GERÇEK GÜNDEM / BARIŞ KAYGUSUZ

AKP ve MHP grupları tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulan yeni 'dezenformasyonla mücadele yasası' beraberinde getirdiği muğlaklık ve yeni sansür endişeleriyle birlikte anılıyor.

Yeni düzenlemede, "Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis" ifadelerinin yer aldığı 29. madde, birçok gazeteci ve meslek örgütü tarafından özellikle muhalif medyanın üzerindeki baskıyı artırmak adına atılmış bir adım olarak değerlendiriliyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün hazırladığı 2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke içerisinde 149'uncu sırada olan Türkiye, 'dezenformasyonla mücadele yasası' adı altında tartışmalı bir medya düzenlemesini daha yasalaştırmaya hazırlanırken, dünyada da otoriter rejimlerin attığı benzer adımların peşinden gidiyor.

PANDEMİNİN OTOKRATLARA ARMAĞANI: YALAN HABER YASALARI

2020'nin ilk günlerinde dünyaya yayılan ve 2022 başlarına kadar etkisini sürdüren Kovid-19 pandemisi, tüm dünyada yalan haber ve dezenformasyon salgınına da yol açmıştı.

Dünya genelinde bazı hükümetler ise giderek yaygınlaşana yalan haber üretimini bir gerekçe olarak kullanmayı tercih etti ve yeni 'dezenformasyonla mücadele yasaları' yürürlüğe sokuldu.

Uluslararası Basın Enstitüsü'nün (IPI) raporuna göre, 2020 yılında Mart ile Ekim ayları arasında en az 17 ülke online dezenformasyonla mücadele veya yanlış bilgiyle mücadele adı altında yeni yasalar geçirdi. Bu ülkelerin arasında Putin'in Rusyası da vardı Orban'ın Macaristanı da Duterte'nin Filipinleri de. Benzer yasalar Nikaragua'da da yürürlüğe girdi, askeri cuntanın yönettiği Myanmar'da da.

(Mart-Ekim 2020 aralığında 'dezenformasyonla mücadele yasası' çıkaran ülkeler - The Economist)

Macaristan Başbakanı Orban, 2020'nin Mart ayında pandemi nedeniyle OHAL ilan etti ve aldığı ilk tedbirler arasında 'dezenformasyonu' 5 yıl hapisle cezalandıran kararname de vardı.

Mısır'da darbeyle göreve gelen Sisi yönetimi pandemiden de önce harekete geçmişti. Sisi iktidarı birçok gazeteciyi yalan haber bahanesiyle tutuklayarak cezaevlerine gönderdi.

Ürdün hükümeti çözümü 1992 tarihli bir savunma yasasını devreye sokmakta buldu. Hükümete gazete içeriklerini inceleme ve sebep belirtmeden herhangi bir yayın organını kapatabilme yetkisi veren yasanın kurbanlarından biri gazeteci Cemal Haddad oldu. Sıradan insanlar aşıya ulaşamazken, yetkililerin neden aşı olduğunu sorgulayan bir makale yayınlayan Haddad, polis operasyonuyla gözaltına alındı.

24 Şubat'ta Ukrayna'yı işgal harekatına girişen Rusya'nın da attığı ilk adımlardan biri 'dezenformasyonla mücadele yasası' oldu. Yasayla birlikte cephede yaşanan gelişmelerle ilgili 'savaş' veya 'işgal' ifadelerini kullanmak yasaklandı, Rus ordusuyla ilgili 'yanlış bilgi yaymaktan' suçlu bulunanlara ise hapis cezaları getirildi.

'DİJİTAL BERLİN DUVARI' BİRÇOK REJİME YOL GÖSTERDİ

Dünya genelinde yükselişte olan otokrat rejimlerin çevrimiçi içeriği kontrol altına alma çabalarına en ciddi desteklerden biri Berlin'den geldi.

Almanya hükümetinin 2017'de hazırladığı ve sosyal medya platformlarından yalan haber ve nefret söylemi içeren paylaşımların silinmesini öngören sosyal medya yasası birçok ülke tarafından kopyalandı.

Aralarında Rusya ve Türkiye'nin de olduğu 10'dan fazla ülke bu yasayı, kendi 'gereksinimlerine' uygun olacak şekilde dönüştürerek yürürlüğe soktu.

Danimarka merkezli bir düşünce kuruluşu olan Justitia'dan Jacob Mchangama ve Joelle Fiss, The Economist'e verdikleri demeçte yasayı 'Dijital Berlin Duvarı' olarak tanımladı ve yasanın küresel çevrimiçi sansür için bir prototipe dönüştüğü söyledi.

Berlin hükümetinin esas itibariyle nefret suçuyla mücadele için geçirdiği bu yasa kısa süre içerisinde dünyanın birçok bölgesinde ifade özgürlüğünü kısıtlama niteliği taşıyan yasaların gerekçesi haline dönüştü.

DEZENFORMASYON YASALARININ SONUCU: BASKI, SÜRGÜN, CEZAEVİ

Dezenformasyonla mücadele ismi verilen yasaların geçtiği ülkelerin hemen hemen tamamında gazetecilerin işleri ciddi şekilde zorlaştı.

Mısır'da Sisi hükümetinin pandemiyle mücadele biçimini eleştiren bir makale yayınlayan gazeteci Muhammed Munir, yalan haber yaymak ve sosyal medyayı kötüye kullanmak suçlamalarıyla tutuklandıktan kısa bir süre sonra Kovid-19 nedeniyle cezaevinde hayatını kaybetti.

Malezya'da yalan haber yasasının ilk kurbanı bir Danimarka vatandaşı oldu. Youtube'da yaptığı yayında yaşanan bir olay sonrası polisin 50 dakikada olay yerine geldiğini söyleyen Salih Süleyman, yalan haber yaydığı gerekçesiyle tutuklanarak cezaevine konuldu.

Belaruslu birçok gazeteci ülkedeki hükümet karşıtı gösterilerin ardından çareyi Polonya'ya kaçmakta buldu. Nikaragualı muhabirler bölgedeki bir diğer ülke olan Kosta Rika'nın yolunu tuttu, bazıları mesleği bıraktı. 'Siberterörizm' suçlamalarıyla karşı karşıya kalan Bangladeşli onlarca gazetecinin payına sessizlik düştü.

Şimdi benzer şekilde Türkiye'de meclise sunulan yasayla birlikte 'yanlış bilgi yaymak' karşılığında hapis cezası getirilmesi öngörülüyor. Hangi bilginin yanlış hangi bilginin doğru olduğuna karar verme tekeli ise iktidarda ve savcılarda olacak gibi gözüküyor.