• BIST 104.946
  • Altın 163,280
  • Dolar 3,9383
  • Euro 4,6903
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 7 °C

'Erdoğan’ın B Planı Chavez olmak'

'Erdoğan’ın B Planı Chavez olmak'
Türkiye, AKP’nin ABD projesi olup olmadığını tartışıyor. DSP Genel Başkanı Masum Türker bu soruyu yanıtladı.

Tunca Öğreten / Taraf - Bülent Ecevit’in Başbakan olduğu koalisyon hükümetinde bakanlık yapan Masum Türker’e, “AKP, ABD projesi mi”, “Erdoğan ile Putin yakınlaşması nereye gider”, “ABD- Türkiye ilişkilerinin geldiği nokta nedir” ve “AKP- Cemaat savaşında ne olur” diye sorduk.

Şimdi söz Türker’de…

Son günlerde AKP’nin bir ABD projesi olduğu tartışılıyor. Siz DSP- MHP- ANAP hükümetinin son döneminde bakanlık görevi üstlendiniz ve o döneme tanıklık ettiniz. AKP’nin bir proje partisi olduğunu düşünüyor musunuz? Partinin kurulma sürecini anlatır mısınız?

ABD, Saddam Hüseyin rejimini bahane ederek Irak’taki enerji kaynaklarını kontrol etmek istiyordu. Daha sonra Saddam’ın kimyasal silah kullandığı öne sürülerek operasyon başlatılması kararı alındı. Ancak Bülent Ecevit, ABD’nin Irak’a müdahale etmesini istemiyordu. ABD, önce askerleri ikna etmeye çalıştı ancak başaramadı.

Niye?

Çünkü askerin karşısında bunu istemeyen bir Bülent Ecevit vardı. Ecevit, hakkaniyetli bir yönetim sergiliyordu ve AB Uyum Yasaları’na uygun anayasal düzenlemeler yapmaya başlamıştı. İdam cezası kaldırılmış, Türkiye’de iç savaş bitmişti. Bu yüzden asker, Ecevit’e doğrudan müdahale edemiyordu. Birkaç ay evvel Fazilet Partisi içerisinde kendilerine “Yenilikçiler” diyen bir grup, AKP’nin temellerini atmıştı bile. AKP’nin kurucularından Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, o günlerde ANAR’ın da başındaydı. ANAR, yapılan araştırmalarda AKP’nin yüzde 34 oy alacağını vurgulayarak kamuoyunu hazırlamaya başladı. Bu arada Dick Cheney İstanbul’a gelip Ecevit ile bir görüşme yaptı ve ABD’nin Irak operasyonuna Türkiye’nin destek vermesini istedi. Ancak Ecevit kabul etmedi. İşte o günden sonra George W. Bush, Ecevit yerine Kemal Derviş’i muhatap almaya başladı. Bunu da geçenlerde eski Bakan Zeki Çakan bana teyit etti. ABD tüm bu yaşananlara rağmen Ecevit’e son bir şans vermek için Cheney’i tekrar Türkiye’ye yolladı. Ecevit yine ret cevabı verdi. Bu arada Cheney’nin gelmesinden kısa bir süre önce de AKP adına Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan ABD’ye gitmişti.

AKP’yi kuranların ayrılması, Fazilet Partisi’nde infiale neden olmadı mı?

O dönemde Necmettin Erbakan’ın hapse sokulması tartışılıyordu. Ecevit, siyasî olarak bu durumu etik bulmadı ve Erbakan’ın hapse girmemesi için gerekli anayasal düzenlemeyi yapmak istedi. Erdoğan ve AKP’yi kuran “yenilikçi” arkadaşları, Erbakan’ı kurtaracak düzenlemenin oylanmasında “Hayır” dediler. “Ya neden oy vermiyorsunuz, Genel başkanınız kurtulacak” dedik. Aldığımız cevap karşısında çok şaşırdık: “Biz, Fazilet Partisi’nin kapanmasını istiyoruz.” Bunun sebebi de partiden ayrılmış gibi değil de parti kapandığı için ayrılmak zorunda kaldıkları imajını vermek içindi. Bu da AKP’nin kurulması için gerekli oyunun çok iyi bir şekilde oynandığını gösteriyor bize. Daha sonra ABD, düğmeye tam olarak bastı ve DSP içinden milletvekili ayartmaya çalıştılar. RTÜK yasasının geçmesinden hemen sonra Ecevit hastalandı. Onun hastalığıyla birlikte de ciddi bir neşriyat başladı.

