Yarış, Cumhuriyetçi Parti'nin adayı Başkan Donald Trump ile Demokrat Parti'nin adayı eski Başkan Yardımcısı Joe Biden arasında geçiyor.

Seçim günü yaklaşırken, birçok araştırma şirketi de seçmenin nabzını tutmak için anketler yapıyor.

ABD'deki iki aşamalı seçim sistemi nedeniyle, seçimin kaderini belirleme potansiyeli bulunan bazı kritik eyaletlerden çıkan sonuçlar, adayların yalnızca ülke genelinde aldığı oy toplamından daha belirleyici oluyor.

Ülke genelindeki anketlerde Biden önde görünüyor

Ülke genelinin nabzını tutan anketler, adayların genel anlamda ne kadar desteğe sahip olduğunu ortaya koyuyor. Ancak seçimi kimin kazanacağını net bir şekilde tahmin etmek için yeterli değil.

Örneğin, 2016 seçimlerinde Hillary Clinton ülke genelinde yapılan anketlerin neredeyse tamamında yarışı önde götürüyordu. Üstelik, seçim yarışını da rakibi Trump'tan 3 milyon daha fazla oy alarak kazandı.

Bununla birlikte ABD'deki iki aşamalı seçim sistemi nedeniyle, Clinton, Seçici Kurul'da yeterli delege sayısına ulaşamadı ve başkan olarak seçilemedi.

Seçici Kurul'da her eyaletin nüfusuna göre delegesi bulunuyor. İki eyalet hariç, 48 eyaletin tamamında en fazla oyu alan aday, o eyaletin delegelerinin tamamını kazanmış oluyor. Bunun istisnası olan Maine ve Nebraska'da ise delegeler, adayların aldığı oy oranına göre dağılıyor.

Kasım ayındaki seçimler için yapılan anketlerde ülke genelinde Biden, Trump'ın önünde görünüyor.

Biden'ın oy oranı yüzde 50'inin biraz üzerinde seyrediyor ve bazı araştırmalarda rakibi Trump ile arasındaki fark da 10 puana kadar çıkıyor.

2016 yılında ise daha farklı bir durum söz konusuydu. Clinton her ne kadar anketlerin büyük kısmında önde görünse de fark çok daha azdı.

Seçimde hangi eyaletler belirleyici olacak?

Clinton'ın 2016 yılında yaşadıkları, ABD'deki seçim sisteminde önemli olanın adayların aldığı toplam oy değil, hangi eyaletlerdeki delegeleri kazanmış olduklarını ortaya koydu.

ABD'deki eyaletlerin büyük bir bölümü, Cumhuriyetçi ya da Demokrat Parti'nin kalesi konumunda. Bu da, esas seçim yarışının az sayıda eyalet üzerinden yaşandığı anlamına geliyor.

Buradaki mücadele de, hangi partinin kazanacağının kesin olmadığı, dönem dönem iki parti arasında gidip gelen eyaletlerde yaşanıyor.

ABD'deki iki aşamalı seçim sisteminde, Başkan'ı seçen Seçici Kurul'da her eyaletin nüfusuna göre delegesi bulunuyor. Bu kurulda toplam 538 delege yer alıyor ve en az 270 delege sayısına sahip eyaletlerde yarışı kazanan aday başkanlığı da kazanmış oluyor.

Haritada görüldüğü gibi, herhangi bir partinin ağır basmadığı eyaletlerin bazılarının daha yüksek delegesi bulunuyor. Genellikle adaylar da kampanyalarını bu eyaletlerde yoğunlaştırıyor.

'Değişken' eyaletlerde hangi aday önde?

Belli bir partinin kalesi olmayan, "değişken" eyaletlerde durum Biden için oldukça iyi görünüyor. Ancak analistler, seçimlere daha vakit olduğunu ve özellikle Trump'ın dahil olduğu bir yarışta işlerin çok hızlı bir şekilde değişebileceğini söylüyor.

Şu ana kadar yapılan anketlerde, Michigan, Pennsylvania, Arizona, Florida ve Wisconsin gibi kritik eyaletlerde Biden açık bir farkla önde görülüyor.

Trump, 2016 seçimlerinde ağır sanayinin yoğun olduğu bu eyaletleri, yüzde 1'den daha az bir farkla kazanmıştı.

