• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 7 °C

'Fatih Altaylı'nın durumu ne olacak?'

'Fatih Altaylı'nın durumu ne olacak?'
Taraf gazetesi yazarı Hayko Bağdat, bugünkü köşesinde gazetecilik üzerine çarpıcı değerlendirmelerde bulunuyor.

Taraf yazarı Hayko Bağtad, 'Gasteci var, gazeteci var' başlıklı yazısında öncelikle kendisinin bir gazeteci olmadığının altını çiziyor.

Gazeteciliğin bugün baskı altında olduğunu vurgulayan Hayko Bağdat, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son kurbanı olan Fatih Altaylı'nın tatile çıkması olayına da değiniyor, Bağdat, "Şimdilerde konuştuğumuz bir başka mevzu var. Erdoğan’ın “operasyon lazım” diyerek uzun bir tatile çıkmasına yol verdiği, belki de kovulmasını emrettiği Fatih Altaylı’nın durumu ne olacak?" diyor ve şunları söylüyor: 

Gasteci var, gazeteci var

Baştan söyleyeyim, ben kendimi gazeteciden saymıyorum. Evet, ulusal bir gazetede haftada iki yazı yazıyorum. Bilinirliğim, okunurluğum fena sayılmaz. Ama ofisimden, evimden 3500 vuruş bir şeyler karalayarak canımız editörümüz Tamer Abi’ye mail atıyorum diye bu sıfatı kendime layık göremiyorum. Radyo programı yaptım, radyocu değilim, TV programı yapıyorum, televizyoncu değilim, bir kitap yazdım, yazar değilim...

Daha yaşanılabilir bir memleket için verdiğim mücadelenin enstrümanlarıdır bunlar benim için.

Eyleme gitmekten, gaz yemekten, twit atmaktan, bildiri imzalamaktan çok farklı bir mecra değildir medya bana göre.

Dolayısıyla “sokaktaki adam” hissiyatıyla davranmaktan ve konuşmaktan hiç vazgeçmedim. Bu yüzden gazetecilik meselesinde de aynı saiklarla kendime göre racon kesmekte bir sorun görmüyorum.

Hayat, medyanın anlattığı kadarı üzerinden şekilleniyor. Tüm tartışmalarımızı, kavgalarımızı, mücadelemizi, acıları, dertleri, felaketleri, konuşabileceklerimizin çerçevesini medya belirliyor. (Sosyal medyayı da buna dâhil ediyorum.)

Bilebildiğimizin, duyabildiğimizin ölçüsünü veriyor medya. Bilebildiklerimizin, duyabildiklerimizin eşiğini yükseltiyor. Vereceğimiz kararların, devletin işleyişinin, bunun vatandaşa etkilerinin, sistemin röntgenini çekiyor her gün. Pek çok durumda hayat kurtarıyor medya. İşkencenin, devlet şiddetinin, güvensiz çalışma koşullarının, kadın cinayetlerinin, ırkçı cinayetlerin, nefret suçunun, yolsuzluğun, uğursuzluğun önlenmesi için sesini çıkaracak kalabalıklara nefes veriyor.

Demokrasinin varlığının turnusol kâğıdı işlevini görüyor.

Ya da ideal olanı böyledir diyeyim.

Şimdi memlekette bu sistemin nasıl işlediğini uzun uzun anlatmak ve moralinizi bozmak istemiyorum.

Zaten biliyoruz olan biteni...

Fakat sayelerinde hâlâ kendimizi iyi hissedebileceğimiz, umutlanabileceğimiz dostlarımız var bu alanda.

Ali İsmail’in katledilişini hatırlayın.

Ailemizden birini kaybetmişçesine yasa gömüldüğümüz, kendi katilimiz hâline dönüşmüş devlete karşı çaresiz kaldığımız günleri hatırlayın.

Hangimizin aklına Eskişehir’e gidip, o lanetli sokakta, o fırıncıyı bulup konuşmak geldi? Polisin suçunu örtbas etmek için topladığı güvenlik kameralarından unutmuş olabileceği var mı diye aramak geldi?

Askerde “intihar etti” diyerek gençlerin patır patır öldürüldüğü, evlerine cesetlerinin gönderildiği bir ülkede o birliğe gidip, canına kastedilmiş gençlerin devre arkadaşlarına durumu sormak kaçımızın tahayyül ettiği bir eylemdir?

İsmail Saymaz bunları yapıyor işte ve buna “gazetecilik” deniyor.

Polisin bir genci daha öldürmesine mani olmak için daha iyi bir fikriniz var mı?

Askerdeki bir gencin hayatına daha fazla temas edebileceğiniz bir yönteminiz var mı?

Kobani’ye gidip mermilerin arasında “gerçek” peşinde koşanlar...

Ezidilerin susuzluktan öldüğü çöllere ulaşıp çektiği bir fotoğrafla yüzlerce çocuğun hayatını kurtaranlar...

Tecavüze uğrayan bir çocuğun gerçekliği üzerinden kendi çocuklarımızın güvenliği için tedbir alınmasına yol açanlar...

Gazeteciliğe inanmalıyız.

Gazetecilere el vermeliyiz.

Şimdilerde konuştuğumuz bir başka mevzu var.

Erdoğan’ın “operasyon lazım” diyerek uzun bir tatile çıkmasına yol verdiği, belki de kovulmasını emrettiği Fatih Altaylı’nın durumu ne olacak?

Elbette Erdoğan için artık sıradanlaşmış olan bu müdahalelerin utanç verici tablosunun farkındayım.

Elbette şiddetle lanetliyorum.

Ama söylemeden edemeyeceğim.

“Medyada operasyon” dendiğinde aklıma sadece Erdoğan gelmiyor benim.

Ahmet Kaya’ya yapılan operasyonun “Vay şerefsiz. Parayı veren Ahmet’i alır” başlıklı köşe yazılarıyla başını çeken...

Eren Keskin’e cinsel tacizde bulunmak istediğini canlı yayında söyleyen...

Hrant Dink’in koltuğuna oturan genç meslektaşı Rober Koptaş’ı programına konuk edip “soykırım vardır diyenin yüzüne tükürürüm” diyen...

Ardından bir Ermeni köyünün, dahası bir Ermeni kilisesinin miras yoluyla da olsa tapusuna sahip olduğunu öğrendiğimiz...

Seçim anketlerinde puanları oradan oraya paylaştıran...

Bir operasyon “gastecisi”ne ne kadar üzüleceğimi bilemedim.

Erdoğan’a kızgınlığım Altaylı’ya olan kızgınlığımı azaltmıyor işte.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.