O dönemde Türkiye’de ciddi bir değişim isteniyordu. Erdoğan ve ekibi, ABD’nin istediği bu değişime talip oldu yani öyle mi?

AKP’liler bu değişime talip oldukları gibi, bunu hazırladılar da. Daha sonra erken seçime gidilme fikri ortaya atıldı. Ancak biz DSP olarak gidilmemesi yönünde karar aldık. Derviş ise apar topar Hollanda’ya giderek, “Hükümet erken seçimi engelliyor, o1ysa ülke erken seçime gitmeye hazır” diye bir konuşma yaptı. Bu süreçte Derviş bana da; Irak Savaşı için Türkiye’ye hibe edilmesi için bir milyar dolar ya da çok düşük faizle beş ile sekiz milyar dolar arasında bir kredi alınması gerektiğini empoze etmeye çalıştı. Ben, buna ihtiyacımız olmadığını söyledim ve 100 günlük bakanlığım süresince de para alınmaması için elimden geleni yaptım.

Fakat daha sonra AKP hükümeti geldiğinde, teskere sırasında yapılan IMF toplantısında, Ali Babacan bu anlaşmayı imzaladı. ABD bu proje ile istediğini elde etti mi?

Kısmen elde etti. Mesela enerji kaynakları konusunda… İhaleler hep ABD şirketlerinin gizli ortaklıklar kurduğu firmalara dağıtıldı. Ayrıca ABD sermayesinin doğrudan doğruya ilgilendiği sigara konusunda da elde etti.

TSK bu süreçte ABD’den talimat aldı mı?

Ordunun ABD’den direk talimat aldığını söyleyemem. Ancak subayların Pentagon’da eğitim almaları, elbette ABD’nin, Türkiye içinden istihbarat almasını kolaylaştırmıştır. Ayrıca dönemin ikinci Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile Kemal Derviş’in, İsmail Cem’i istifa etmesi yönünde ikna etmek için akşam yemeğine çıktığını da gözden kaçırmamak gerekir.

AKP’nin AB uyum yasalarını desteklemediğini söylüyorsunuz. Ancak hükümet en büyük desteği Kopenhag kriterlerinin uygulanması sürecinde almadı mı?
AB uyum yasalarını başlatan DSP hükümetiydi. AKP, iktidara geldiğinden beri Kürtçe ve diğer bazı dillerde TV yayınına izin vermekten başka bir şey yapmadı.
Türkiye’nin demokratikleşmesi adına hiçbir şey yapmadı mı diyorsunuz yani?

Peki, askeri vesayeti geriletmesi?

AKP, askeri vesayeti ne kaldırdı, ne de geriletti. Askeri kadroları değiştirdi sadece. 1990’da Turgut Özal, dönemin Genelkurmay Başkanını, Kara Kuvvetleri Komutanı’yla istifaya zorlayıp, komuta zincirini değiştirdiyse, AKP de Özal’dan biraz daha uzun vadeli bir değişiklik yapmış oldu, hepsi bu. Erdoğan bunu ordu içindeki generallerle anlaşarak yaptı zaten. 2007’ye bakın mesela; seçim öncesine. Erdoğan ile çatışır gibi gözüken Yaşar Büyükanıt, “Bir teskere çıkarın, Irak’a harekât yapmalıyız” dedi. Ancak seçimden sonra teskere çıkmamasına rağmen işlerin yürüdüğünü gördük. Demek ki bu bir kurguydu.

AKP iktidarda kalmayı nasıl başarıyor o zaman?

