GERÇEK GÜNDEM - BARIŞ KAYGUSUZ

Süper Lig'de yarışan birçok kulüp artık yeşil sahada elde ettiği başarılardan daha çok içinde bulunduğu mali sıkıntılarla gündeme gelirken, kulüplerin temel gelir kalemi olan yayın hakları sözleşmesi bugün TFF ile Katar merkezli BeIN Group arasında imzalandı.

TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, BeIN Sports ile iki yıllık anlaşma yapıldığını açıkladı. Buna göre BeIN Sports ilk yıl için 2 milyar 200 milyon lira ödeyecek.

İkinci yıl ise bu miktarda TÜFE'nin yarısı kadar artış yapılacak.

Süper Lig'in yayın hakları için ödenecek 2 milyar 200 milyon lira, bugünün döviz kuruyla yaklaşık 127 milyon dolara tekabül ediyor.

Bu da Süper Lig'in yayın hakları bedelinin 1999'dan bu yana görülen en düşük seviyeye ulaşması anlamına geliyor.

SÜPER LİG YAYIN HAKLARININ KISA TARİHİ

Süper Lig tarihinde naklen yayınlanan ilk maç 1971'de Karşıyaka ile İstanbulspor arasında oynanan karşılaşma olmuş bu tarihten sonra bazı maçlar TRT tarafından kulüplerle yapılan anlaşmalar sonucunda yayınlanmıştı.

90'lı yıllarda özel televizyonların faaliyete geçmesiyle birlikte, farklı kulüpler farklı kanallarla anlaşarak maçlarının televizyondan yayınlanmasını sağladı. Örneğin 1992-1993 sezonun Galatasaray ve Fenerbahçe'nin maçlarını Show TV, Beşiktaş ve Trabzonspor'un maçlarını ise Star yayınlıyordu.

1996-1997 sezonu öncesinde ise ligdeki tüm maçların bir ihaleyle tek bir yayıncıya satıldığı ve gelirin belli oranlarla tüm kulüplere paylaştırıldığı havuz sistemi devreye girdi. Havuz sistemiyle birlikte hayatımıza giren şifreli maç yayınları için Cine 5, tek başına girdiği ihaleyi kazanmış ve üç sezon için sırasıyla 40, 45 ve 55 milyon dolar ödemeyi kabul etmişti.

Türk futbolunun sportif başarı olarak zirve yaptığı 2000'lerin başında Uzan Grubu'nun sahibi olduğu Teleon yayın hakları ihalesi girerek kulüplere o döneme kadar görülen en yüksek bedeli ödemeyi kabul etmiş ve futbol yayıncılığında yeni bir dönemi başlatmıştı.

1998-1999 futbol sezonu için Cine 5'in 55 milyon dolar ödediği yayın haklarına, Teleon 1999-2000 sezonunda 120,5 milyon dolar teklif ederek ihaleyi kazanmıştı. Ancak bir sezon sonra ödeme taahhütlerini yerine getirmeyen Teleon'un yayın sözleşmesi TFF tarafından feshedildi ve Türk futbolunda Lig TV dönemi başladı.

O dönem Mehmet Emin Karamehmet'in sahip olduğu Digitürk, 2000-2001 sezonu devre arasında yıllık 165 milyon dolarlık teklifle Süper Lig'in yayın haklarını satın aldı.

Bu tarihten sonra yayın hakları uzun yıllar boyunca Digitürk'te kaldı. Şimdiye kadar verilen en yüksek yayın bedeli ise 2016'da yapılan ihaleyle geldi. TMSF yoluyla Katar merkezli BeIN Group'a satılan Digitürk, 2017-2018 sezonundan itibaren 5 sezon için kulüplere yıllık 500 milyon dolar ödemeyi kabul etti.

BEIN'İN 'SABİT KURU' KULÜPLERİ BATIRDI

O dönem kulüpler için büyüme habercisi olarak görülen bu rakam, anlaşmanın devam ettiği 5 sezon boyunca kulüpler, TFF ve yayıncı kuruluş üçgeninde sürekli devam eden bir gerilime neden oldu.

İhale şartnamesinde dolar kurunu 3,26 liraya sabitleyen Bein Sports, ilk sezon için kulüplere sadece 1 milyar 630 milyon TL ödeme yaptı.

Türkiye'de yaşanan kur şoku nedeniyle yayın hakları için dolar bazında ödediği rakam sürekli azalan BeIN Sports, 2020 yılında ise 'benzeri görülmemiş ekonomik koşullar'ı bahane göstererek 500 milyon dolarlık ihale bedelinde indirim talep etmiş, kulüpler ise 90 milyon dolarlık indirimi kabul etmişti.

410 milyon dolar ödemeyi kabul eden BeIN Sports, doların 7 liraya yaklaştığı günlerde dolar kurunu 5.80 TL'ye sabitledi.

BeIN'in sabit kuru ile gerçek kur arasındaki makas günden güne artıyor, temel gelir kalemini sabit kur üzerinden elde eden kulüpler futbolculara yaptıkları ödemeleri ise gerçek kur üzerinden yapıyordu.

