KKTC'deki kaset skandalında da değişmedi: Kadın ya kurban ya da kötülük yapan, şeytan!

Kuzey Kıbrıs Başbakanı Ersan Saner sızdırılan cinsel içerikli bir video iddiasıyla gündeme geldi. Doç.Dr.Ceren Sözeri ve Avukat Selin Nakipoğlu ile videonun basında yer buluşunu, haber dilinde 'kadın'ı ve şantaj suçuna karşı hakları konuştuk.

KKTC'deki kaset skandalında da değişmedi: Kadın ya kurban ya da kötülük yapan, şeytan!

NAZLI EDA PİYADE/ GERÇEK GÜNDEM

Kuzey Kıbrıs Başbakanı Ersan Saner hakkında sızdırılan cinsel içerikli videonun haberleştirilmesine ilişkin konuşan Doç.Dr. Ceren Sözeri, "Neyin suç olduğu ülkedeki otoriter sisteme göre değişse de neyin etik olacağı konusu gazetecilik açısından çok da muğlak değil" diyor. Avukat Selin Nakipoğlu ise çoğunlukla kadınların maruz kaldığı bu suç karşısında savcıların ve hâkimlerin hızlı hareket etmesinin önemine dikkat çekiyor.

Kuzey Kıbrıs Başbakanı Ersan Saner, 13 Ekim’de sunduğu istifasının ardından sızdırılan cinsel içerikli bir video iddiasıyla gündeme geldi. Saner’in Demokrat Parti (DP) ve Yeniden Doğuş Partisi (YDP) ile kurdukları koalisyon hükümetinin istifasını Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'a sunmasının ardından istifanın yürürlüğe konmasına ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Ancak, Saner başbakan olarak görevine devam ederken geçen hafta yeni bir gelişme yaşandı. Saner’e ait olduğu belirtilen bazı cinsel içerikli görüntüler sosyal medyaya sızdırıldı. Saner, görüntülerin ‘kurgu’ ve ‘komplo’ olduğunu öne sürse de görüntülerin sızdırılma süreci farklı ilişkilere işaret ediyordu. Saner’in kendi açıklamasında, “Teknolojik olanaklardan alabildiğince yararlanılarak kurgulanan bu video ile çok çirkin bir itibar suikastının hedefi oldum. Hatta yer altı dünyası ile işbirliği yapıldığına dair saptamalar vardır” ifadeleri videonun sızdırılma sürecinin Halil Falyalı’nın tutuklanmasıyla ilişkili olabileceği yorumlarına da neden oluyordu.

FALYALI’NIN TUTUKLANMASI VE ‘ARŞİV’ AÇIKLAMALARI PEŞ PEŞE GELDİ

Falyalı; hem Türkiye’den hem Kıbrıs’tan siyasetçiler hakkında önemli iddialarda bulunan suç örgütü lideri Sedat Peker’in videolarında da yer alan bir isimdi. Peker, Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım’ın ‘uyuşturucu trafiğine dahil olduğunu’ iddia ettiği videosunda Kıbrıs’taki Halil Falyalı’nın da bu trafiğini yönlendirdiğini söylüyordu. Falyalı, bu iddiadan olmasa da kendi kumarhanesinde çalıştırdığı bir kişiyi alıkoymak ve darp etmek ve zorla vekalet imzalatmak suçlamasıyla tutuklandı.
Falyalı’nın tutuklanmasının ardından gazeteci Erk Acarer, içerisinde Ersan Saner’in de olduğu bazı görüntülerin siyasilere gönderildiğini yazdı. Sedat Peker’in ‘basın danışmanı’ olarak belirtilen Emre Olur da görüntülerin Sedat Peker’in eline de geçtiğini söyledi. Sedat Peker bu iki açıklamayı da doğrularcasına, “Arşiv bana geçti” dedi.

GÖRÜNTÜLERDE YER ALDIĞI İDDİA EDİLEN KADIN İFADEYE ÇAĞRILDI

Ve son olarak Saner’e ilişkin sızdırılan videoda yer aldığı iddia edilen kadının ifadeye çağrıldığı Gazimağusa Polis Müdürlüğü’nde ifade verdiği haberleri basında yer aldı.
Saner’in sızdırılan videosu siyaset tarihinde ilk olmadığı gibi basın tarihinde de haberleştirilen ‘ilk sızıntı video’ değildi. Ancak videonun kimi haber siteleri tarafından yayınlanması ya da haberin sunuş biçimi tartışmaya açıktı. Siyasilerin özel yaşamına dair haberlerde sık sık karşımıza çıkan ‘kamu yararı’ kavramı burada da yer buluyordu.

