“Çoklu baro” yasa teklifine karşı önce “Savunma Yürüyüşü”, ardından da Ankara’da “Savunma Nöbeti” başlatan ve şehir dışından gelen baro başkanları ve avukatlar, günler boyu süren savunma mücadelelerini Cumhuriyet’ten Sena Yaşar'a anlattı.
 
İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu: İşin başından itibaren oyalanma taktiğine sürüklenmek istendiğimize tanık olduk. Bunu anladığımız andan itibaren tavrımızı açıkça ortaya koyduk. 80 baronun, 80’inin birden siyasal görüş farklılıklarına rağmen bu kadar önemli bir mesleki konuda bir araya gelmesi ve eylem kararı alması çok önemli. 80 baro yürümese de yürüyenler onlar adına da yürüdü.

“Bu tasarıyı geri çekin, biz her şeyi sizinle oturup müzakere ederiz” dedik, buna rağmen bir adım atılmadı. Bizim için de eylemsellik dışında bir çözüm kalmadı. Eylem sürecinde ise Ankara’ya yürüdüğümüzde, yürüdükten sonra Ankara’ya sokulmadığımızda, TBMM’ye giremediğimizde, Kuğulu Park’ta oturduğumuz süre boyunca meslektaşlarımızla dayanışmamız engellendiğinde, hatta basının haber alma özgürlüğü kısıtlanarak parka sokulmadığı evrelerin tamamında; gösterdiğimiz direnişe Türk halkının çok ihtiyacı olduğunu fark ettik. Yurttaşların nöbetimiz boyunca süren ilgisi, bir dirence ihtiyaç olduğunu gösterdi. Gittiğimiz her yerde halktan izole edildik.

Halkın, “Bu ülkede korku ikliminin egemen olmasına rağmen, direnirsem kazanabiliyorum” fikrini görmesini engellemek istediler. TBMM’nin yasama yetkisine saygılıyız. Yasa geçti ama yapılan yasanın yanlışlığını anlatmaya devam edeceğiz.

Önümüzde Anayasa Mahkemesi (AYM) süreci var. Yasa, AYM duvarına çarpacak. Bu evreyi de mücadele ile geçireceğiz. AYM önünde de nöbetimize devam edeceğiz. Adaletsiz bir karar geleceğe taşınamaz.

‘FİİLİ GÖZALTI YAŞADIK’

- Ordu Barosu Başkanı Haluk Murat Poyraz: Kuğulu Park’ta polis etrafımıza duvar ördü ve meslektaşlarımızın bize katılmasını engellediler. Bir gece Kuğulu Park’ta fiili gözaltı yaşadık. Bu süreçte amacımız sadece demokratik yollarla, kamuoyu desteği alarak yasal hakkımızı kullanmaktı.

Bir gece bloke yaşadıktan sonra Meclis’e bireysel olarak gidip dilekçe vermek istedik. Emniyet birimleri bu kez de sadece baro başkanları gidip dilekçe verebilir ama avukatlar gidemez diye engelledi. Sürekli durdurularak ve provoke edilerek adliyeye ulaştığımızda, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı işyerimiz olan adliyeye girişimize izin vermedi.

Bundan sonraki süreçte de mücadelemiz bitmeyecek. Çoklu baro demek, üniter devletin köküne dinamit koymak demektir. Bunu anlatmaya devam edeceğiz.

- Kayseri Barosu Başkanı Cavit Dursun: İktidar eğitimi, sağlığı, milli savunmayı, her şeyi özelleştiriyor. Gelinen süreçte yargıyı da bir erk olmaktan çıkartıp tapu kadastro müdürlüğü gibi bir yer haline getirmeye çalışıyorlar. Bizim duruşumuz ve itirazımız bunaydı.

Bizim mesleğimizin doğasında biat ve itaat yoktur, itiraz vardır. Gerçek hukukçuluk budur. İktidar, FETÖ ile birlikte yargıda pek çok şey yaptı. Ama savunma ayağına bir türlü geçememişlerdi. Biz de mücadelemizi, kadim bir FETÖ projesi olan çoklu baronun önünün açılmaması için verdik.

- Ordu Barosu’ndan avukat Semih Yıldız: Polis, nöbet boyu özellikle bize psikolojik baskı uygulamaya çalıştı. “Avukatların niyeti baro değil, provokasyon” algısı yaratmaya ve taşkınlık çıkarttırmaya çalıştılar. Eyleme katılan tüm avukatlar, polisi yakından tanıdıkları için girişimleri boşa çıkartıldı.

Kuğulu Park’tan adliyeye kadar yürürken, her ne kadar bizi dar ara sokaklardan, halktan uzak yerlerden yürütmeye çalışsalar da halk bizi destekledi. Polis, bir partinin kolu gibi davrandı.