İşte o röportaj:

Siz olsanız Yüsra’ya ilk ne sorardınız?

Kendime “Nasılsın?” diye sorardım. Kimse gerçekten bu sorunun cevabını merak edip sormuyor... 

Nasılsınız?

Çok teşekkür ederim, iyiyim. ‘Yeni dünyaya’ yakışacak kadar iyiyim (Gülüyor).

16 yaşında girdiğiniz ‘Arka Sokaklar’ setinde 14 yılınızı doldurdunuz. Kariyer yolculuğunuzda, sizi büyüten şey bütünüyle ‘Arka Sokaklar’ oldu diyebilir miyiz?

Bunun cevabını tam olarak ben de bilemiyorum. Serüvenimiz bir gün biterse, elbette bitecektir. Kahramanlarımız, sonuçlarını o zaman anlayacak bence. O kadar sene bir dizide, o insanlarla, o işi yapmak, büyümek, gelişmek ne demekmiş, daha iyi göreceğiz. 

 ARTIK ‘BİR ŞEY’ OLMAK İSTEMİYORUM ŞİMDİ ANLIYORUM…

O HAL, OKYANUSKEN SU DAMLASINA “EYVALLAH” DEMEKMİŞ

“Benden bir şey olursa bu insanlar sayesinde olacak” demişsiniz dizideki rol arkadaşlarınız için. Geldiğiniz noktada “Benden bir şey oldu” diyor musunuz?

Benden ancak ‘ben’ olur. Daha azı ya da fazlası yok. Keşke ‘ben’ olabilse... 

“Bir ben vardır bende, benden içeri” demiş ya Yunus Emre. Olabilmek ne mümkün öyle... Ama varsa bir hayalim, içerideki beni görmektir. Nasip olursa eğer, yaşadığım her şey, bulunduğum her yer ve benimle temas eden herkesle ilgilidir.

Sağ olsunlar, var olsunlar. Artık bir şey olmak istemiyorum (Gülüyor). O hal, okyanusken, su damlasına eyvallah demek gibiymiş. Yeni fark ediyorum.

KENDİMİ ZELİHA’YA HAPSOLMUŞ HİSSETMİYORUM

Dizide Hüsnü Çoban’ın kızı Zeliha rolündesiniz. Kendinizi zaman zaman Zeliha’ya hapsolmuş gibi hissediyor musunuz? Sıkıldığınız olmuyor hiç?

Sıkılmak, hislerimi anlatan doğru kelime mi, bilmiyorum. Ama içimde başka karakterleri ve durumları oynamak arzusunu fazlasıyla taşıyorum. Şimdilik kendi içimde hayat veriyorum onlara. Biliyorum ki herkesle paylaşacağım günler gelecek. Ama hapsolmuş hissetmiyorum kesinlikle. Oynamak, aksine gerçek bir özgürlük… Oynarkenki kadar özgür hissettiğim hiçbir an yok. 

İnsanlar bu diziyi izlemekten neden bıkmıyor sizce? Seyirci gözüyle evde oturup izlediğinizde siz hangi duygularla izliyorsunuz mesela?

Bıkmıyorlar…  Bu, harika değil mi? (Gülüyor) Ama benim objektif olarak seyirci gözüyle bakabilmem pek mümkün değil.

‘KIZ-KADIN’ AŞAĞILAMALARININ, ‘EVDE KALMALARIN’ , ‘KADININ CİNSEL TERCİHLERİNİN’ HEPSİNİN BİR KURTULUŞU OLDUĞUNUN FİLMİNİ ÇEKSEK KEŞKE

Bundan sonra nasıl bir rol sizi heyecanlandırır?

Kadınlara yönelik şiddetin her türlüsünü konu alan ama umut dolu bir filmde oynasam ne güzel olur… Kadınların her türlü tercihinde bağımsız olduklarını anlatsak... Anlamayı reddedenlere kadınların da annelerin de insan olduklarını anlatsak, “Sen annesin” diye başlayan, kadını kısıtlayan, eleştirilere bir cevap sunabilsek. ‘Kız-kadın’  aşağılamalarının, ‘evde kalmaların’ , ‘kadının cinsel tercihlerinin’ hepsinin bir kurtuluşu olduğunun filmini çeksek. Çok isterdim böyle bir filmde, güçlü bir kadın karakterini canlandırmayı.

HAYALLERİM, O HAYALİ YAŞAMAKLA ÇOK SAVAŞTI

Oyunculuk kariyeriniz, 13 yaşında, ‘Hayat Bilgisi’ setinde başlıyor. O yaşlarda setlere girmişken, neden konservatuvar okumadınız diye merak ettim.

