29 Kasım-5 Aralık tarihleri arasında Ankara’da, 6-8 Aralık’ta Sinop’ta ve 9-12 Aralık’ta Kastamonu’da perdelerini açacak Festival’in bu yılki özel seçkisi sinema yazarı Fatih Özgüven’den.

Gezici Festival, her yıl sinema dünyasından bir kişinin hazırladığı özel bir film seçkisine programında yer veriyor. 25. Gezici Festival’de bu bölümün konuğu, bazen kışkırtan, bazen güldüren ama hemen her zaman zihinde kapılar açan, düşündüren, hayranlık uyandıran özgün sinema yazılarıyla tanıdığımız usta çevirmen, yazar Fatih Özgüven.

Yazarın, kararsızlıktan mustarip tipik bir Terazi Burcu insanı gibi iki uç arasında gidip gelen karakterleri ve bu karakterlerin yaptıkları seçimleri düşünerek oluşturduğu ve ‘Terazi Filmleri’ diye adlandırdığı seçkide üç film seyirciyle buluşacak.

Terazi Filmleri

Luis Buñuel’in, ülkesi İspanya’da çektiği ve İspanyol yazar Benito Pérez Galdós’un aynı adlı romanından uyarladığı Tristana (1970), annesinin ölümünden sonra saygın bir kent soylu olan dayısının himayesine giren genç bir kadının olgunlaşma hikâyesi. Tristana’yı (Catherine Deneuve) himayesine alan Don Lope (Fernando Rey) masumiyetinden ve güzelliğinden etkilendiği kızı baştan çıkarır. Ancak zamanla Tristana, Don Lope’nin kontrolündeki hayatının sınırları dışında da bir hayat olduğunu fark eder ve yakışıklı ressam Horacio (Franco Nero) ile bir ilişkiye başlar.

Terazi Filmleri için kaleme aldığı katalog yazısında Fatih Özgüven şöyle diyor: ‘Şu Tristana denen kızı alın mesela. Birbirine benzeyen iki nohut tanesinden birini seçip ağzına atıyor ya da birbirine benzeyen iki sütundan birini seçiyor, seçebildiğini sanıyor da bir hayat boyu durmadan yanlış- yanlış- yanlış seçimler yapıyor. Yoksa bize mi öyle geliyor? Seçim nedir? Biz gerçekten seçer miyiz? Yoksa başka bir şey mi bizim yerimize seçer?’

Carl Theodor Dreyer’in Danimarkalı rahip Kaj Munk’un tiyatro oyunundan uyarladığı 1955 yapımı şaheseri Söz’de (Ordet), bir çiftçi ailesi inanç ve aşk yüzünden dağılma noktasına gelir. Çocuklardan biri İsa olduğuna inanmaktadır, biri kendisini dini anlamda agnostik ilan eder, biri de aşırı dindar bir ailenin kızına aşık olur. Bir dizi inanç ve isyan öyküsünün iç içe geçtiği film, ağır ağır olağanüstü sarsıcı bir düğüm noktasına ulaşır.

Özgüven şöyle diyor Söz hakkında: ‘Başkaları, özellikle de sevdiklerimiz, çok sevdiklerimiz hakkında, özellikle de ölüm-kalım bahsinde nasıl seçim yapabiliriz, yapabilir miyiz? Söz bu bahiste sadece tek bir biçimde davranmamızı önerir: saf bir kalp ile. Bu film sinemanın en iddialı ve en sade filmlerinden biridir.’

Louis Malle’in, en karanlık ve kişisel filmlerinden birisi olan Saman Alevi (Le Feu Follet, 1963) ise Versailles’da bir klinikte tedavi görmekte olan alkolik bir adamın, Alaşin'in hikâyesidir. Fakat Alain önce Paris’teki arkadaşlarıyla son kez görüşüp, yaşamak için bir neden bulmayı denemeye karar verir.

Katalog yazısının Saman Alevi hakkındaki bölümünde şöyle diyor Fatih Özgüven: ‘Başkalarının seçimleri karşısında ne yapacağız? Kendimizle ilgili seçimlerimiz, sevdiğimiz insanlara ilişkin seçimlerimiz bir biçimde bize değerken, tanımadığımız başkalarının bizi hiç umursamadan verdiği bazı büyük kararlar da vardır.

‘Onun yerinde ben olsaydım’ diyemeyeceğimiz insanların seçimleri. Onları ancak karşıdan seyredebiliriz. Edebiyatı ve sinemayı vazgeçilmez yapan bu seçimler karşısında ürperişimizdir. Yabancı’nın kararı, Anna Karenina’nın kararı bizi hesaba katmaz ama bizi değiştirir.

Louis Malle’in Le Feu Follet/Saman Alevi’nin alkolik kahramanı Alain’in hikayesi de böyle. Alain bir ‘saman alevi’dir, hafifçe yanıp sönerek yaşayıp giden sayısız insandan biri. Ama onların da seçimleri vardır. Bize ancak seyretmek düşer.’