BİLGİNİN ÖĞRENİLMESİNDE TOPLUM YARARI

Galatasaray Üniversitesi’nden Doç.Dr. Ceren Sözeri, sözlerine bu hatırlatmayı yaparak başlıyor: “Siyasilerin özel yaşamı kamuyu ilgilendirecek bir nitelik taşıyorsa haberleştirilebilir. Kamu kaynaklarını kullanarak özel yaşamında harcama yapmadıysa özel yaşamıdır. O bilginin öğrenilmesinde toplum yararı söz konusuysa, ortada bir yolsuzluk, bir işin ihmali, nepotizm, görevi aksatma varsa bu kamuyu ilgilendirir.”

‘SİYASİLERİN YAŞAMI SİYASETİN KONUSU HALİNE GELEBİLİYOR’

Bu her ne kadar gazeteciliğin 101’i olsa da siyasetçilerin siyaset yapma biçimi de burada tartışmaya değer bir nokta barındırıyor. “Kişilerin özel yaşamı, halkın özel yaşamına dair çelişkiler barındırmıyorsa haber değeri taşımaz” diyen Sözeri, Akdeniz kültüründe bunun farklılaştığını söylüyor: “Siyasilerin yaşamı siyasetin konusu haline gelebiliyor.”

Sözeri, “Örneğin bir siyasetçinin eşini aldatması yalnızca eşini ilgilendirirken, aldatma eylemi sırasında ortaya çıkan faturalar kamu kaynaklarından ödeniyorsa bu toplumu ilgilendiren bir konu haline gelebilir” dese de bunun gerçekten her zaman böyle olmadığını belirtiyor.

‘BAŞKA TÜRLÜ İLİŞKİLERİN’ DEŞİFRE OLMASI

Siyasetçilerin siyaset yapma biçimleriyle bunu deldiğini belirten Sözeri, siyasetçilerin toplumdan güven talep ettiklerini ancak bu güven sarsıldığında bunun bir haber değeri taşıdığını belirtiyor.

Sözeri, Ersan Saner’in sızdırılan videosunda ise ‘başka türlü ilişkilerin deşifre olmasına’ dikkat çekiyor. “’Sadece videonun kendisi o kişinin özel hayatı’ olsa da bu görüntülerin çekilebiliyor ve hatta sızdırılabiliyor olmasının farklı bir bağlamda değerlendirmesi gerekiyor” diyen Sözeri, “Bir başbakana böyle bir şantaj nasıl yapılabiliyor? Bu şantaja giden yola; -örneğin- Halil Falyalı’yla olan ilişkiye bakıldığında, örneğin- bu videonun Sedat Peker’in elinde olmasına bakıldığında; bir gazetecinin ‘bu haber değil’ demesi çok mümkün değil” şeklinde konuşuyor.
Sözeri, bu haberlere ilişkin de şöyle diyor: “Kişinin özel yaşamı değil, özel yaşamını şantaj konusu haline getirebilecek örgütlerle olan ilişkisi konuşulmalı.”

‘NEYİN ETİK OLACAĞI KONUSU GAZETECİLİK AÇISINDAN MUĞLAK DEĞİL’

Türkiye’de de benzer durumların yaşandığını hatırlatan Sözeri, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı, eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ortaya çıkan maillerini örnek veriyor. Wikileaks tarafından sızdırılan maillerde; Albayrak’ın bir enerji şirketiyle olan ilişkisi ya da doktora tezini doktora hocasına yazdırdığı iddialarına konu olan haberleri yapan gazetecilerin yargılandığını ve bir sürede cezaevinde kaldıklarını hatırlatıyor Sözeri.

“Neyin suç olup olmaması da ülkedeki otoriter sisteme göre değişebiliyor” diyen Sözeri, konuya ilişkin şu noktaya dikkat çekiyor: “Neyin etik olacağı konusu ise gazetecilik açısından çok da muğlak değil. O habere nereden bakacağı konusu muğlak değil. Bu bilgi gerçekten kamuyu ilgilendiriyor mu? Yoksa sadece çevresini mi ilgilendiriyor?”

Sorumuz üzerine, gazeteciye ulaşan bu bilgilerin haberleştirilmesi konusunda da kaynakla olan ilişkiye ayrıca değiniyor Sözeri. “Böyle bir şey varmış’ diyerek doğrudan gelen bilgiyi yayınlarsa; önceden Mehmet Baransu’nun yaptığı ya da geçtiğimiz hafta sosyal medya hesabını Sedat Peker’e açan Erk Acarer’in yaptığı gibi… Gazeteci kaynakla olan ilişkisini koruyamazsa evet kendisini ‘kullandırmış’ olur. Ama böyle bir bilgi varken, bunu teyit ettirip başka bir bağlam içerisinde haberleştirirse o zaman kendisini ‘kullandırmış’ olmaz.”

KADININ MEDYADAKİ KONUMLANDIRILIŞI

Ersan Saner’e ilişkin sızdırılan videonun arkasından görüntülerde yer aldığı iddia edilen kadının gözaltına alınması ve kadın hakkındaki yorumlara da ayrıca değinen Sözeri; “Kadının medyadaki konumlandırılışında ‘en iyi niyetli gazeteciler’ bile bir döngüden çıkamıyor; kadın ya kurban ya da kötülük yapan, şeytan” diyor.