Sektöre girince olumsuzluklardan daha çok etkilendim sanırım. Sektörün içinde sektöre daha büyük bir yuhalama duyunca, hayallerim, o hayali yaşamakla çok savaştı… Ama sanat tasarımı okudum. Çok uzak sayılmam. (Gülüyor) Öyle avunuyorum şu an.

Peki hangi duygularla, ilk ne zaman “Evet, ben bu işi yapacağım, oyuncu olacağım” dediğinizi hatırlıyor musunuz?

Uçsuz bucaksız hayallerimle artık ‘oynamaktan’ başka bir şey düşünemediğim an “Oyuncu olacağım” dedim. Aslında çok olmadı diyeli. 

Kendimi bildim bileli oynuyorum… Fakat hayat bir süre hayallerimle arama girdi.

“Bu meslekte en önemli bilgi görünmeyen mesafe koymak” diyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Kesinlikle öyle! Ama bunu açarsam görünür hale gelir. Bu bir sır. (Gülüyor)

“NASİP-KISMET” ANLAYIŞI KONFORLU BİR ALAN SUNUYOR AMA SON ZAMANLARDA RAHATIMI BOZDUM BİRAZ

Sizi biraz araştırınca çok kaderci olduğunuz algısı geçti bana. Birçok şeye “Kısmet” diye cevap vermişsiniz.  Çok istediğiniz bir şey gerçekleşmediğinde, rahatlıkta “Kısmet” deyip geçebiliyor musunuz gerçekten?

Kaderciydim... Hala biraz belki kaçıyorum oralara. Oralar kolay, rahat... Oralarda çok sorumluluk yok. Konforludur “Nasip-kısmet” demek. Ama rahatımı birkaç zaman önce kaçırdım. Tüm konforuma veda ettim. İçimde büyümek ve gelişmekle ilgili beni domine edecek gücün tırtıl-kelebek dönüşümündeki gibi, o rahatsızlığımdan geleceğine inandım. Hep kendimi zorlamayı severdim. Artık sadece kendim için zorlamayı seçtim. Diğer türlüsü üzüyor.

Hırslarınız var mıdır? Ya da hangi konularda ortaya çıkar?

Israrcılık, oldurmaya çalışmak benim inandığım her şeyle çatışır. “Her çeşit aşırılık zarardır” denir ya, buna çok inanıyorum. Yolum, orta yoldur. İstediklerim için savaşmak zorunda kalıyorsam, yanlış bir şey istiyorum demektir. Hırslanıyorsam, o durum beni kontrol ediyor demektir. “Kaç Yüsra” derim kendime, “Kaç!”

GÜZEL BAKABİLMEK EN BÜYÜK KIYMET

Sizi çok güzel buluyorum ama daha doğru ifadeyle farklı geliyorsunuz bana. Siz aynaya bakınca gördüğünüz Yüsra’ya karşı ne hissediyorsunuz?

Ahh! Ne güzel geldi kulağıma… Belli ki sadece benimle ilgili değil, sizin de güzelliğiniz var bu sözlerde. Güzellik gören gözdeymiş... Güzel bakabilmek, olabilecek en büyük kıymet benim nezdimde.

Çoğu zaman huzurla gülümseye çalışıyorum kendime. Kimsenin gerçekten sormadığı o soruyu soruyorum kendime hep, “Nasılsın?” diyorum. 

Yüsra’yı tanımak, onunla arkadaş olmak ister miydiniz mesela? 

İnan bilmiyorum… ‘Yüsra, fazla mı kendi halinde?’ diye düşünüyorum bazen. (Gülüyor)

ŞİMDİ ANLIYORUM, FAZLA KORNAKLI BİR ÇOCUKLUK YAŞAMIŞIM

Nasıl bir ailede büyüdünüz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Anadolu’da büyümüş anne babanın çocuklarıyız. Ben 7 yaşındayken İstanbul’a geldik. Sevmenin her şey olduğunu ailemden öğrendim. Şimdi anlıyorum, fazla korunaklı bir çocukluk yaşamışım. Hala öyledir biraz. Ama onlar ne yaparlarsa iyi ol diye yaparlar ya... Artık ölçüyü ayarlamak bizde. Bu lüksün keyfinden de kaçmak kolay değil.

NE ZAMAN, NE YAPACAĞIM BELLİ OLMAZ

Karadenizlisiniz. Çok karakteristik özellikleri olduğu söylenir hep. Sizin karakterinizde var mıdır yansımaları?

Var. Ne zaman ne yapacağım belli olmaz. (Gülüyor)

BAZI ANLARDA İÇİMDEKİ FIRTINA DIŞARIYA HİSSİZLİK OLARAK YANSIR

ARTIK NE DERECE YÜZLEŞEMİYORSAK, HİÇ OLMAYI SEÇİYORUZ

Dışarıdan fazla sakin görünüyorsunuz. Ne olunca sizde fırtına kopar? Hangi durumlar karşısında taşkın duygular hissedersiniz?