AKP herkesi borçlandırdı. Ben bakanlıktan ayrıldığımda, halkın tüketici kredilerine ve kredi kartlarına olan borcu yaklaşık 6 milyar liraydı. Şimdi aynı halkın borcu 321 milyar lira. Dolayısıyla “ABD’de yoksulluk tuzağı” olarak nitelendirilen olayın en katmerlisi şu anda Türkiye’de yaşanıyor. Türkiye’de halk, borçlandırılarak ev sahibi olabildiği için kendini refah içinde sanıyor. Herkes kredi kartları ve tüketici kredileriyle yaşamaya başladı. Şimdi yeni yeni kredi kartları disipline edilmeye başladıkça, halk da işin farkına varmaya başladı. Reel harcamalar artıyor ama gelir asla artmıyor. Ekonomik kriz, halk tarafından anlaşılmasın diye yurtdışındaki enflasyon da gümrük kapılarında kontrol altına alındı hep ve kur farkına yansıtıldı. Türkiye’de bu olumsuzluklar hissedilmeye başlayınca da AKP hükümeti, bunlara bahaneler bulmaya başladı. Bunlardan ilki 29 Mayıs’ta başlayan Gezi olayları oldu. Hâlbuki Türkiye’den para çıkışı 23 Mayıs’ta başlamıştı.

AKP, ABD projesiydi diyorsunuz. Gelinen noktada iki ülke arasındaki ilişkilerin iyi gitmediğini görüyoruz ama…

Türkiye ilk hatasını Reyhanlı olayında yaşadı. Reyhanlı olayı yaşanmadan beş gün önce ABD basını, Türkiye, Suriye’ye kara harekâtı yapacak diye haberler geçmeye başlamıştı. Birkaç saat sonra da hükümetten açıklama geldi ve ABD’nin geçtiği haberlerin asılsız olduğunu ifade ettiler. Bu olaylar yaşandıktan sonra ABD’nin, bunun bedelini Erdoğan’a bir şekilde ödeteceğini biliyordum. Nitekim birkaç gün sonra Reyhanlı’da olaylar vuku buldu. ABD’nin istihbarat şefleriyle gizli işler yapar, onların dayattıklarına “tamam” dedikten sonra çark ederseniz size bunun bedelini ödetirler.

Erdoğan ABD’ye ne zaman dirsek çevirmeye başladı?

Erdoğan değil, ABD ona dirsek çevirdi. Erdoğan, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra BM toplantısına giderken ona sırt çevrildi. ABD’lilerin iş yaptığı bazı AKP’liler devre dışı bırakıldı. Yani AKP’nin ilk kurucularında değişim başladı. Değişim başlayınca da AKP toslamaya başladı. Erdoğan’ın rahatsızlığının başladığı ve operasyon geçirdiği zamana kadar Suriye’den taraftı. ABD’ye “Esad’ı ikna ederim, bu olayı çözerim” diyordu, onlar da “Bir an önce kurtulmamız lazım” diyerek cevap veriyordu. Fakat ilişki birden tuhaflaştı ve evinde Biden ile yaptığı görüşme sonrasında politika değişikliğine gitti. Erdoğan’ın metinlerini yazan danışmanları birden Esad’ın adını Esed’e çevirdi. Hasta yatağında baskı yiyene kadar kendini Orta Doğu’nun aktörü olarak Erdoğan, Biden ile görüşme yaptığı sırada yanında ne Dışişleri Bakanı, ne de dışişlerinden bir yetkili vardı. Bu, büyük bir zafiyettir.

Erdoğan’ın Putin ile yakınlaştığı söyleniyor. Sizce de öyle mi?

Ciddi bir gelir kaybına ve erozyona uğrayan Türkiye’yi Erdoğan, şimdide Rusya ile yakınlaştırmaya çalışıyor. Ekonomideki sıkıntıyı Rusya’ya yanaşarak atlatamazlar. Rusya’nın başında da birçok bela var. Yalnız Cemaat’e yakın değil, bir sivil darbenin ürünü olan Erdoğan iktidarının Türkiye’ye ne yaptığını anlatacak özgür medyaya ihtiyacımız var. Hâlihazırda ABD, Türkiye’nin Rusya’ya yakınlaşmasından dolayı çok öfkeli. Şu an dört bakanla ilgili yürütülen yolsuzluk soruşturması aslında iki kademeli bir dosyadır. Üç bakanla ilgili olan dosya, zaten İran petrollerinin pazarlanmasıyla ilgili. Bu yüzden İran, şu anda kayıp iki milyar dolarını talep ediyor. Ortada rüşvet veya başka bir şekilde yenilmiş iki milyar dolar var.

