• BIST 102.270
  • Altın 149,304
  • Dolar 3,5481
  • Euro 4,2028
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 22 °C

Eğitim  Sistemi, Yeryüzü ve Ülkemizin Hali

Haydar Aksoy

Yaşadığımız yer, birbirine pek benzemeyen iki farklı “dünya”. Bir tarafta bilim, kültür,  sanat ve teknolojinin geliştiği, bolluk içinde bir yeryüzü… Diğer tarafta cehaletin, hurafelerin kuşattığı, gelirini birbirini yok etmek için silahlara yatıran, yokluk, yoksulluk içinde boğulan bir yeryüzü… Aynı zaman diliminde yer alan, ama birbirinden pek de haberdar olmak istemeyen iki ayrı “dünya”.  

İkiyüzlü bir yeryüzü bu. Bir yüzünde genetik mühendisliği alanında, yapay zekâ ile ilgili şaşırtıcı ve yoğun çalışmalar, “tekno-hümanizm” tartışmaları... Diğer yüzünde bu gelişmelerden bihaber, ikinci bir dünya… Hem neşenin, mutluluğun, “bolluğun, bereketin” arttığı bir dünya, hem “toplumsal kötülüklerin”, siyasal şiddetin günbegün katlandığı bir dünya… Bir yanda aşırı üretimin yarattığı olağanüstü ürün bolluğu, diğer yanda alım gücü olmadığı için açlıkla, yoksullukla boğuşan miyarlarca insan… Yeryüzünün bir yüzü; bencil, korkunç, benmerkezci, acımasız, barbar; diğer yüzü umutlu, paylaşmacı, dayanışmacı…

On - onbeş yıldan beri, uzun, zifiri karanlık bir gecede yaşıyor insanlık. Hele de Ortadoğu’da yaşayan halklar için ürkütücü, lanetlenmiş bir dönem bu. Bölgemizdeki toplumlar, deyim yerindeyse “kendi başlarına bela olmuş” durumdalar. Oysa ne trajik, ne çaresiz bir durumudur insanın “kendi başına bela olması”.

Ülkemizde de bilimin aydınlığından, aklın ışığından uzaklaşmayı hedefleyen ürkütücü ve yoğun bir çaba mevcut. Dünyada ekonomik ve politik paradigma değişiyor. Fakat ülkemizdeki bazı etkili çevreler, dünyayı yeniden biçimlendiren bu gelişmelerle yüzleşmek, bu gelişmelere uyum sağlamak yerine, kendi günlük küçük çıkarları peşinde, bencillik çukurunda çırpınıp duruyorlar. Bu ürkütücü çabalar sonucu bilgi, akıl, bilim düşmanlığı yayılıyor. Hurafeler yaşamımızı kuşatıyor.

 

Aslında kadim uygarlığımız derin bir krizde. Özelikle otuz - kırk yıldır yürütülen toplum mühendisliğinin de sonucu olarak, kriz ülkemizde ve yakın çevremizde daha şiddetli hissediliyor. Ülkemiz açısından krizin getirdiği riskleri azaltmanın birinci yolu bilimi geliştirmek ve bilimi “ortak iyi” için kullanıma sunmak. Bu alanda gelişmiş ülkelere baktığımızda, ilk bilimsel çalışmalar ve buluşların kamu desteğiyle, kamunun katkısıyla gerçekleştiği görülüyor. Ne yazık ki ülkemizde, “kamu eliyle faydalı herhangi bir şey yapılamaz” algısı güçlü şekilde geniş kitlelerin zihnine yerleştirildiği için, halk da kamunun bilim ve teknoloji alanında yoğun ve etkin faaliyette bulunması için iktidarlara baskı yapmayı aklına bile getirmiyor.   

Toplumun bir kısmı ise Osmanlı İmparatorluğu döneminin, abartılı bir özgüvenle pompalanması nedeniyle büyülenmiş durumda. Günümüzün yakıcı gerçekleriyle bağını koparmış halde, içinde bulunduğumuz sorunları çözmek için beyhude bir çabayla Osmanlı ruhunu yardıma çağırmakta...

Şu gerçeği bir an önce görmeliyiz; yaşadığımız dünyada, “dijital ekonomi” alanında, ucunda veya kıyısında da olsa faaliyetiniz yoksa, ekonomi ve siyaset dahil hiçbir alanda stratejik hedef koymanız, varlığınızı bağımsız bir ülke olarak sürdürmeniz mümkün değil. Günümüzde bilgi, dünya tarihinde daha önce olmadığı kadar önemli bir ekonomik sektör. Bu ekonomik alanın geliştirilmesi, eğitim kurumlarının bu amaç için düzenlenmesi ve örgütlenmesi, gerekli bilginin öğrencilere öğretilmesi zorunlu. Söz konusu bilginin üretilmesi ve yaygınlaşması da yalnız ve ancak hukukun üstünlüğünün, adaletin, özgür düşüncenin egemen olduğu bir sosyo – politik iklimde mümkün.   

Merak ve yaratıcılık dolu, çok boyutlu düşünebilen, çözüm üreten, farklı düşünceleri sentezleyebilen, sorunları aklın ışığında tahlil eden bireyler yetiştiren bir eğitim sisteminin hayata geçirilmesi için, cesaretle, inatla ısrar edilmelidir. Ülkemizde bu çabayı göstermek, gerçek yurtseverliğin ta kendisidir.

İçinde bulunduğumuz tablo ne kapkaranlık ne de apaydınlıktır. Ama bu tablo hiç iç açıcı değildir. Toplumun önemli kısmı, tablonun böyle olduğunu sezmekte, fakat baskı görme, dışlanma veya “işinden gücünden olma” korkusuyla tablonun değişmesini sesli olarak dile getirmekten korkmakta, çekinmektedir. Eğer önümüzdeki dönemde, eğitim kurumları başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşları bilgi toplumu temelinde yeniden yapılandırmayı başaramazsak, ülkemizi kapkaranlık günlerin beklediğini söylemek abartı olmaz. 

 

Bu yazı toplam 2201 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.