Kişisel doyumsuzluklarını sizinle bir mesele haline getiren ve bunu yine sizle halletmeye çalışan insanların karşısında... Hem zamanıma, hem sevgime, hem de çözümsüzlüğe ayrı ayrı yanarım. Şimdi bu işin doğrusunu ona kim anlatacak diye düşünür, çaresiz hissederim. İçimdeki fırtına dışarıya hissizlik olarak yansır. Bunu sevmem. Bu en kötüsüdür. Bir şey hissetmemek doğamıza aykırı. Artık nasıl yüzleşemiyorsak, hiç olmayı tercih ediyoruz.

KAMYON ARKASINDAN DERİN BOŞLUKLARA YAZAR GİBİ…

Instagram’da fotoğraflarınızın altında genellikle kendinize ait kısa yazılar paylaşıyorsunuz. Deneme gibi de kısa şiir gibi de… Var mı bir tanımlamanız?

Serbest. (Gülüyor) Kamyon arkasından, deriiin boşluklara yazar gibi... Çok küçük yaştan beri günlük yazıyorum. Şimdi günü anlatmak yetmiyor. ‘Asıl günü’ anlatmak istiyorum ama çok da değil, az anlatmak…  Azı anlatmak istiyorum.

Kitap haline getirmeyi düşünüyor musunuz yazdıklarınızı?

Kitap, ufukta bir kara parçası. Denizi daha çok seviyorum. Daha özgür bir alan.

BURALAR ZOR…

YOL, VARMAKTAN DAHA KIYMETLİ

“Arayışların biteceği bir yer var ve çok yakın.” Bunu bir paylaşımınızda okudum. Arayışın bittiği bir yer var mı gerçekten?  

‘Eğer göğün yedi kat üstüne çıkmaksa niyetin, aşktan güzel merdiven bulamazsın. Eğer aşkı bulmaksa niyetin, aramadan duramazsın” Yunus Emre’nin bu dizelerini çok severim. Niyete bağlı yani. İstersin de bitmez mi?

“Ben, aslında neyi arıyorum?” sorusunun bir cevabı var mı içinizde?

Benim için yol, varmaktan daha kıymetli. Varmak mümkün mü, o da muallak. “Kendimi arıyorum” sözü boşuna klişe olmamış aslında. Buralar zor. Yine Yunus’un dediği gibi “Bu yol hem kolay hem zor.”

KADINLAR OLARAK, HERKESİN ELİNDE, DİLİNE, GÖZÜNE BİZ SAHİP ÇIKMAK ZORUNDA BIRAKILDIK

Yakın zamanda sosyal medyada şu sözleri yazdınız. “Biz kadınlar, erkekler gibi boyumuzun yettiği kavgalara girmeyi tercih edemiyoruz. Biz, kavganın içine doğuyoruz.”

Evet, kadınlar olarak hepimiz, doğduğumuz andan itibaren aynı mücadeleyi veriyoruz. Herkesin eline, diline, gözüne, aklına, fikrine ‘biz’ sahip çıkmak zorunda bırakıldık. Sebep de biz olarak görülüyoruz.

Bir de ısrarla kadınları samimiyetsiz bulduklarını söyleyenler, hatta “Bir kadın olarak hayatta en büyük darbeleri hep kadınlardan yedim” diyenler var. Böyle ifadeler duyunca ne hissediyorsunuz?

Aslında ifade ediliş şekli yanlış. Yoksa en basitinden annemizden başlamıyor mu bu durum? “Aman çocuğum...” diyerek başlayan ve sanki sen kendini korumayı beceremiyormuşsun durumuna getirilen ifadeler… “Dünya kötü!” diyemiyor ya kimse... O zaman neden dünyaya getirdiniz beni? Aslında dünyanın kötü olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Bu konu açık yara gibi, canımı yakıyor. Basıyorum çığlığı…

Kısa kısa…

Çok sevdiğinizin bir şairin çok sevdiğiniz bir dizesi?

“Her içtenlik çabası gidiyor, dolambaçlı ilişkilerimizde kurduğumuz sahteliklere çarpıyor” Oruç Aruoba- ‘İle’

En son ne zaman kiminle dans ettiniz? Hangi duygular içindeydiniz?

Onur (Bay) ve Furkan (Göksel) ile dans ettim. Yeni hayatımızı kutluyorduk. ‘Yeni dünyayı’ sevmeye karar verdik.

Hayattan aldığınız en güzel hediye ne?

Sahneye çıkmak ve onun getirdikleri...

Günlük vazgeçilmez ritüeliniz?

“İki günü eşit olan zarardadır.”