Antalya'da düzenlenen Ya-Pa Paylaşım seminerinde konuşan ve Türkiye'de okul öncesi eğitimin duayeni olarak kabul edilen Prof. Dr. Ayla Oktay, “21. yüz insanını yetiştirmek; çağlar boyunca insanlığın her türlü birikimini kullanarak bireyi kendisi ve çevresi ile uyum içinde mutlu, erdemli, yaratıcı ve üretici bir insan olarak yetiştirmenin yollarını bulabilmeyi gerektirir” dedi.

Türkiye'de okulöncesi eğitimin annesi olarak kabul edilen Prof. Dr. Ayla Oktay, Antalya'da düzenlenen Ya-Pa Yaşam Paylaşım Hocalardan Hocalara Bilgi ve Deneyim Paylaşım Semineri'nde '21. yüzyılın insanını yetiştirmek' konusunu ele aldı.

21. yüzyılın insanı üzerine, 2000'li yılların başında düşünmeye başladığını belirten Oktay, “20. yüzyılda, insanlık tarihine damgasını vuran iki büyük savaş yaşandı ve bunların sonucunda devlet ve eğitim sistemleri değişti. Yeni buluşlarla 20. yüzyıl tamamlansa da 21. yüzyıl hala bu yüzyılın izlerini taşıyor. Bu nedenle de 21. yüzyıl insanının önünde olası yeni sorunlarla birlikte, önceki yüzyıldan kalan pek çok sorun da bulunuyor. Hem onları çözmek, hem de 21 yüzyılın sornlarıyla baş etmek zorundayız” diye konuştu.

21.yüzyılın genel özelliklerini sıralayan Oktay, küreselleşmenin altını çizerek, “Bu dönem para önemli bir güç oldu. Paranın milleti yok. Herkes o paranın peşinden koşuyor” dedi.

Yeni yüzyılda kültür yapılarının değiştiğini, iletişim teknolojisindeki değişimlerin de çok imkanlar sağladığını anlatan Oktay, şöyle devam etti: “Buna kuşkulu bakıyorum biraz. Bugünün maddiyata önem veren dünyasında sizin iyiliğiniz için mi o bilgiler veriliyor? Hayır, işlerine gelen bilgiler veriliyor. Bu yüzden insanlar kitap okumayı değil, arama motorlarını tercih ediyor. Çok kanallı bir bilgi akışı var. Bizim öğrenciliğimizde kitaplar, gazeteler ve büyüklerimizden gelen bilgiler vardı. Şimdi gazetelerde yazanlara kimse inanmıyor, kitaplar okunmuyor. Peki bilgi nereden geliyor? Aynı konuda pek çok bilgi var. Sosyal medya çok bilgi aktarıyor ve bunların çoğu aslında kirli bilgi. Bu durum bireyler açısından bazı fırsatlar yaratsa da kimi zamanda karar vermeyi güçleştiriyor ve hattı bazı durumlarda kararsızlığa ve kaygı duymalarına yol açıyor. Bunların arasında gerçek bilgiye nasıl ulaşacağımız, günümüz insanı için ciddi bir sorun.”

Yirminci yüzyılın ulus devletlerinde insanın arttık yurttaş olduğunu, devlet düzeni içinde belli sorumlulukları ve belirli hakları olduğuna değinen Oktay, 21. yüzyılda ise insanın bir yandan 21. yüzyılın devlet-birey ilişkisi yarken, öte yandan da bireyin devlet karşısındaki durumunu bireyden yana kaydıran eğilim eğilim olduğunu söyledi.

KUŞAKLAR NASIL DEĞİŞTİ?

20. yüzyıldan 21. yüzyıla kuşakları değerlendiren Oktay, şunları anlattı: “Avustralyalı nüfus bilimci Mark Mc Crindle, 2010'dan sonra doğan çocukları Alfa kuşağı olarak isimlendiriyor. Alfa kuşağı tablet bilgisayarla büyüyen, akıllı telefonsuz bir hayatı bilmeyen, saniyeler içinde düşüncelerini internete aktarabilen, bugüne kadarki en fazla dönüştürme yeteneğine sahip kuşak olarak dikkat çekiyor. Bugün 6-9 yaşına kadar olan çocuklar, dokunmanın önce çıktığı teknolojileri kullanarak büyüyorlar. Dokunmanın verdiği yakınlık nedeniyle onlar teknolojiyi gerektiğinde kullanılacak bir şey değil de kendi hayatlarının doğal bir parçası olarak görüyorlar. Kendi yaşadıklarından farklı bir dünyanın olmasına imkan olmadığını sanıyorlar. Eski hiç yokmuş gibi düşünebiliyorlar. İşte bu öğrenciler alacakları eğitimlerle, oluşturacakkları kendi çağlarının gerçeklikleriyle mücadele edecek bir anlayış kazanmaya çalışacaklar.”

21. yüzyıl eğitiminde yeni eğimlere değinen Oktay, öğrenme ortamlarında değişim ve sürekli eğitim ihtiyacının altını çizerek, “Çok kanallı eğitim olanaklarının artması okulun ve öğretmenin işlevini önemli ölçüde değiştirdi. Artık öğretmen 'mutlak ve tek' bilgi kaynağı olmadığı gibi okul da bilgi kazanılanacak 'mutlak ve tek' bir yer değil. Bu durumda gerek öğretmenin erekse okulun bu değişime ne şekilde ayak uydurabileceklerinin yeniden sorgulanması gerekiyor. Binlerce yıldır okul-öğretmen-öğrenci üçgeni içinde varlığını sürdüren eğitim-öğretim, teknolojinin hayatımızın içinde yer almasıyla birlikte çok yönlü, çok kanallı yeni alternatifleri de kullanmak durumunda” dedi.

DEĞERLER EĞİTİMİ NASIL VERİLMELİ?

Değerler eğitimi için “İnsan gelişimi ve öğrenmesi konusunda ortaya atılan ve kabul gören yeni kuramların değişen toplumsal yapılar ve tipi modelleri, yerel ulusal ve evrensel değerlerin birlikte kazandırıldığı bir eğitim anlayışına olan ihtiyacı da beraberinde getiriyor” diyen Oktay değerler eğitimi çinde pek çok konu yer aldığını belirterek, şöyle devam etti:

“Birey olarak kendini gerçekleştirebilmek için; motivasyon, inisiyatif, sağduyu, sebat, çaba, problem çözme gerekiyor. Nitelikli bir toplumsal yaşam için; işbirliği, paylaşma, empati, farklılıklara saygılı olma, hoşgörü gibi insan hakları ve demokrasiyle bağdaşan değerlerin kazandırılması öne çıkıyor.Eğitim ortamı olarak okulların bugün bilgi ve kültür aktarımının yanında, belki de daha öncelikli olarak söz konusu bu değerlerin kazandırılması ve duyguların eğitiminin öne çıkması gerekiyor. İçinde değerlerin bulunmadığı, duyguların hiçe sayıldığı bir eğitimin sonucu yetişecek insan, kendisine ve çevresine yabancılaşmaktan kurtulamaz.”

Oktay, 21. yüzyıl insanını yetiştirebilmek için çağlar boyunca insanlığın her türlü birikimini kullanarak bireyi, kendisi ve çevresi ile uyum içinde, mutlu, erdemli, yaratıcı ve üretici bir insan olarak yetiştirmenin yollarını bulmak gerektiğini söyledi.