Ancak, Trump'ın ekibini esas olarak 2016'da büyük farkla kazandıkları eyaletler endişelendiriyor. Yapılan anketler, Trump'ın yüzde 8 ile 10 gibi bir farkla kazandığı Iowa, Ohio ve Texas'ta Biden ile kafa kafaya gittiğini gösteriyor.

Bazı siyasi uzmanlar bu nedenle Trump'ın seçimi yeniden kazanma şansını bu gidişle düşük görüyor. Siyasi analiz sitesi FiveThirtyEight'e göre, Biden'ın seçimleri kazanması bekleniyor, Economist dergisi de Biden'ın "büyük olasılıkla" Trump'ı yeneceğini belirtiyor.

Canlı tartışmalar anketleri nasıl etkiledi?

Normal bir seçim döneminde başkan adayları televizyondan canlı yayınlanan üç tartışmada karşı karşıya geliyor. Ancak bu yıl, Trump'a Covid-19 teşhisi konmasının ardından ikinci tartışmanın uzaktan yapılması talep edildi ve bunun Trump tarafından kabul edilmemesinin ardından bu tartışma iptal oldu.

Bu yıl yapılan iki tartışmaya ilki adayların birbirinin sözünü kesmesi ve sert bir üslup kullanmaları damgasını vurdu. İkinci tartışmada ise bir adayın diğerinin sözünü kesmesi halinde mikrofonunun kapatılmasına karar verilirken, Biden ve Trump'ın daha sakin bir üslupla tartıştığı görüldü.

Ancak gözlemciler, birçok seçmenin kararını vermiş olması ve pandemi nedeniyle birçok kişinin posta ile ya da şahsen oy kullanmayı tercih etmesinden dolayı bu tartışmaların da seçim sonucunu etkileme olasılığının düşük olmadığına işaret ediyor.

Covid-19 Trump'a olan desteği etkiledi mi?

İlk tartışmadan birkaç gün sonra Başkan Trump 2 Ekim'in erken saatlerinde Twitter'dan "bomba haberi" verdi: Kendisi ve first lady'nin koronavirüs testleri pozitif çıkmıştı.

Koronavirüs salgını, yıl başından bu yana ABD gündeminin en üst sıralarında olsa da, Eylül'de Yargıç Ruth Bader Ginsburg'un ölümü üzerine dikkatler Yüksek Mahkeme üzerinde yoğunlaştı.

Trump'ın koronavirüs testinin pozitif çıkması ise dikkatlerin yeniden 200 bini aşkın can kaybına neden olan salgına çevrilmesine yol açtı.

ABC News/Ipsos anketine göre, ABD halkının yüzde 35'i Trump'ın salgınla mücadele politikasına destek veriyor. Bu oran Cumhuriyetçiler için daha yüksek olsa da yüzde 76'da kalıyor.

Ankete katılanların yüzde 72'si Trump'ın "virüse yakalanma riskini yeterince ciddiye almadığını" ve "kendi sağlığı bakımından gerekli önlemleri almadığını" düşünüyor.
Yahoo News/YouGov anketinde de katılanların yarıya yakını da, sosyal mesafe kurallarına uymuş ve maske takmış olsaydı Trump'ın koroanvirüse yakalanmamış olacağı kanısında.

Anketler güvenilir mi?

2016 yılında sonucu bilemedikleri gerekçesiyle anketlerin güvenilirliğini sorgulamak kolay ve Başkan Trump da zaman zaman bunu gündeme getiriyor. Ancak iş aslında o kadar basit değil.

2016'da ülke genelinde yapılan anketler, Clinton'ın birkaç puan önde olduğunu gösteriyordu. Ancak Clinton'ın toplamda Trump'tan 3 milyon fazla oy aldığı düşünülünce bu durum, aslında anketlerin pek de yanlış olmadığını ortaya koyuyor.
Bununla birlikte, anket şirketlerinin özellikle örneklemlerinde sorun olduğu ve eğitim seviyesi düşük kişilerin yeterince temsil edilmediği belirtiliyor. Bu durum, Trump'ın bazı kilit eyaletlerde avantajlı olduğunun yarışın geç aşamalarına kadar anlaşılamamasının nedeni olarak gösteriliyor.

Ancak birçok anket şirketinin bu sorunu çözdüğü ifade ediliyor.

Erken oy kullanmanın artması ve 2016 yılında yaşananlar bugün birçok kişinin anketler konusunda da temkinli davranmasına yol açıyor.

Kaynak: BBC Türkçe