ortaktı. Yüzde 51'i milli savunma bakanlığımıza aitti.

Selahattin Reşit Alan, işte bu dönemde, Tomtaş kurulur kurulmaz Fransa'ya gönderildi.
Bir yıl sonra 1926'da, Kayseri Uçak Fabrikası'nın açılışı yapıldı.
İki yıl içinde yeterli sayıda Türk personel yetişti, Almanlara gerek kalmadı, Junkers devre dışı bırakıldı, Junkers'in ortaklık payı Türk Hava Kurumu tarafından satın alındı, tamamı bizim oldu.

1932'de Eskişehir Tayyare Fabrikası kuruldu.
Selahattin Reşit Alan, Eskişehir'deki fabrikada, yukarıda fotoğrafını gördüğünüz “kağnı”lı uçağı üretti.)

(Mustafa Kemal, kağnıyı Kurtuluş Savaşı'nın simgesi olarak görürdü.
O tekerlekleri gıcırdayan kağnılar, aslında, Türk milletinin çektiği acıların, milli mücadele döneminde sıktığı dişin gıcırdısıydı.
Dünya askeri tarihinde sadece bizde varolan, yokluğun, çaresizliğin icadı olan “kağnı komutanlığı”na vefa borcu hissediyordu.

Kadınlarımız tarafından yönetilen, öküzler tarafından çekilen o iki tekerlekli ilkel kağnılar, emperyalizmin çelik gücüne karşı, demiryoluna karşı, motorlu araçlara karşı kazanılan destansı zaferin sembolüydü.

Kağnı gibi karasaban'a da büyük saygı duyardı. “Kılıçla fetih yapanlar, sabanla fetih yapanlara yenilmeye mahkumdur” diyordu.
Bu düşüncelerle kağnı ve sabanı “ulusal amblem” yaptı.
1927'de tedavüle sürülen bir liralık banknotlara… Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kağıt parasının üzerine “karasaban” koydurdu.

Çalışma odasının duvarına, çalışma masasının tam karşısına, ressam Namık İsmail bey'in “Harman Dövme Sahnesi” isimli tablosunu astı.
Kütüphanesinde fildişinden kağnı biblosu vardı.
1933'te Cumhuriyet'in onuncu yıl resmi geçit töreni yapıldı. Askeri birliklerin, öğrencilerin, memurların yanında, kağnılarıyla köylüler vardı. Tarihi korteje özellikle “kağnı” dahil edilmişti.)

Selahattin Reşit Alan, işte bu şuurla, genç Türkiye'nin gururu olan, Türk Hava Kurumu'na ait milli uçağımıza “kağnı” figürü çizmişti.

O kağnı sayesinde eğitim alabildiğini, o kağnı sayesinde teknoloji üretebildiğini, o kağnı sayesinde gelişmiş ülkeler seviyesine çıkabileceğimizi biliyordu.
Hangi zaferi kazanırsan kazan, “kılıçla fetih yapanların, sabanla fetih yapanlara yenilmeye mahkum” olduğunu biliyordu.
Kağnıyı uçağa, toprağı gökyüzüne yükseltirken, ithalat'ın değil, ancak ve ancak üretim'in kazanabileceğini sembolize ediyordu.

O kağnı…
İstikbal göklerdedir diyen, çok kısa sürede tarımsal üretimiyle “dünyada kendi kendine yetebilen ender ülkelerden biri” haline gelen, yurtsever, vizyoner, liyakat sahibi nesillerin tertemiz duygularıydı.

E şimdi bakıyoruz…
Saman ithal ederken, habire makam uçağı alan bir hükümet.
Türk Hava Kurumu'nu aşağılarken, uçma garantisiyle helikopter kiralayan bir tarım bakanı.
Elalem madenlerimizi götürsün diye kendi ormanlarını kendi eliyle keserken, kağnı'nın çağdaş versiyonu olan tank palet fabrikasını Arap'a veren bir zihniyet.

Değerli gençler…
Zafer Haftası'na giriyoruz.
30 Ağustos Zafer Bayramı kılıç'tan ibaret değildir.
Selahattin Reşit Alan'ın uçağındaki kağnıdır.
Akıl'dır, bilim'dir, ruh'tur.

Zafer Haftası… Kurtuluş Savaşı'nın gerçek manasını keşfetmeniz için, Türkiye'ye ve “milli şuur” kavramına kafa yormanız için fırsattır.