Türkiye, Erdoğan’ın sivil darbe yaptığını tartışırken, siz tam tersine AKP’nin bir sivil darbe ürünü olduğunu söylüyorsunuz…

Evet. AKP, bir sivil darbe ürünüdür. Ekonomik problemler, koalisyonla bu işin olmayacağının ABD tarafından dayatılması bir sivil darbeydi. DSP, MHP ve ANAP koalisyonunu yıkıp, yerine AKP projesinin hayata geçmesi için uygun koşulları hayata geçirdiler.

Türkiye ile Rusya’nın yakınlaşması, ABD’de nasıl okunuyor?

27 Mayıs İhtilali’nde de buna benzer bir olay yaşandı. Menderes’in arası ABD ile bozulmuş ve Sovyetler Birliği’ne yakınlaşmıştı. Kısa bir süre sonra da ekonomik bir çöküntü yaşandı, ardından da ihtilal oldu. ABD bunu, Türkiye’nin başka bir pakta doğru kayması olarak algılamıştı. Şimdi aynı rahatsızlık yine gündemde. Rusya coğrafi olarak Akdeniz’e inebilen bir ülke değil. Putin, bunu daha önce Suriye üzerinden, üs kurarak yapıyordu. Şimdiyse Erdoğan’la birlikte bunu yapmaya çalışıyor. Bu da doğal olarak NATO ve ABD’yi rahatsız ediyor. Tayyip Bey’i Putin’e yaklaştıran olay, Putin’in, “Bana Türkiye’de bir üs ver, Suriye’de ne yaparsan yap” teklifi oldu. Bu tür planlar ülkeyi zora sokar. Hiçbir zaman darbeden yana olmadım. Ancak Erdoğan’ın Türkiye’yi ve süreci yönetemediği de açıkça ortada. ABD de Türkiye’de ipin koptuğunun artık farkında.
AB ve ABD’den uzaklaştığı için Türkiye’ye bedel ödetirler mi?
Türkiye ağır ekonomik bedeller ödeyecek tabii ki. Türkiye’de 17 Aralık’tan itibaren altın ihracatındaki cari açık durdu. Önceden aradaki farkı Reza Zarrab veriyordu. Bunu verirken de altını ihraç etmiyor, el altından TIR’larla gönderiyordu. O TIR’larla yalnızca silah gitmiyordu yani.

Gezi tarzı sokak patlamaları bir daha yaşanır mı?

Kürtlerin yeniden sokağa çıkacağı aşikâr… Onlar çıkınca diğer partiler de çıkacak. Türkiye’de kardeşin, kardeşi katlettiği bir süreç yaşanabilir, aldı başını gidiyor. Buna dikkat etmemiz gerek. Gezi’nin patlamasının en büyük etkisi, insanların doğayı, demokrasiyi koruma çabası ve haber alma özgürlüğünün elinden alınması olmuştu.

Türkiye’de haber alma özgürlüğü yok diyorsunuz. Peki, yapılan medya operasyonu için ne düşünüyorsunuz?

Operasyon, olayın ucunu Fethullah Gülen’e getirmek için yapıldı. Gülen Cemaati’ni terör örgütü olarak suçlayamazsın. Suçlarsan herkes güler sana çünkü adamın silahlı bir gücü yok elinde. Akıl var mantık var. Erdoğan’ın bunu yapmasının sebebi, “Kazan. Kazan” taktiği. Yani ABD’ye diyor ki, “Onu bana iade et.” ABD iade etmeyeceği için bu sefer Erdoğan savaş açacak ve“Emperyalizme savaş açtık” diyecek. Böylece Chavez’i oynamaya çalışacak. Yani her halükârda kazanacağını düşünüyor.

Yani operasyonun Cemaat ve AKP çekişmesinden ibaret olduğunu mu söylüyorsunuz?

Ben, Erdoğan’ın uzun yıllar iki şeye çok dikkat ettiğini biliyordum. Birincisi, Fethullah Gülen’in ölmemesi için dua ettiği. İkincisi de Cemaat ile yol ayrımına ne zaman gelineceğini konusu. Bu olaylar olmadan önce Gülen vefat etseydi karşısında, belki de neredeyse bir mezhep olarak algılanacak bir cemaat olduğu için; milyarlık saraylar yaptırarak sahip olmak istediği halifelik sıfatını alma şansı olmayacaktı. Bu yeni kavgayla birlikte yollar ayrıldı ve Erdoğan artık halife olacağını zannediyor.


  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.