Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda vahşice katledilmesinin üzerinden bir yıl geçti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “11 Eylül’den sonra 21. yüzyılın en gizemli olayı” olarak nitelendirdiği cinayet, etrafını saran sır perdesi içinde saklanmaya devam ediyor. Cinayetin failleri ve emri veren isimler hâlâ yargılanmadı, herhangi bir ceza almadılar. Kaşıkçı’nın nişanlısı ve kanlı infazı dünyaya duyuran Hatice Cengiz, T24’ten Metin Kaan Kurtuluş'un sorularını yanıtlarken, olayın üstündeki sır perdesinin kalkmaması konusunda ‘Batı’nın duyarsızlığını ve Suudi Arabistan yönetiminde yaşandığını söylediği değişimin sorumlularını’ suçladı. Cengiz, geçen bir yılı “Her gün Cemal’in öldüğünü düşünerek uyandım” sözleriyle anlattı.

Washington Post’ta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından kaleme alınmış bir yazı yayımlandı. Erdoğan yazısında Suudi Arabistan içindeki bir gölge devletten, bir çeteden bahsetti. Siz bu değerlendirme hakkında ne düşünüyorsunuz? Suudi Arabistan içinde böyle bir yapı olabilir mi?

Ben açıkçası bugün haberleri açmaya fırsat bulamadım ve henüz makalenin tam içeriğini okuyamadım. Bahsettiği şeyin bence şöyle bir değerlendirmesi olabilir: Suudi Arabistan’da mevcut iktidarın şu ana kadar dış politikasına, dış siyasetine, toplumsal ve kültürel kollarına baktığımız zaman çok sıra dışı bir hadise ile karşı karşıyayız. Son üç yıldaki gelişmeleri değerlendirdiğimiz zaman olağanüstü bir şeyler olduğunu görüyoruz. Anormal bir yönetim değişikliği ve bir siyaset kayması olduğunu gözlemliyoruz. 

Cinayetin üzerinden bir yıl geçmesine ve hali hazırda bir cinayet olduğu ilan edilmesine rağmen ne cesedin nerede olduğu ne de suçu işleyenlerin kim olduğunu tam anlamıyla kamuoyu ile paylaşıldı ve bu olay tabiri caizse askıda bırakıldı. Sürecin başından geldiğimiz noktaya kadar Türkiye'yi zor durumda bırakmaya yönelik adımlar atılmasına, özellikle Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkilere baktığımızda, tüm bunları değerlendirdiğimizde tam olarak bir cevap bulamıyoruz, ortak bir bağ kuramıyoruz. 

Tüm bu son zamanlardaki değişimleri değerlendirdiğimiz zaman; Sayın Cumhurbaşkanı bu olumsuz gidişin sebebinin devlet içerisinde belli bir kişi ve kitlenin farklı bir dış politika yürütme söylemi ve eylemi içinde olmasından kaynaklandığını söylemek istemiş olabilir. Ben de öyle düşünüyorum. Suudi Arabistan’ın hali hazırdaki yönetiminin ve son dönemlerdeki değişikliklerin gerçekten Suudi Arabistan’ı ve özellikle Suudi Arabistan halkını temsil etmediğini düşünüyorum. Suudi Arabistan’ın bu olumsuz imajı almasına sebep olan bu olayın aslında ülkenin gerçek yönetimi ve kimliğiyle uyuşmadığını düşünüyorum. 

Olayın ardından Suudi Arabistan yönetiminden kimse sizinle temasa geçti mi?

Yok, hayır.

Peki son bir yıl içinde kendinizi tehdit altında hissettiniz mi?

Hayır.

Veliaht Prens Selman’ın PBS’e ve CBS’e yaptığı açıklamalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu röportajların tamamı yayınlanmadı biliyorsunuz, o yüzden tam olarak ‘context’i bilmiyoruz. 2 Ekim itibariyle dünya kamuoyu tekrar bu olayın üzerine eğilecek. O programlar için özellikle 2 Ekim’in seçilmesi de Cemal’in ölüm yıl dönümünde olabilecek baskıyı kırmak.

Özellikle o tarihin seçilmesi mevcut baskıyı azaltmaya, şişmiş o medya baskısını biraz indirmeye yönelik atılmış bir adım. 

Diğer anlamda programların içerisindeki söylemlerle ilgili olarak akışın tamamını dinlemedim henüz yayınlanmadığı için. Fakat anladığım kadarıyla Veliaht Prens’in gerçek yöneticinin kendisi olduğu mesajını vermek için ustaca seçtiği bir cümle gibi geldi bana. İşte ‘benim kontrolümde oldu olay ama ben yapmadım’, ‘bilmiyordum, burada bir sürü çalışan var’ gibi söylemler sorumluluğun genel olarak kendisinde olduğunu, ama olayın bizzat sorumlusunun kendisi olmadığını söyleyerek, sorumluluk alarak sorumluluktan kaçmak gibi bir şey yapıyor. 

“Her gün Cemal’in öldüğünü düşünerek uyandım bir yıl boyunca”

Bir yıl nasıl geçti, eğer Cemal ile evlenmiş olsak bunlar olurdu. Gerçeğe dönecek olursak çok zor geçti gerçekten. Yani bu ifade edilebilecek bir şey değil. Tabii sizler gazeteciler olarak bunu merak ediyorsunuz ama yaşanan psikolojik süreç çok fazla kelimelerle ifade edilebilen bir şey değil. Belki fotoğraf çekilseydi veya video kaydı alınsaydı bu bir yıl boyunca belki yüz ifadeleri daha iyi anlatabilirdi nasıl geçtiğini. Bir günü bir günümle aynı değil. Her şeyden önce her gün Cemal’in öldüğünü düşünerek uyandım bir yıl boyunca. Ölmüş birinin arkasında kalan psikolojisiyle uyandım. Bu benim için çok zordu. Hala bunu hissediyorum. Hala bu geçmiş değil. Psikolojik olarak yaşadığım o travma süreci hala devam ediyor. Her ne kadar biraz hafiflemiş de olsa, hayat devam ediyor düşüncesine inanan bir olmama rağmen maalesef bunun içindeyim şu anda. Ama hayat eskisi gibi değil, hayat çok değişti benim için. Hem maddi olarak hem manevi olarak değerlerim değişti. Dünyanın pek fazla bir şeye üzülmek için değer bir yer olmadığını düşünüyorum. Ama ne mutlu Cemal gibi bir insanın hayatında olabildim, onun gibi biri tarafından sevildim. Onun sevgisini bir şekilde kazanmış olmak benim için çok önemli. Onun gibi birini sevmiş olmak. Bu benim için en önemli gurur kaynağı oldu bu süreçte. Bu süreci hatırladığım zaman aklıma gelip de yaşama devam edebildiğim tek şey bu, bunun üzerinden hep yaşama devam ettim. 

Son bir soru, adaletin yerini bulacağına inanıyor musunuz?

İnanıyorum, inanıyorum.

Söyleşinin tamamı için tıklayınız.