Kulüplerin bütçesinde açılan gedik de böylece yıldan yıla büyüdü.

DÜNYA FUTBOLU BÜYÜDÜ, TÜRK FUTBOLU KÜÇÜLDÜ

Tüm dünyada futbol ekonomisinin son 20 yılda altın çağını yaşadığını söylemek mümkün.

Süper Lig yayın haklarının 160 milyon dolara alıcı bulduğu 2001 yılında, İngiltere Premier Ligi için 360 milyon sterlin, Bundesliga için 383 milyon euro yayın hakkı bedeli ödendi.

Aradan geçen 21 yılda bu rakamlar İngiltere Premier Ligi için 1,5 milyar sterline, Bundesliga için ise 1,1 milyar euroya yükseldi.

Büyük stadyumların, lisanslı ürünlerin hayatımıza girdiği, kulüplerin şirketleşerek kurumsallaşma yolunda adımlar attığı, taraftarların kulüpleri için para harcama iştahının ciddi oranda arttığı ve en önemlisi dijitalleşmeyle birlikte yayıncılık seçeneklerinin gözle görülür şekilde arttığı 20 yılın sonunda, Süper Lig'in yayın hakları bedeli ise gerileyerek 160 milyon dolardan 127 milyon dolar seviyesine geldi.

Üstelik TL bazında 2 milyar 200 milyon lira olarak ödeneceğini ve ikinci yıl için enflasyonun yarısı kadar artış yapılacağı göz önüne alınırsa, 127 milyon dolarlık bu rakamın giderek daha da azalmasına kesin gözüyle bakılıyor.

TUĞRUL AKŞAR: SİYASETİN FUTBOLA İLGİSİ BÖYLE BİR SONUCA NEDEN OLDU

Dünya Gazetesi'nde futbol ekonomisi üzerine yazılar yazan, Futbolun Ekonomi Politiği, Finansal Futbol ve Futbol Yönetimi gibi kitapların yazarı Tuğrul Akşar, yapısal sorunlar ve futbol üzerindeki siyasi etkiyi Türk futbolundaki yayın hakları krizinin temel sebebi olarak görüyor.

Konuyla ilgili Gerçek Gündem'e değerlendirmelerde bulunan Akşar, "Türk futbolunun bugün iyi yönetilmediğini söyleyebilirim. 22 yıl öncesinin fiyatına bugün ulaşılıyorsa bu Türk futbolunun iyi yönetilmediği anlamına gelir. Doğal olarak burada Kulüpler Birliği'nin etkin bir rol üstlenmemesi ve kulüplerin hakkını savunmaması, yayıncının geçmişten gelen yükümlülüklerini yerine getirmediği halde hala bu yayıncıyla devam ediliyor olması, yayın haklarını pazarlama hakkını elinde bulunduran TFF'nin siyasi etki altında kalarak böyle bir karar alması gibi faktörler var. Türk futbolunun rekabetçiliğini aşağıya çekerek, zaten borç batağında olan kulüpleri 2 milyar lira gibi rakamla ikna etmiş olacaklar" ifadelerini kullanıyor.

"Bugün yaklaşık 5 milyar civarında Türk futbolu parasal bir gelir yaratıyor. Nereden bakarsanız yüzde 40-45 gibi bir dilim naklen yayın geliri olarak kulüplere dağıtılacak. Türk futbolunun yapısal problemleri rekabet gücünü aşağıya çekiyor. Siyasetin de futbola olan yakın ilgisi böyle bir sonucun ortaya çıkmasına neden oldu" sözleriyle siyasetin futbola olan etkisine dikkat çeken Akşar, "Türk futbolunun marka değeri iner çıkar, bunlar ekonomik konjonktürle alakalı. Küresel olarak uygulanan neo liberal politikalar bizim gibi ülkelerde futbolun amacına hizmet etmediğini ortaya koyuyor. Futbol daha çok bir oyun olmaktan öte siyasetin de güdümünde kitleleri yönlendirme aracı olarak da kullanılabiliyor. Kulüplerin de elleri mahkum, bu durumdan kurtulamıyorlar. Aslında futbolun kendi dinamikleriyle yarattığı bir gelir değil bu. Daha çok takdir edilen bir değer. Halbuki futbol ülkelerinde takdir edilen değil, kendi değerini oluşturan bir futbol yapılanması olur. Ona göre arz ve talep karşılaşır ve bir fiyat oluşur. Bizde böyle olmuyor. Bunun da çok sürdürülebilir olduğunu düşünmüyorum. Şu anda kulüplerin sıcak paraya ihtiyacı olduğu için yayıncıyla devam ediyorlar" diyor.

Süper Lig kulüplerinin içine girdiği darboğazdan nasıl çıkacağı yönündeki sorumuzu yanıtlayan Akşar şu ifadeleri kullanıyor:

"Darboğazdan çıkış olabilmesi için mevcut futbol yapılanmasının değişmesi gerekiyor. Kulüplerin birçok problemi var. Bunların palyatif çözümlerle değil, daha uzun vadeli stratejik çözümler üretmek lazım. Bunun yapılabilmesi için de mevcut statükonun gözden geçirilmesi gerekiyor."