Merkez Bankası (MB) Eski Başkan Yardımcısı ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Fatih Özatay, MB'nin karmaşık mekanizmalar yerine tek bir faizden piyasayı fonlaması gerektiğini belirterek, “Enflasyonla mücadelede samimi olunduğu gösterilmeli” dedi.

Sözcü'den Mehtap Özcan Ertürk'ün haberine göre; hızlı kredi artışının yarattığı risklere değinen Özatay, “Tüm bankalarda artacak geri dönmeyen kredi probleminin çözümü için şimdiden kolları sıvamalı” uyarısında bulundu. Prof. Dr. Fatih Özatay, Türkiye'yi krizden çıkaracağını savunduğu ekonomik programı detaylarıyla anlattı.

DÖNÜŞ KALICI MI?

Yabancıların TL'ye erişimini kısıtlayan swap düzenlemesinde esneme, döviz ve altın alım işlemlerinde uygulanan vergide indirim gibi normalleşme hamleleri bir geri adımı mı yansıtıyor, devamı gelir mi?

Bir dönüş olduğu açık. Daha önemlisi şu: Bu kalıcı bir dönüş mü değil mi? Bunun yanıtını bilmememiz ne yazık ki Türkiye'nin riskini yükselten bir olgu. Yatırımcıyı yeniden kazanmak ancak düzgün bir ekonomik programla olur.

Nasıl bir program ekonomiyi düze çıkarır?

*Öncelikle, enflasyonla mücadelede samimi olunduğu gösterilmeli. Bu çerçevede, gerektiğinde faizin artırılmasından kaçınıldığı algısı ortadan kaldırılmalı. TCMB, karmaşık mekanizmalar yerine tek bir faizden piyasayı fonlamalı.

*Hızlı kredi artışı finansal sistemin sağlığı açısından önemli bir risk. Dünya finans sisteminin sağlığı hakkında otorite olan BIS'in bu konuda hem araştırmaları hem de düzenlemeleri var. Nisan-Ağustos döneminde kamu bankaları çok hızlı kredi artışına gittiler. Aynı süreçte özel bankalar kredi artışına gitmeye zorlandılar ve piyasa dengelerini bozan ve finans sisteminin sağlığı açısından iyi olmayan “aktif rasyosu” denilen uygulama başlatıldı. Şu sıralar kredi artış oranı düştü ama hala yüksek düzeyde. Ayrıca, aktif rasyosu (oranı) uygulaması yakın zamanlarda bir miktar gevşetildi. Bu uygulamalardan tümüyle vazgeçmek gerekiyor.

*Bütçe açığı pandemi nedeniyle alınan önlemlere bağlı olarak arttı. Önümüzdeki dönemde, faiz harcamaları dışındaki harcamalarımızı bütçe gelirlerinin altında tutmamız gerekiyor. Hazine'nin borcunun yarısı döviz cinsinden. Özellikle kendi vatandaşlarımızdan bu tür borçlanmaya son vermeliyiz.

TL'deki değer kaybını önlemek için sizce ne yapılmalı?

Düzgün bir ekonomik programla. Nasıl bir program uygulanması gerektiğini madde madde açayım:

*Döviz rezervlerini eriten kura müdahale politikası terk edilmeli. Ekonomisinde kırılganlıklar varsa, faizi enflasyonun altında tutarken, bol bol kredi açılmasını özendirirken/zorlarken, döviz kurunu sabite yakın bir düzeyde tutmayı bugüne kadar hiçbir ülke başaramadı, başaramaz. Rezervi yükseltecek ve azımsanmayacak bir dönem için döviz temin edilmesini sağlayacak uluslararası anlaşmalar için görüşmelere başlandığı duyurulmalı.

* TCMB ve BDDK bağımsız olmalı. Kamu bankalarının sermayeleri güçlendirilmeli. Tüm bankalarda artacak geri dönmeyen kredi probleminin çözümü için şimdiden kolları sıvamalı. Hazine, koşullu gelir ve borçlanma garantilerinden bütçeye gelebilecek yük hakkında şeffaf olmalı. Tüm bu adımlar, Türkiye'ye ilişkin risk algılamasını azalacaktır.

KADERİMİZ KÜRESEL FİNANS SİSTEMİNİN ‘İNSAFINA’ KALIR

Kısa çalışma ödeneği uygulamasının sona ermesiyle işten çıkarmaların artacağı ve iflasların çoğalacağı öngörülüyor. Kış aylarında ekonomide ne olacak?

Ana hatlarını belirttiğim programa benzer bir program uygulanmazsa en olası senaryo şudur: Patinaj yapan bir Türkiye ekonomisi: Küresel finansal sistemde risk alma iştahı yüksekken büyürüz ve istihdam yaratırız. Bu iştah ortadan kalkarsa ya da Türkiye'ye özgü nedenlerle bize yönelik risk algılaması yükselirse ekonomimiz daralır, istihdam azalır. Türkçesi, kaderimiz büyük ölçüde küresel finans sisteminin ‘insafına' kalır.

Rekabetçi kur söylemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sağlam bir ekonomik program olmadıkça tek başına rekabetçi kur bir şey ifade etmez; havada kalır.