Gösteri, yürüyüş ve protesto hakkı Türkiye’de uzun bir dönemdir polis şiddeti ile bastırılıyor.

Gazete Duvar'dan Filiz Gazi'nin haberine göre, Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanan Melih Bulu’ya karşı yapılan kitlesel öğrenci protestolarında ve İstanbul Sözleşmesi’ni savunmaya yönelik kadın eylemlerinde ortaya çıkan görüntüler polis şiddetini belgelese de kolluk, çekince yaşamıyor.

Bunun nedeni Türkiye’de şiddet uygulayan ve hatta bu şiddet sonucunda ölümlere neden olan kolluk kuvvetlerine çoğunlukla herhangi bir soruşturma izni verilmemesi ya da dava açılsa bile cezasızlıkla sonuçlandırılması.

Türkiye’de kolluk kuvvetlerinden gördüğü şiddet sonucunda yaralanan, engelli hale gelen ve tedavileri yıllarca süren insanlar var.

'KALÇAM KIRIK HALDE SÜRÜKLEYEREK GÖTÜRDÜLER’

Artvin’in Hopa'daki polis müdahalesinde öldürülen emekli öğretmen Metin Lokumcu'nun ardından 31 Mayıs 2011’de katıldığı protesto gösterisinde polisin kalça kemiğini kırdığı ve ağır yaraladığı Halkevleri Eş Genel Başkanı Dilşat Aktaş’la konuşuyoruz. Aktaş, “Polis şiddeti ile katledilmiş bir insanın anılması, böyle bir olayın protesto edilmesine izin vermemek gibi bir şeyi kabul edemezdik” diye başlıyor sözlerine. Ve devam ediyor: “AKP İl Binası önüne siyah çelenk bırakmak istemiştik. Karşımıza oldukça kalabalık çevik kuvvet topluluğu çıktı. Biz yürüyüşümüze devam etmek istedik. Polis şiddetini görünür kılmak için panzerin üzerine çıkmıştım fakat kısa sürede polis kitleyi dağıttı.”


Dilşat Aktaş

Aktaş, onlarca polisin ortasında kaldığı, “kasıklarına kasıklarına vurun” talimatını duyduğu o anları şöyle anlatıyor: “Eylemden sonra Kızılay yönüne yürüdüm. Polisler ellerinde flama gördükleri ya da eylemci olduklarını düşündükleri herkese saldırıyordu. Benim de elimde flama vardı. Polisin saldırısını görünce yönümü değiştirdim. O kovalamacada kim nereye koşuyorsa onun arkasından koşuyor gibi olduk. Arkamı döndüğümde yaklaşık 50- 60 çevik kuvvetin bize doğru koştuğunu gördüm. Yaklaştıklarında içlerinden biri ‘bu o!’ diye seslendi. Önce bir sivil polis sopayla vurdu. O esnada yere düştüm. 'Ne yapıyorsunuz?' diyemeden ‘Panzere çıkan sen misin, şimdi görürsün, kasıklarına kasıklarına vurun’ diye bağırmaya başladılar. Bu sözler hala aklımda. Orada yığılıp kalmışım. Bir ara kaldırdıklarını hatırlıyorum. Polis kamerası var karşımda, işte konuş, ne yaptın, neden çıktın falan diye bir sorgu anı… Sokağı bir işkence odası haline getirdiler. Hem gökyüzünü göremeyeceğim kadar çevik kuvvet topluluğunun şiddetine uğruyorum, hem de sorgulanıyorum. Sonunda yere tekrar düştüğümde etrafımdaki kalabalık dağıldı. Gözaltına alınmam için iki polis kaldı. Kalksana ayağa dediler, 'Bana bir şey oldu, bacaklarımı yere basamıyorum' dedim. Ondan sonra beni sürükleyerek götürdüler. Karşıdan karşıya geçirirken refüjün orada benim yere basamadığımı anladılar. 'Ambulans çağırın' diyordum bu esnalarda. Biri ‘Sen burada dur geliyoruz’ dedi, diğeri ‘Gel oğlum, bu kesin ölecek, başımıza bela olacak’ diyordu. Aralarında tartıştılar. Nihayetinde kaçıp gittiler.”