Söz konusu videonun sosyal medyada paylaşılmasının ardından kadının fiziğinin alay konusu olduğu yorumların da yapıldığını belirten Sözeri, haber dilinde de bununla karşılaşma riskine dikkat çekiyor: “Başka haberlerde olduğu gibi kadını suçlayan, nesneleştiren dil bu videonun ardından yayınlanan haberlerde ya da yapılan yorumlarda da karşımıza çıkabiliyor.”

ŞANTAJ SUÇU VE TÜRK CEZA KANUNU’NDA DÜZENLENMESİ

Avukat Selin Nakipoğlu ise, ‘Tehdit’ ya da ‘şantaj’ unsuru olarak kullanılan gizli çekim görüntülerin sızdırılmasının hukuki yaptırımlarına ilişkin şu bilgileri vererek başlıyor:

“Şantaj suçu, tehdit suçunun özel bir görünüm biçimidir. O sebeple suçu işleyen kişinin söz ve davranışları hâkimce dikkatli değerlendirilerek suçun şantaj suçu mu yoksa tehdit suçu mu olduğu tespit edilmelidir. Esasen şantaj suçu, suça maruz kalanın ağır bir şekilde huzursuz edilmesini, cezalandırarak mağdurun iç huzur ve hürriyetini koruyan bir suç tipidir ve hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle; Türk Ceza Kanunu’nun 107/1. Ve 107/2. maddelerinde şöyle belirtilir:

-Bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya zorlama şeklinde şantaj suçu
- Haksız çıkar sağlamaya zorlama suretiyle şantaj suçu
- Bir kimsenin şeref veya saygınlığına zarar verecek mahiyette olan hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidi ile şantaj suçu.

Nakipoğlu, şantaj suçuyla karşı karşıya kalan kişilerin hukuki haklarına ilişkin bilgilendirme yapmadan önce; 2010 yılında Anayasa’nın 20. Maddesine eklenen 'Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir...' hükmü ile kişisel verilerin korunmasının ilk kez anayasal bir hak statüsüne kavuştuğunu belirtiyor.

Kişisel verilerin korunması hakkı 2010 öncesinde de anayasal teminata bağlı olsa da bu tarihe kadar daha çok genel hukuki düzenlemelerde yer alan hükümler ile korunuyor. ‘Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ise 7 Nisan 2016 yılında yürürlüğe giriyor.

RIZASI DIŞINDA MARUZ KALAN KADINLARIN HAKLARI NELERDİR?

Nakipoğlu, “Gizli çekim görüntüleri rızası dışında yayınlanan kadınların hukuki hakları nelerdir?” sorusunu da şöyle yanıtlıyor:

“Kişisel verilerinin kanuna aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zarara uğraması halinde veri sorumlusundan zararın giderilmesini talep etme hakkına sahiptir. Ayrıca, kişilik hakkı ihlal edilen ilgili kişilerin genel hükümlere göre tazminat hakkı da bulunmaktadır.

Hukuka aykırı elde edilen gizli ses, fotoğraf veya video kaydı çoğu zaman suç teşkil eder. Bu kayıtları hukuka aykırı elde eden kişiler, 5237 sayılı TCK’nın ‘Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar’ başlığı altında düzenlenen normlardan birini ihlal eder. TCK Madde 133 kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayıt altına alınması suçu ve TCK Madde 134 ‘Özel hayatın gizliliğini ihlal’ suçunu oluşturmaktadır. Hayatın gizli alanı, kişinin hiç kimse ile paylaşmadığı hayatıdır. Ve herkes ona saygılı olmak zorundadır. Ayrıca görüntülerin ifşa edilmesinin de hukuka aykırlığını ele almak gerekmektedir. Burada iki fiille iki suç işlenmektedir: Yani fail, hem gizli kalması gereken görüntü veya sesleri kayda almaktan hem de o görüntüleri ifşa etmekten cezalandırılacaktır. Bu suça maruz kalanlar Cumhuriyet savcılıklarına başvurarak şikâyetçi olabilirler."

‘DİJİTAL YOLLA ERKEK ŞİDDETİ İLE MÜCADELE KOLAY DEĞİL’

Birçok örnekte karşımıza çıktığı gibi özel hayatın ihlali suçuna en çok maruz kalanın kadınlar olduğunu hatırlatan Nakipoğlu, “Esasen bu suçların daha çok erkekler tarafından işlendiğinin ve kadınların hayatının cehenneme çevrildiğinin de unutulmaması gerekir diye düşünüyorum” diyor.

Avukat Nakipoğlu, görüntülerin yayılmasının engellemesinde sulh ceza hâkimlerinin ivedi şekilde erişimin engellemesi kararını vermesinin önemine de dikkat çekiyor: “Dijital yolla erkek şiddeti ile mücadele de kolay değildir. Bu konuda Cumhuriyet savcılarının daha hızlı hareket etmesi gerekmektedir.”