3. havalimanında insanca çalışma koşullarının olmadığı, 19. yüzyıl koşulları altında dünyanın en büyük havalimanının yapıldığı konuşuluyor. Peki o havalimanını yapan işçiler ne durumda? Kaç kaza, kaç ölüm gerçekleşti, hesabı soruldu mu? Binlerce kişinin çalıştığı şantiyede işçiler ucuz emek sömürüsüne maruz kalırken, başka bir şantiyeye gitmek de yaşam koşullarımızın iyileştirilmesini sağlamadı.

Evrensel'in aktardığı haber şöyle:

Size önce havalimanındaki direnişten söz etmek istiyoruz. Bizim ayaklanmamız, bir işçi servisinde olan kaza yüzünden gerçekleşti. Tesisat işçileri olarak çalışmaya gittiğimiz havalimanında alamadığımız ücretler, tahtakuruları olan koğuşlar, servislerin geç gelmesi, yaşanılan kazalar ve iş cinayetlerinde ölenlerin sayısını bilmemekle birlikte neredeyse her gün kazaların yaşanması...

İşte tüm bunlar olurken artık sessiz kalamadık. 500 tane taşeron firma vardı 3. havalimanında. 30 bin kişiden fazla işçi çalışıyorduk. Eylemlerin olduğu zaman 15 bin kişiydik. Eylemi yapma nedenimiz yaşam alanlarımızın iyileştirilmesi, kazaların ve iş cinayetlerinin önlenmesi ve ücretlerimizi düzenli bir şekilde ödenmesi talepleriydi.

Sahanın içinde eylemi yaparken sivil polisler bazı arkadaşlarımızı “Galeyana getirenler bunlar” deyip gözaltına aldılar. 15 bin kişinin insanca yaşama talebi için verdiği tepki galeyana gelerek verilebilecek bir tepki mi? Yüzlerce mühendis ve iş güvenliği uzmanı da bizleri destekliyordu. Niyetimiz, haklı olduğumuz davada hakkımızı alana kadar sürdürebilmekti. Bir anda ayaklanmamız sosyal medyada duyuldu. Daha sonra gazeteciler gelmek istedi, yöneticiler izin vermedi. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ve yanındaki bakanlar özel arabalarla şantiyeye geldiler. Koğuşlara ve çalışma alanımıza baktılar. Berat Albayrak “Haklılar yaşanacak yer değil” dedi.

Ama akşamında arkadaşlarımız koğuşlar jandarma tarafından basılarak toplu şekilde gözaltına alındı. Polisin şiddetine maruz kaldılar. Devlet adamı geliyor işçilere hak veriyor, akşamında işçilere operasyon düzenliyorlar. Bütün işçi arkadaşlarımızla ne devlete ne de patronlara güvenemeyeceğimizi anladık. İnşaat işçileri olarak daha önce bu kadar toplu bir tepki verdiğimizi hatırlamıyorum. Binlerce işçi haklı talepleri için birleşip hükümete korku saldığımızın bilincindeyiz. Korktukları için o baskılar ve şiddet gerçekleşti.

Biz her daim bu baskıyı yaşayacağız. Dün havalimanında bize bu baskıyı yaşatanlar la bugün ekonomik krizle birlikte bizi terk eden ve bize bu kaosu yaşatanlar aynı insanlar. Hükümet, açılan 3. havalimanı için uluslararası boy gösterisi yaparken, yarın seçimlerde bakın biz iktidardayken dünyanın en büyük şehir hastanesini yaptık diyecek. Biz de kiminle yaptığını soruyoruz. Sömürülen işçilerin kanıyla canıyla yapılan havalimanından gurur duyarlarken, hak gaspları ile güvencesiz çalıştırma koşullarını düşünmeyecekler. 3. havalimanından ayrılmadan 2 gün önce iki arkadaş daha kaza geçirmişti. O kazalar havalimanı tamamen yapılmadan bitmeyecek.

Şimdi İstanbul’un ilk şehir hastanesini yapmaya geldik. Burası da İstanbul’da 3. büyük inşaat şantiyesiymiş. Ama 3. havalimanının koşullarını aratmıyor. Geciken maaşlarla birlikte 1 saatlik yemek molasında yemekhanenin uzak olması ve dinlememiz büyük sorun. Koğuşlarımız şantiyeye uzak fakat 12 metrekarelik bir koğuşta 6 kişi kalarak yaşıyoruz. Bazı koğuşlarda 8’i bile buluyor. Kışın zorlukları... Hep dert bizler için. İnşaatın dış cephesi kapatılmadığı için üşüyoruz. Firma bize mont vermiyor “Taşeron çalıştığınız alt taşeron firma verecek” diyor. Taşeron, taşeronun üzerine suç atarak işten sıyrılıyor. Olan işçiye oluyor.

3. havalimanında aldığımız ücretlerin çok daha altında ücret alıyoruz. Ölümle burun buruna çalıştırdıkları bir yana yaşamlarımızı idame ettirmemize izin bile vermiyorlar. En ufak tepkide kendimizi kapı önünde bulacağımızı söylüyorlar. Sömürü her yerde sömürü, hatta daha da beteri oluyor. İşsiz kalma kaygısıyla bizlere reva görülen bu kötü koşulların da üzerinden geleceğiz. Tek tek değil hep birlikte yapacağız. Tek başına tepki veren bir arkadaşımız kule vince çıkıp maaşını almaya çalışmıştı ve işine son verilmişti. Eğer birlikte hareket edip emeğinizin hakkını isteseydik aynı durumla karşılaşmayacaktık.

Koca bir şantiyeyi tek bir kişi yapmıyor, beş kişi de yapmıyor. Binlerce kişi yapıyor. Bize bu işi yaptırmak isteyen parmak saydığımız adamlar var sadece. Onlar biz olmadan hiç iş yapamaz. Bir tesisat borusunu kesemeyen, punto atamayan onu döşeyemeyen bir işçiye yaptıramayacak. Bizim gibi usta olan yıllarını bu işle vermiş ekmek parasını bu işte kazanan işçiler yapabilir. Peki biz bu kadar kalabalıkken inşaatta, fabrikada, atölye de, taşeron işçiyken bile tek başımıza değiliz. Biz bizi yönetenlerden ve yönetmek isteyenlerden daha güçlüyüz. Biz kendi yaşam hakkımızı savunmak ve almak için mücadele etmezsek bu sistemde her yerde aynı sömürüyü yaşayacağız.

3. havalimanında sadece patronlar korkmadı bizden, hükümet de korktu. Çünkü taviz verdikleri an haklarımızı alacağımızı biliyorlardı. İktidar ve patronlar en ufak örgütlenmemizde bizlere yaşatacağı baskılarına yenik düşmeden daha güçlü çıkacağımız mücadelelerimiz olacak. 3. havalimanı bir adımdı, daha güçlü adımlarımızla hakkımız olanı alacağız ve biz kazanacağız.