‘ÜZERİMDE 42 ÇEVİK KUVVET VARDI, ORADAN SAĞ ÇIKTIĞIMA ŞAŞIRIYORUM’

Dilşat Aktaş’ı yoldan geçen insanlar hastaneye götürdü. Kalça kemiği kırılan Aktaş, felçle sonuçlanabilecek darbelerden şans eseri kurtuldu: “31 Mayıs gecesi ameliyata alındım. 5,5 saat süren ameliyattan sonra bacağımda 1,5 cm’e yakın kısalma oldu. 3 tane vida takıldı. 2,5 ay boyunca hastanede kaldım. Hastaneden çıktıktan sonra 6 ay tekerlekli sandalye kullandım. Yaklaşık 1 yıl koltuk değnekleri ile yürüdüm. 10 yıl geçti üzerinden, vidalar duruyor. Yıllardır fizik tedavi görüyorum ve hayatım boyunca da devam etmek zorundayım. Yani süreç devam ediyor benim için.

Dava açtığımda 2 bin polisin olduğu dosyayı bana sundular. 'Aradığınız kişiyi burdan bulun…' O dosyaya baktığımda koyu lacivertten başka bir şey görmedim. Şiddete uğrarken gökyüzünü görememiştim, orada da aynı şeyi yaşadım.

Görüntüleri izledim. Ordan sağ çıktığıma hâlâ daha şaşırıyorum. Yanlış hatırlamıyorsam 42 tane çevik kuvvet üzerimdeydi. Böyle bir görüntü vardı. Soruşturma sürecinde Emniyet 6 ayda bir, herhangi bir tespit yapılamadığı şeklinde bilgi verdi. Görüntüler olmasına rağmen mütemadiyen 10 yıldır bu yapıldı.”

Aktaş’ın dosyası şu an kayıtlarda 'faili meçhul' olarak geçiyor.

‘SİSTEMATİK BİR ŞEKİLDE DEFALARCA VURDU’

Avukat Zeycan Balcı’nın bel kemiği İstanbul Adliyesi’nin önünde yapılan basın açıklaması sonrasında bir polisin tekmeleri sonucunda kırıldı. Balcı o günü şöyle anlatıyor: "30 Mart 2016’da Çağdaş Hukukçular Derneği'yle ilgili bir dava vardı. Basın açıklaması olacaktı. Ben açıklamaya en son gelmiş olduğum için polislere en yakın noktadan girmiş oldum. Arkadaşlar oturuyordu, ben de oturdum. Birkaç dakika sonra polisler ittirmeye başladı. O hengamede doğrulamadım. Kalkanlı olmayan bir polis tekmelemeye başladı. Zannediyorum 30- 40 defa vurdu. Çok sistematik vurdu, Çevik Kuvvet’in ayakkabılarında demirler olur, bilirsiniz… Bağırmamla birlikte hepsi birden çekildi. Kalkamadığımı anlayınca bütün ekip gitti, yerine başka bir ekip geldi...

Zeycan Balcı

Sonrasında ambulansı takip ettiler. Okmeydanı Devlet Hastanesi’ne gidiyorduk ki ambulans görevlilerine telefon geldi. ‘Onu Şişli Etfal’e götürün’ denilmiş. Çünkü polisler Şişli Etfal’den yaralandık diye rapor almışlardı. Orada daha rahat rapora müdahale edeceklerini düşündüler...

Belimdeki kırık için çelik korse taktılar. 'Yapacak hiçbir şey yok, müdahale etmek seni sakat bırakmak demek olur' dediler. Omurilikteki iki kemik kırılmış ve kasa saplanmış. Tekerlekli sandalye ile eve döndüm. 1 aya yakın yattım, kalkamadım. Fizik tedavi görmediğimde, plates yapmadığımda artarak ilerleyen bir bel ağrım var.”

