GERÇEK GÜNDEM - FİLİZ GAZİ/

Uluslararası Af Örgütü, Nisan ayında cezalandırılan ve Gezi Davası kapsamında tutuklu bulunan Osman Kavala, Mücella Yapıcı, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden, Çiğdem Mater, Yiğit Ekmekçi ve Hakan Altınay hakkında Postane-Galata’da bir basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard’ın video mesajı iletildi. Callamard, video mesajında şu bilgiyi paylaştı:

“Cezaevinde bulunan yedi Gezi tutuklusunun tamamını düşünce mahkûmu ilan etmeye karar verdik. Bu kişilerin hepsi düşünce mahkûmudur. Onlar için mücadele etmeye kararlıyız. İnsan haklarına değer veren, insan haklarını önemseyen ve savunan herkesi de aynısını yapmaya ve mücadelemize katılmaya çağırıyoruz.”

"10 MİLYON DESTEKÇİMİZLE KAMPANYA DÜZENLEYECEĞİZ"

Callamard’ın ardından Uluslararası Af Örgütü Vekil Direktör Ruhat Sena Akşener söz aldı. Akşener, “Gezi davasının siyasi saikle, gerekçesiz bir biçimde ve delilsiz verilmiş bir karar olduğunu sürekli yineledik. ‘Düşünce mahkûmu’ kararı verildikten sonra 10 milyon destekçimizle Gezi tutuklularının serbest bırakılması için bir kampanya düzenleyeceğiz” dedi.

Uluslararası Af Örgütü Yönetim Kurulu Başkanı Kerem Dikmen’in, dün gezi tutuklularını ziyaret ettiği belirtildi. Bu görüşte Gezi tutuklularına, alınan kararın bildirildiği ifade edildi.

ATALAY: AZİZ NESİN, BEHİCE BORAN VE BİZ

Dikmen, Gezi tutuklarının bu karara ilişkin yorumlarını paylaştı. Dikmen şöyle konuştu:

“Avukat Can Atalay, Gezi davasını modern zamanların ‘Dreyfus davası’ olarak nitelendiriyor. Şunları söyledi: ’Gezi eşitlik, özgürlük adalet mücadelesidir. Gezi’yi savunmaya devam edeceğiz. Gezi’nin karalanmasına, Türkiye’nin geleceğinin karartılmasına izin vermeyeceğiz. ‘Düşünce mahkûmu’ kararı Aziz Nesin, Behice Boran için de verilmişti. Bu yüzden özellikle değerli buluyorum.”

Çiğdem Mater ise bu meselenin yalnızca tutuklu yedi kişinin meselesi olarak kavranmaması gerektiğini, bunu aşan bir şey olduğunu özellikle vurguladı. Hakan Altınay ise herkese teşekkür ediyor. ‘Yatay olarak birbirimizin sicil amiriyiz. Biraz utanıyorum ve şükran duyuyorum. Keşke böyle şeyler olmasa ama birilerinin sessiz kalmadığını görmek bende şükran uyandırıyor” dedi.

Osman Kavala ise Gezi davasını bir bütün olarak gerçeklikten kopma olarak nitelendiriyor. ‘Bu kurguyu yazanların bile inanmadığı bir kurgu. Bizim yaptığımız suç eylemi değil, anayasada var olan bir hakkımızı kullanmaktı. Yaptıklarımızın iktidarın dünya görüşüne göre suç sayılması nedeniyle buradayız” dedi ve bu yüzden ‘düşünce mahkûmu’ tanımını yerinde bulduğunu söyledi.”

YAPICI: YAŞAM HAKKIMI SAVUNDUM

Dikmen, mimar Mücella Yapıcı’nın kararı duyduğunda ilk birkaç saniye düşündüğünü belirterek Yapıcı’nın yorumunun şu olduğunu söyledi: “Mimar olarak, birey olarak çok basit bir şekilde yaşam hakkımı savundum. Beraat ettim, tekrar yargılandım.”

Dikmen’in aktardığına göre Tayfun Kahraman ise düşünce mahkûmu kararını “Beyaz sandalye” imgesi ile düşündüğünü paylaşmış. Kahraman, düşünce mahkûmu ilanını gerektiren şartların onur kırıcı olduğunu ifade etmiş.

MÜCELLA YAPICI’YA KELEPÇELİ MUAYENE

Toplantıda son olarak Mücella Yapıcı’nın kızı Cansu Yapıcı söz aldı. Mücella Yapıcı’nın kızı Cansu Yapıcı aileler adına konuştu. Sözlerine Mücella Yapıcı ve Gezi tutuklularının daha önce iki kez beraat ettiğini hatırlatmakla başlayan Yapıcı, “Ve mahkum edildi, ortada suç olmadığı için bu mahkumiyetin gerekçeli karar adeta ‘bir şey 40 kez tekrarlarsanız olur’ yaklaşımı ile yazılmış” dedi.

Yapıcı, sürecin nasıl ilerlediğine dair soruya ise “Hepimizin öğrenmeye çalıştığı bir süreç. Dayanışma hem bizi hem de cezaevindeki arkadaşlarımızı güçlü kılıyor” diye yanıtladı.

Mücella Yapıcı ve Gezi mahkûmlarının şu anda cezaevi koşulları, cezaevindeki infaz koruma memurlarının şartları nasıl değişebilir diye kafa yorduğunun altını da çizen Cansu Yapıcı, annesinin yaşadığı sorunları ise şöyle anlattı:

“İlaçlarının revir hekimleri tarafından yazılması gerekiyor, bu ilk başta epey problem oldu. Annem özelinde, şu anda izliyorsa çok kızar, yaşı büyük olduğu için aldığı ilaçların hepsinin ayrı doktorlar tarafından bakılıp yazılması gerekiyor. Bu süreç tam yönetilemediği için sürekli bir hastaneye götürme süreci var. Ve annem hastaneye kelepçe ile götürülüyor, muayene sırasında da kelepçe ile tutuluyor. Bu nedenle doktora gitmek istemiyor artık. Ayrıca orada yapılan tahlillere ulaşamıyoruz ve dışarıdaki doktorlarına da baktıramıyoruz.”