Serhat Karaaslan'ın senaryosunu yazıp yönettiği, Berkay Ateş, Saadet Işıl Aksoy, İpek Türktan Kaynak, Füsun Demirel, Erdem Şenocak, Müfit Kayacan, Banu Fotocan'ın yer aldığı "Görülmüştür" filmi 20 Eylül'de vizyona girdi. Film, mahkûmlara gelen mektupları denetleyen gardiyan Zakir'in hikâyesini ele alıyor. T24'ten Aylin Kaplan, Berkay Ateş'le konuştu. 

 Kaplan'ın haberi şöyle;

"Görülmüştür" 30. Ankara Uluslararası Film Festivali'nde (2019) "En İyi Senaryo", "En İyi Erkek Oyuncu"; "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu", "SİYAD En İyi Film", FEDEORA Film Eleştirmenleri'nce En İyi Film Ödülü, 38. İstanbul Film Festivali'nde En İyi Senaryo ödülü aldı. 

Filmde Berkay Ateş'in canlandırdığı Zakir, mesai dışındaki saatlerini yazarlık kursunda geçiriyor. Öyküler yazıyor, hayaller kuruyor, dünyasını çoğaltıyor... İşi infaz koruma memurluğu, yani gardiyan. Hapishanede mahkûmlara gelen mektupları okuyor, 'sakıncalı' yerlerini karalıyor ve görülmüştür mührü basıyor. Sakıncalı sözcükleri düşünüyor, ama zihnindekiler çoğunlukla dilinden sözcüklere dökülmüyor. 

Ve bir gün, bir mektup, mektubun içinde bir fotoğraf; iki erkek bir kadın. Evli bir çift ve erkeğin babası. Zakir'in hikâyesi bu fotoğrafla, fotoğraftaki kadın Selma (Saadet Işıl Aksoy) ile değişiyor...

Hapishane koşulları, Zakir'in hayatının arka planında işleniyor. Siyasi tutsaklar ve onların hapishane koşullarına karşı direnişini filmin akışında noktalama işaretleri gibi görüyoruz. 

Selma, sesini çok az duyduğumuz ama sessizliği ve duruşuyla Zakir'in olduğu kadar bizim de içinde bulunduğunu anladığımız kadın...

Baskı, sansür, politik örgütlü ve bireysel direniş, kadın, kadına şiddet, yoksulluk, suç, sistem, duygusallık, iktidar... Görülmüştür'de bunlar ve daha fazlasını izliyor, düşünüyoruz.

Film en genel planda sansür ve baskıyı anlatıyor. Ancak filmde tüm bunlara karşı bir ‘çıkış’ yolu ya da çabasına tanık olmuyoruz doğrudan. Neden; çıkış olmadığında mı?

Zakir’in hikâyesinin bir temel noktası da bence bütün bu baskı ve sansüre karşı çıkması aslında. Anlatım dilinin ve tarzının dolaylı olması, aslında sizin geri planda kalıyor dediğiniz çabanın, başka bir yönden hem de hiç beklemediğimiz biri tarafından, bir infaz koruma memuru tarafından ortaya konulmasını sağlıyor. Mektup okuma memurunun o düzenin içinde bir gerçeği ortaya çıkarmaya çalışması, bildiğimiz okumaların çok dışında bence.

Film hapishanedeki baskı, sansür gerçeğinden yola çıkarak bir ülke fotoğrafı da çekiyor. Zakir’in de görevi mahpus mektuplarını okuyup denetlemek. Ama o biraz farklı, insani yönü sağlam kalmış… Sistemin içindeki ama kendi başına da farklı bir yerde duran Zakir’lerin iyiliği bir şeyleri değiştirebilir mi?

İyilik her zaman ve her koşulda bir şeyleri değiştirebilir ve yahut değişim ihtimalini kendi içinde kuvvetli bir şekilde barındırır. Ancak “iyiliği” yalnız başına bırakmamak gerekir. Bugün artık bilginin, iyiliğin, doğrunun paylaşılması, yayılması her zamankinden daha mühim. Değiştirmek için kararlı olmak, adım atmak, harekete geçmek de gerekir.

Zakir’in Selma’ya olan ‘merakı’, ‘ilgisini’ negatif anlamda ‘takıntı’ olarak değerlendirmek doğru mu sizce? Ya da bir şekilde baskı gördüğünü tahmin ettiğimiz bir kadına yardım etmeye çalışmak…

Ben Zakir’i genel olarak bir kuşağın yansıması olarak düşünüyorum. Tutunacak bir dal bulduğunda, her şeyden bağımsız bir şekilde kendi var etmek isteyen bir kuşak. Sessizleşmiş, farklılıklarını törpülemek zorunda kalmış, renkleri silikleştirilmiş bir kuşak. Bu yüzden de Selma’ya olan tutkusu veya takıntısı aslında bir açıdan da kendi çıkaramadığı sesi Selma’dan duymak. Belki de o zaman kendi sesinin kıymetine varabilir. Bir nevi aynadaki yansıması gibidir Selma.

Film hakkında daha çok baskı rejimi üzerinden konuşuldu ancak beni daha çok etkileyen kısmı iyi bir kadın öyküsü olması. Emel biraz da Zakir’e olan ilgisi yüzünden Selma hakkında bir şeyler yapıyor. Emel’in korkusunu da görüyoruz filmde, gerçek olan bir korku. Zakir ve özellikle de Emel’ler olarak ne yapmalıyız?

Aslında bir önceki sorunun cevabında eksik kalan yeri bu soruyla tamamlayabilirim. O da şu; filmin önemli bir dayanak noktası, Zakir’in kendi var olma sürecinin bir baskılanan/tercihsiz bırakılan bir kadının hikayesi üzerinden anlatması. Neredeyse toplumun her kesimi öyle ya da böyle bu yakıcı susturulma durumları karşısında muzdarip. Ancak biliyoruz ki son yıllarda bu durum en çok kadınlar ve çocuklar üzerinde akıl almaz bir boyuta ulaştı. Bu yüzden, Emel de bir kadın olarak bu hikayede sessiz kalmayı tercih etmiyor fakat adalet duygusunun zayıfladığı koşulda belki de çaresizlik tek seçenek gibi kalıyor. İşte bizim bu yüzden de hızla ve kararlı bir şekilde adaletin güvenilir bir temele dayanması için emek vermemiz gerek. Umarım ‘Görülmüştür’ bu emeğe bir katkı sunuyordur.

Filmin izlenmesine de gelmek istiyorum biraz. Özellikle sosyal medyadan çokça destek geldi, “salonları boş bırakmayalım” çağrısı yapıldı. Bazı illerde izleyici olmadığı için gösterimlerin iptal edildiği bilgisi geldi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Aslında iptal olan seanslardan ziyade ben seyircilerimizin sinema salonlarına yaptıkları ısrarla elde edilen seansları konuşmak isterim. Bu çok önemli bir dayanışma örneği. Çünkü biz filmleri izlensin diye yapıyoruz. Gerçekten benim için tek dayanak noktası filmlerimiz ve hikayelerimiz sayesinde soru sorabilmek, tartışabilmek, başka bir hayatın  penceresinden bir durum, bir duygu sorgulamasına gidebilmek. O zaman konuşabilme, toplumu ve dünyayı anlayabilme ihtimalimiz güçleniyor. Bu yüzden de Diyarbakır, Denizli ve Batman’da gösterime girememiştik ancak tek seanslık gösterimler gerçekleşecek. Emek veren herkese çok teşekkür ederiz.