'TOPUKLU AYAKKABI GİYMEYİ SEVERDİM ARTIK GİYEMİYORUM’

Aktaş’a hayatında nelerin değiştiğini soruyorum, cevabı şöyle oluyor: “Topuklu ayakkabı giymeyi çok severdim artık giyemiyorum. Önceden her yere giderdim, çok rahat çalışırdım, saatlerce araba kullanırdım. Şimdi her şeyi kısa sürede bitirmek zorundayım. Çocuklarımı hiç kucağıma alamadım o günden sonra. Uzun süre ayakta duramıyorum, uzun süre oturamıyorum. Çok yorulduğumda korkunç bir bel ağrısı oluyor. Hayatımın her alanına sirayet eden ciddi bir arazla yaşamak zorundayım.”

Balcı’yı tekmeleyen polis bilirkişi raporu ile tespit edildi. Ancak gözaltına bile alınmadı, tutuksuz yargılanıyor. Halihazırda süren davanın duruşması 26 Nisan’da görülecek.

‘AMBULANSI BEKLERKEN DAHİ SALDIRI DEVAM EDİYORDU’

HDP Ankara Kadın Meclisi Sözcüsü Zeyno Bayramoğlu, 21 Şubat 2016’da Artvin Cerattepe’de madencilik faaliyetine karşı çıkan, çoğunluğunu kadınların oluşturduğu gruba polisin plastik mermi, tazyikli su ve biber gazlı müdahalesi sırasında 8 metrelik istinat duvarından düştü. İki ayağı kırılan Zeyno Bayramoğlu, sonraki 15 gün içinde 5 ameliyat oldu.

Şu an her iki ayağında sayısız plak, tel ve vida bulunan Bayramoğlu anlatıyor: “Virajlı bir yerdi, kaçacak yer yoktu. Bir taraftan tazyikli su, bir taraftan plastik mermi bir taraftan biber gazı… Orası savaş alanıydı. Göz gözü görmüyor, kimse kimseye sahip çıkamıyor, basın bile görüntü alamıyordu. İnsanlar kaçamadılar.

8 metre yüksekten düştüm. Hastane bir iki dakikalık mesafede olmasına rağmen bir saate yakın ambulans bekledim. Ambulansın üzerinde bile gaz kapsüllerinin izi vardı. Korkunç bir acıydı. Yattığım yerden eczaneyi gördüğümü hatırlıyorum, morfin istemiştim. Ambulansı beklerken dahi saldırı devam ediyordu. Üzerimi örtttüler, daha fazla bir şey gelmesin diye.”

‘ÜÇ SENEDE 6 AMELİYAT OLDUM’

Zeyno Bayromoğlu üç yıl içinde 6 ameliyat oldu. Bunların ilk 5’i, olaydan sonraki 15 gün içinde yapıldı: "Sağ ayağımda çoklu kırık vardı. Paramparça olmuştu. Sol ayağımdaki kırık ise tek parça görünüyordu. İlkin sol ayağıma müdahale edildi. Her iki ayağıma birçok metal takıldı. 4- 5 gün sonra sol ayağım için beni tekrar ameliyata aldılar. 3-4 gün sonra yine sol ayağım için üçüncü ameliyata girdim. Ayağıma vidalar takıldı. Sonrasında sağ ayağım için ameliyata girdim. 15 gün içinde 5 ameliyat oldum. Şu an sağ ayağımda doktorun anlatımıyla sayamayacağımız kadar plak, vida ve tel takılı. Bir yıl boyunca koltuk değnekleri kullandım. Sonra tekrar ameliyat oldum.”


Zeyno Bayramoğlu

Bayramoğlu, “Çok fazla ayakta duramıyorum” diyor: “Şu anda sol ayağım 3 cm. kısa. Özel tabanlık kullanıyorum. Güvenli hissetmediğim alanlarda koltuk değneği kullanıyorum.”

Zeyno Bayramoğlu, dönemin İçişleri Bakanı Efkan Âlâ ile dönemin Artvin Valisi, İl Emniyet ve Jandarma yetkilileri hakkında şikâyetçi oldu. Ancak Artvin Cumhuriyet Başsavcılığı “işlem yapılmasına yer olmadığına dair” karar verdi.