Küresel salgın olan yeni tip koronavirüs (Covid-19) sağlık emekçilerinin de yaşamını tehdit ediyor. Türk Tabipleri Birliği, (TTB) sağlık çalışanlarının virüse maruz kalımını ölçmek amacıyla hazırladığı risk değerlendirmesi anketinin ön raporunu açıkladı.

Yeni Yaşam Gazetesi'nden Gülcan Dereli'nin haberine göre; yanıt veren sağlık çalışanlarının yüzde 70’inin çalıştığı sağlık kurumunda birden fazla korona hastası olduğu bulgusunu ortaya koyan anket, sağlık çalışanlarının kişisel koruyucu donanım konusunda hala ciddi eksiklikler yaşadığını gösteriyor. Konuyu gazetemize değerlendiren TTB 2. Başkanı Dr. Ali Çerkezoğlu ve İstanbul

Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Osman Öztürk, hükümeti şeffaf olmaya, hekimler ve sağlık çalışanları için güven ortamı yaratmaya çağırdı.

‘Kararlılık, ciddiyet ve güven’

“Salgınla mücadelede hekimlerin temel ihtiyacı güven veren bir koordinasyon” diyen TTB 2. Başkanı Dr. Ali Çerkezoğlu, “Hem kendi yaşamlarını riske sokmayacak, onlara güven verecek, kendi çalışma ortamlarının mutlaka salgınla mücadeleye uygun olmasını sağlayacak hem de salgına ilişkin doğru biçimde işleyecek bir koordinasyona, bir planlamaya ve topluma güven vermeye ihtiyaç var. Çünkü haklı olarak bütün toplum tedirgin ama en çok hekimler ve sağlık çalışanları bu tedirginliği yaşıyor. Burada malzeme ve ekipman sıkıntısı işin bir boyutu, onun giderilmesi gerekiyor. Bakan bey söyledi, gideriyoruz, giderdik diyor ama bunda süreklilik olması gerekiyor. Bu malzememeler günlük malzemeler. Maske dediğin günde 4 ya da 5 tane en azından her sağlık çalışanının kullanması gereken malzeme; ekipman, gözlük, sterlik, uygun tulum, önlük… Bu nedenle bir kez tamamlamak bile yetmez. Hiçbir eksiliğe izin vermemek gerekir. Salgının ciddiyetiyle orantılı bir ciddiyet, kararlılık ve güven; aslında bütün talepleri bu” ifadelerini kullandı.

‘Şeffaflığa ihtiyaç var’

Sağlık çalışanlarının hizmet alanının çok geniş olduğuna işaret ederek talepleri dile getiren Dr. Çerkezoğlu, “Sağlık hizmeti bir bütün olarak herkesle ve her gün hiçbir ekipman eksikliğinin olmadığı, olmayacağına dair bir güven ve sürecin şeffaf, açık, bilgilerin net paylaşılacağı bir ortam istiyor, talepleri bu” dedi. Her kurumun kendi içinde risk değerlendrimesi yapması gerektiğini belirten Çerkezoğlu, “Bakanlık da yapmalı. Bakanlar Kurulu’nun salgınla mücadelede ne tür risklerin var olduğu ve o risklerin giderilmesine dönük, katılımcı genel katkıları, eleştirileri ve önerileri de dikkate alan ve bütün eksilikleri tespit eden hızlı bir risk değerlendirmesini alıp tek tek her sağlık kuruluna hem de Türkiye ölçeğinde ve bunun da hatta sosyal boyutunu, yurttaşlar, hasta, hasta yakını yönünü de irdeleyen bir çalışmasına ihtiyaç var” dedi.

Kurulda salgın uzmanı yok

Ancak bunun gerçekten salgınla mücadelenin, salgınla mücadele yönetimi ile yapılmasıyla mümkün olduğunun altını çizen Çerkezoğlu, “Bakanlığın Bilim Kurulu’nda halk sağlığı uzmanı, epidemiyalog salgın bilimine dair bir uzman bulunmuyor mesela. Hep tedavi edici enfeksiyon ve göğüs hastalıkları uzmanlarından oluşuyor. Bu bile bakışı gösteren bir durum” vurgusu yaptı.

‘Kısmi düzenlemeler yetmez’

Salgın karşısında bütün hekimlerin ve sağlık çalışanlarının korunmasının sağlanması gerektiğini ve olayın çok boyutlu olduğuna dikkat çeken Çerkezoğlu sözlerini şöyle tamamladı: “Yakınlarıyla olan teması, kalacak yer, evine gitme korkusu, çocuğuna bakıcı bulmama korkusu bir bütün ve esas olarak tabi salgınla mücadelede hasta yığılmasının engellenmesi, toplumun iyi bilinçlendirilmesi ve hasta yoğunluğunun mevcut sağlık sisteminin baş edebilecek ölçülerde koordineli olması, eşit dağılımın sağlanması, bir hastaneye yoğunlaşılmasının engellenmesi ve bütün sağlık birikiminin, yani özel, kamu, üniversite hepsinin bu konuda çok planlı ve işlevli bir şekilde devreye sokulması, buralarda hiçbir açık bırakılmaması. Yani maliyetin de kamu tarafından karşılanması gerekiyor. Ancak bu sağlıkçılara ve hekimlere güven verir. Yoksa sadece moral vererek, bir kısmına bir mali düzenlemek yaparak, hekimlerin, sağlık çalışanlarının bu kaygısını kaldıramazsın.”

