Deniz Zeyrek, bugünkü "İlla savaşacaksak umutsuzlukla savaşalım!" başlıklı yazısında, "Merkez Bankası faizleri hangi seviyede tutarsa tutsun, sokaktaki insan işin gerçeğini yaşıyor" dedi.

"Hükümet, içimizi acıtan fotoğrafların kaynağı olan umutsuzlukla, umutsuzluğu yaratan gerçeklerle savaşmalıdır." ifadesini kullanan Zeyrek'in yazısı şöyle:
 

Dünyada savaşacak çok şey var. Başta cehaletle savaşmalıyız ki savaşmak zorunda kaldığımız cehalet kaynaklı birçok sorun ortadan kalksın.

Diğer taraftan, yoksullukla, yolsuzlukla, ırkçılıkla, faşizmle, kör şiddetle (özellikle kadınlara, çocuklara yönelik şiddetle), doğaya karşı işlenen suçlarla, kanserle, bulaşıcı hastalıklarla savaş, üzerinde yaşadığımız yer küreye ve insanlığa vefa borcumuzdur.

Bugünlerde (özellikle de son yaşanan üç toplu ölüm vakasından yola çıkarak) bir de umut kadar, cesaret kadar bulaşıcı olan ve hızla yayılan “umutsuzlukla” savaşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Başımızı kuma sokmanın manası yok. Türkiye'yi yönetenlerin, iktidardaki ve muhalefetteki siyasetçilerin, akademisyenlerin, medyanın, kanaat önderlerinin, sebebi her ne olursa olsun umudunu kaybeden insanları görmesi, umutsuzluğu besleyecek koşullarla mücadele etmesi, umut aşılaması şart.

Biz gazeteciler, intihar haberlerini yapmayarak önemli bir inisiyatif alıyoruz ama ne kadar işe yarıyor? Bununla yetinmeyip, insanın hayatta olduğu sürece, her türlü zorluğu aşabileceği, gerekirse hayata sıfırdan başlayabileceği, hayatı dışında her kaybı telafi edebileceği gerçeğini anlatmamız şart.

Bunu başarabilmemiz ise gerçekle yüzleşebilmemize bağlı. Çünkü, sorunun varlığını kabullenmeden o sorunu geride bırakamayız. Mesela, ülke ekonomisinde ciddi sorunlar yaşandığını, haliyle işsizliğin gün be gün derinleştiğini, mutfaktaki yangının büyüdüğünü kabullenmezsek, bu fiili durumun insanların yaşamına yansıyan sonuçlarını göremezsek, neden olduğu umutsuzluğu nasıl ortadan kaldırabiliriz?

2005 yılında yüzde 8.9 olan işsizlik oranı bugün yüzde 14'e çıkmış. İki kadından, dört gençten biri işsiz. 750 binden fazla işsiz umudunu kestiği için iş aramayı dahi bırakmış. Artık, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) enflasyonu, büyüme rakamını ne açıklarsa açıklasın, Merkez Bankası faizleri hangi seviyede tutarsa tutsun, sokaktaki insan işin gerçeğini yaşıyor. Her gün yüzleştiği, TÜİK'in, Merkez Bankası'nın rakamları değil, kendi gerçekliği oluyor.

Bugünlerde, sermaye piyasası ile ilgili bir yasa maddesinden yola çıkarak ekonomi ile ilgili eleştirel haber ve yorumlar yapan insanların cezalandırılması planlanıyor. Olumsuz yorum yapanları cezalandırmak, hapse atmak, hatta “terörist” ilan etmek, sokaktaki, mutfaktaki gerçeği değiştirir mi? Tersine, durumu daha işin içinden çıkılmaz hale getirir.

Zira insanların umutsuzluğuna etkisi bakımından muhalefetin çizdiği karanlık tablo ile iktidarın çizdiği pembe tablo arasında hiçbir fark yoktur. Hatta muhalefetinki “çözüm önerisi olmayan” bir durum tespiti olarak kalırken, iktidarın pembe tablosu ile eleştiriyi cezalandırma eğilimi “sorunun varlığını bile kabul etmeme, çözme niyeti taşımama” algısını tetikliyor.

Taşradan gelen otobüslere gidin bir bakın. Köylerden kentlere çuvallarla gıda maddeleri taşınıyor. 2001 yılında yaşadığımız ekonomik krizde olduğu gibi son yıllarda da ekonomi alanındaki umutsuzluğun en büyük panzehiri Anadolu insanının dayanışma kültürü oluyor. Anadolu insanının umutsuzlukla savaşına destek olmalı.

Hükümet, illa savaşacaksa, gerçekleri yansıtan rakamlarla ve bunları dile getirenlerle değil, içimizi acıtan fotoğrafların kaynağı olan umutsuzlukla, umutsuzluğu yaratan gerçeklerle savaşmalıdır.