Sahne hayatında 45 yılı geride bırakan Cem Davran, 5 Aralık tarihinde düzenlenecek Pantene Altın Kelebek Ödül Töreni'ni sunacak. Davran, hayat mottosunu 'ETGK' dile açıkladı ve, "ETGK’ usülü yani ‘El terazi göz kantar’, kendi tadımda yaşamaya çalışıyorum" dedi.

Hürriyet'ten Zeynep Bilgehan'a konuşan Cem Davran, sahne hayatına ilişkin bilinmeyenlerinden söz etti. Pantene Altın Kelebek Ödül Töreni'ni 10. kez sunacağını belirten Davran, "Ödüllü yerde herkes ‘Ona verdin, buna vermedin’ diye söylenir ama bu etkinlik artık bir markadır ve Türkiye’nin böyle festival ve ödül törenlerine ihtiyacı vardır. Sunuculukta idolüm, gelmiş geçmiş en efsane sahne adamı olan Orhan Boran" diye konuştu.

HAYAT MOTTOSU 'ETGK'

Davran hayat mottosunu ise 'ETGK' olarak açıkladı. "Ben ‘ETGK’ usülü yani ‘El terazi göz kantar’, kendi tadımda yaşamaya çalışıyorum" diyen Davran, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Aslında halen çocukluk hayalimin peşinden koşuyorum; yüzlerce oyunda oynadım, her oyuna tiyatronun önünde bekleyen çocuk heyecanıyla çıkıyorum. Beni izlemeye gelenler Dram Tiyatrosu’nun kapısında ‘Ben tiyatrocu olacağım!’ diyen çocuğu çok mutlu ediyor. Hep doğal olmaya çalıştım. Bunu kimi sevdi ‘Aileden biri gibi’ dedi, kimi de 'Ay hiç sevmiyorum bu herifi' dedi. Son dönemde ‘Bunu televizyonda hiç sevmezdim ama tiyatroda hayran kaldım’ diyeni çok duyuyorum.

"Sanat için hep hiparaktifim! Şimdi de hayatımın en yoğun günlerinden birini yaşıyorum. Pandemide ‘Göç Mevsimi’ diye film çektim. Zeki Demirkubuz’un yeni filmi ‘Hayat’ta oynadım, hayatımdaki en güzel rollerden biriydi. 'Üçü Bir Arada' diye bir oyunumuz, Hakan Gerçek’le Zorlu’da oynayacağımız 'Samanyolu’nu Bilir Misiniz' diye bir oyunumuz var. Yılbaşında ilk kitabım çıkıyor; 15 yaşından beri tuttuğum günlüğün ismini taşıyan, ‘Palyaço’nun Günlükleri.’ Yıllarca biriktirdiğim öykülerimi, anılarımı, tanıklıklarımı, günlüklerimi kitaplaştırdık."

KÜÇÜK OĞLU İTALYA'DA SİNEMA OKUDU

Davran, "Eşim Hilal Davran ile 1989’da tanıştık, 1990 Mart’ında evlendik. Sonra baktık çocuklarımız olmuş! Büyük oğlum Hürcan İstanbul Devlet Konservatuvarı Müzik okudu. Sonra oyunculuğa geçti. Küçük oğlum Ali de İtalya’da sinema-televizyon okudu. Şimdi benim tiyatromda çalışıyor" dedi.

'RUHSAR ÖZLEDİĞİMİZ ESKİ TATLARIN KADEHTEKİ SON YUDUMU'

1998-2001 yılları arasında Kanal D’de yayınlanan ‘Ruhsar’ dizisiyle hafızalara kazınan Davran, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kanal D’den Faruk Bayhan beni bir oyunda izlemiş. Yapımcısı Abdullah Oğuz, yazarı Gani Müjde olan ‘Ruhsar’ projesinde ‘Mazhar’ rolünü oynamamı istediler. Dönemin kült dizisi oldu! Bir nesli, bir hayalle, tatlı tatlı ve mutlu büyüttü… Ruhsar özlediğimiz eski tatların kadehteki son yudumuydu…"

NEDEN BUGÜN 'RUHSAR' GİBİ DİZİLER YOK?

Davran, Ruhsar benzeri dizilerin neden günümüzde yapılmadığı yönündeki soruyu ise şöyle yanıtladı:

"İnsanlar o zaman naifti ve karakterleri içselleştiriyordu. Ayhan Işık’ı sinemadan sevmek gibiydi. Şimdi reytingleri, hatta bizim sözleşmelerimizi bile inceleyen, profesyonel bir seyirci tipi gelişti. Biliyor ki izlediği karakteri sevecek ama sonra o oyuncu başka diziye, oradan reklam kampanyasına atlayacak. Tadında olsa daha iyiydi ama sektör birden endüstrileşti. Çocukluğumda estetik ve beğeni düzeyi, insani değerleri daha yüksek bir toplum vardı. Bir elin gelenekte diğeri gelecekte olacak ve alıp taşıyacaksın.”

'TİYATRO AÇMANIN BİR EHLİYETİ OLMALI'

Davran, tiyatrolarla ilgili de şu değerlendirmelerde bulundu:

“Benim çocukluğumda Beyoğlu’ndaki tiyatro sayısı bugünkünün 20 katıydı. Şehir Tiyatroları’nın altın çağı Muhsin Ertuğrul’un, Gencay Gürün’ün dönemleridir… Bugün tiyatroların en büyük sorunu bir yasasının ve kurumsal yapısının olmaması. Küçük bir şirket kuran herkes kendini tiyatro olarak kaydettirip Kültür Bakanlığı ödeneğinden faydalanıyor. Oysa tiyatro açmanın da bir ehliyeti olmalı. Bu ehliyeti, yine tiyatrocular vermeli. Hele çocuk oyunlarında, herkes çocuk tiyatrosu yapmamalı.”