‘Organizasyon yok’

İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Osman Öztürk ise, her ne kadar Sağlık Bakanlığı’nın, 3 aydır koronavirüs sürecine hazırlandığını söylüyorsa da mevcut durumun bunu yansıtmadığının ortada olduğuna işaret etti. 2 haftadır hastanelerde yoğun olarak koronavirüs hastalarıyla karşılaştıklarını söyleyen Öztürk, “Asıl en başta organizasyonda çok ciddi sıkıntılar olduğunu görüyoruz. Hastaneler için Sağlık Bakanlığı bir rehber hazırladı. Koronavirüs hastalığının karşılanması, tedavi için güzel bir rehber. Dünya Sağlık Örgütü’nün bilimsel şeyleriyle hazırlandı ama hastanelerde buna uygun planlama, organizasyon hazırlıklarının olmadığını gözlüyoruz ne yazık ki. O yüzden daha çok hızlı bir şekilde organize olmaya çalışıyorlar ama çok fazla sıkıntılar var. Daha poliklinik çalışmaları da bir yandan devam ediyor. Güya hastaların ayrılması gerekiyor, girişte bir (teyar) dediğimiz ve koronavirüs şüphelilerinin diğerlerinden farklı yerlerde görülmesi gerekiyor. Ama onlar bile sağlanabilmiş değil. Çok büyük bir yığılma var. Çok sayıda hastalık şüpheli insanlar hastaneye geliyor. Burada her şeyi bir ayır etmek gerekiyor” dedi.

‘Hasta sağlıkçı sayısı artıyor’

Açıklanan rakamlara da dikkat çeken Öztürk, “Bakan bir takım rakamlar açıklıyor ama onlar PS artisi pozitif çıkan yani o testinde güvenirliğini baştan tahmin edildiği kadar yüksek olmadığı zaman içerisinde ortaya çıkıyor. Ama hastanelerde şüpheli hasta yatan, ayakta tedavi gören sayı, Bakan’ın söylediğinden çok daha yüksek görünüyor ki, net rakamlarla ilgili bilgimiz yok. Burada bir ölçüde işin doğalında en ön safta hekimler, sağlık çalışanları olduğu için onlarda da hastalarla temastan kaynaklı koronavirüs olan meslektaşlarımız ve sağlık çalışanları var ama tam sayı elimizde yok ama bunun giderek arttığını biliyoruz” diye konuştu.

‘Bu kabul edilemez’

Ekipman meselesinde gerçekten çok şaşırdıklarını ve üzüldüklerini söyleyen Öztürk, “Aslında şu an ihtiyaç duyulan ekipman hastalığın, salgının ileriki aşamalarında daha fazla ihtiyaç duyacağımız yoğun bakım yatakları… Maliyeti pahalı olabilecek şeyler değil. Şu an daha çok tıbbı maske, bunun yanında N95 maskesi, önlük, eldiven gibi oldukça ucuz malzemeler. Bununla ilgili TTB sağlık çalışanları için bir anket hazırladı. Gelen cevaplarla ilgili ön raporumuzu hazırladık. Bu anketi cevaplayan sağlık çalışanları bu en basit malzemeleri bile temin etmekte güçlük yaşadıklarını ve yeterli miktarda temin edemediklerini söylüyorlar; bu gerçekten kabul edilir bir şey değil. Zaten çok ucuz malzemeler bunlar” dedi.

‘Önlem alınmadığını görüyoruz’

Hükümetin konuya ilişkin açıklamalarını eleştiren Öztürk sözlerini şöyle sürdürdü: “Sağlık Bakanı uğraştığını söylüyor, hatta İçişleri Bakanı ‘el koyarız’ diyor ama öte yandan da bu sıkıntı yaşanıyor. Hiç kimse maske bulamıyor diye bir şey yok tabi ama sınırlı sayıda veriliyor. Belli yerlerde bulunuyor, belli yerlerde bulunmuyor. Halbuki burası hiçbir şekilde açık gedik bırakılmaması gereken bir yer. Çünkü bir sağlık çalışanının hastalanması, bir hastayla karşılaştığında virüsü ondan kapması mutlaka doğrudan klinik hastalık anlamına gelmiyor ama çok tehlikeli. Hele ki hastalanması hem kendi sağlığı ve hayatı için risk. Aynı zamanda bu mücadelede bir çalışanı hatta onunla birlikte çalışan diğerleri de riski girmiş oluyor. Bir iş gücünü de aynı zamanda orada atıl duruma getirmiş oluyoruz. Bir üçüncüsü her insanın hayatı değerli, hekimler veya diğer sağlık çalışanlarını ayırdedecek değiliz ama yüksek risk altında bu grup ve sürekli olarak da kendi işleri gereği hastalarla temas halindeler. Eğer koronavirüs bir hekime, bir sağlık çalışanına bulaşırsa ve gerekli önlemler alınmazsa oraya gelen sağlıklı virüs bulaşmamış hastaya da bulaştırmış olacak bu da bu hastalığın yayılmasında önemli etkenlerden biri olacak. Ne yazık ki bu önlemlerin alınmadığını görüyoruz.”

Bakanlık yok diyordu!

Bir özel hastanede hasta karşılamada çalışan 34 yaşında genç bir kadının yaşamını yitirmesinin çok üzücü bir olay olduğunu söyleyen Öztürk, “Aldığımız bilgilere göre erken dönemde oraya gelen ilk hastalardan bulaşma ihtimali yüksek. O vakada orada da en azından o süreçte önlemlerde alarm durumuna geçmemişti ve hala Türkiye’de görülmedi diye açıklama yapıyordu Bakanlık” dedi.

‘Risk çok yüksek’

Çağrıda bulunan Dr. Öztürk, “Ne kadar süreceğini bilemiyoruz. Hiç kimse bilmiyor. Dünya da bilmiyor. Ama en azından şu birkaç haftanın çok yüksek riskli olduğunu görüyoruz. Biz insanlara yüksek önlem almalarını tavsiye ediyoruz” diye konuştu.