Serdar Denktaş: Türkiye'nin değil ama maalesef Ankara'nın seçimlere müdahalesi var

KKTC, 11 Ekim'de yeni cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gidiyor. Adaylar arasında yer alan Serdar Denktaş, Ankara'nın seçimlere müdahalesinden rahatsız olduğunu dile getirdi.

Serdar Denktaş: Türkiye'nin değil ama maalesef Ankara'nın seçimlere müdahalesi var

Demokrat Parti Lefkoşa Milletvekili ve cumhurbaşkanı adayı Serdar Denktaş, Kıbrıs müzakerelerinden Doğu Akdeniz krizine, Türkiye ile ilişkilerden Kıbrıs iç siyasetine değin Independent Türkçe'den Merve Bayrakçı'nın sorularını yanıtladı.

Denktaş'la röportajda öne çıkan başlıklar şöyle:

"Kuzey Kıbrıs'ın toparlayıcı, kucaklayıcı bir cumhurbaşkanına ihtiyacı var"

Kıbrıs'ın iç politik dinamiklerini belirleyen temel motivasyonlarının ne olduğunu düşünüyorsunuz? Yani kısa, orta ve uzun vadedeki yansımalarını birlikte düşünerek... Kıbrıs'ın nasıl bir cumhurbaşkanına ihtiyacı var?

Toparlayıcı, toplumun her kesimine eşit yaklaşabilen, kucaklayıcı; rol kapma uğraşı yerine hükümetlerle, meclisle, sivil toplumla çok daha samimi bir diyaloğu oluşturabilen bir cumhurbaşkanına ihtiyaç duyuyorlar.

Kısacası aslında Denktaş dönemini özlüyor herkes. O nedenle benim etrafımda çok büyük bir birleşme var. Çünkü biliyorlar ki 30 yıllık siyasi hayatımda kimsenin dinine, diline, ırkına, cinsiyetine, inancına ayrım göstermeksizin yaklaştım. Herkesi kucakladım. Bu nedenle partim çok zarar gördü ama buna rağmen en ufak bir geri duruşum olmadı.

Şimdi de beklenti, cumhurbaşkanının bu anlamda kendi içimizde var olan bu dağınıklığı toparlayabilecek, her kesimi dinleyip, her kesimle diyalog kurabilecek bir cumhurbaşkanıdır.

"Bir ray değişikliği mutlak surette sağlanmalı"

Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Rum tarafının Birleşmiş Milletler parametrelerine uyum sağlayamayacağını artık halkımızın büyük bir çoğunluğu görmüş durumda. Dolayısıyla ilk kez bu seçimlerde Kıbrıs sorunu belki de biraz ikinci plana düştü.

Pandemi nedeniyle ortaya çıkan rahatsızlıkları çözebilecek, girebilecek kim var diye baktığında insanlar yine bu 30 yıllık sürede yaptıklarıma bakarak "Çözerse bu işi Serdar çözer, o bu işi biliyor" yaklaşımıyla toplanıyor etrafımda.

Orta vadede ne olacak; Kıbrıs sorunu ile görüşmeler yine başlayacak. Ve masada iki toplumlu, iki kesimli federasyon görüşmeleri var. Akıncı'nın bıraktığı yeri bulacağız karşımızda. Oradan devam etmek bize bir 50 yıl daha kaybettirir ama hiçbir yere varmayız. Dolayısıyla bir ray değişikliği mutlak surette sağlanmalı.

"İlk yapacağımız iş Türkiye ile bir ortak hedef belirlemek"

Bu anlamda ben kendime güveniyorum. Türkiye ile uzun süredir ortak bir hedef noktasında buluşmamışız; bu eksiklik ortaya çıktı son zamanlarda. Dolayısıyla ilk yapacağımız iş herhalde Türkiye ile bir ortak hedef belirlemek.

Bu hedefe nasıl yürüneceği konusunda Kıbrıs içinde atılacak adımları biz daha iyi biliriz; çünkü buralarda yaşayanlarız, kendi insanımızı bilenleriz.

Doğu Akdeniz'de yaşananları Türkiye daha iyi bilir çünkü Doğu Akdeniz'de en geniş sahile sahip ülke olarak Türkiye'dir, o adımlara bizim destek vermemiz gerekir. Topumuz, silahımız, hava gücümüz, deniz gümüz yok, o anlamda bir destek veremeyiz belki ama iş müzakere boyutuna geldiğinde Doğu Akdeniz ile ilgili, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki kurucusundan biri olarak elbette yüzde 50 hak sahibi olarak elbette önemimiz o ortamda artacaktır.

Ama o ana kadar yapmamız gereken içimizi toparlamak, kendimizi bu pandemiden sonra oluşacak yeni zamanlara, "yeni normal"e hazırlamak. Eski normalde var olan bir sürü yanlışımız var, o yanlışlardan arınmak. Ve mutlak surette bir çözüme doğru varmak. Kıbrıs sorununu ortadan kaldıracak bir çözüm... Bu illaki federasyon değil, illaki iki toplumun bileşik bir şekilde yaşaması değil.

Eğer birlikte yaşamayı başaramamışsak ki 50 yıl tartıştık ve olmadı. O zaman yan yana, kuzeyi Kıbrıslı Türklerin, güneyi Kıbrıslı Rumların bütün adayı birlikte yöneteceğimiz çok daha zayıf güce sahip bir federal model kurulabilir mi ona bakacağız. O da olmuyorsa eğer, ucu açık bir görüşme sürecine yeniden dalacak değiliz, ufku açık bir görüşme süreci gerçekleştirip, olmuyorsa kendimize başka yollar elbette arayacağız. Ama onu o gün geldiğinde konuşuruz.

"Rumların işgalinde olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki eşit kurucu ortağından bir tanesiyiz. Bu hakkımızdan vazgeçmek bizi ortadan kaldırır"

Siz seçim kampanyanızda "Yeni bir Cumhuriyet" vurgusu yapıyorsunuz. Bu noktada da Fransa'nın "Beşinci Cumhuriyet'ini" örnek gösteriyorsunuz. Ve diyorsunuz ki "Birileri muradına 'ersin' diye KKTC maceraya sürüklenemez. KKTC 'alt yönetim' algısından Serdar Denktaş'la kurtulacaktır." Peki, burada sizin net olarak sizin Kıbrıs için mevcut şartlarda uygulanabilir çözüm öneriniz nedir? "Yeni bir Cumhuriyet" vurgusuyla neyi hedefliyorsunuz?

Desantralize federasyonu konuşmamız gerekir diyorum. Nedir desantralize federasyon?.. Merkezi çok zayıf olan dolayısıyla Kıbrıslı Rum ve Türklerin güç paylaşımı açısından çatışma alanı oldukça daraltılmış bir yaklaşımdan bahsediyorum. Bu müzakere edilmeli, nasıl olur, olabilir mi; yeni bir şeydir ama. Niye yeni bir şeydir.

Bunu anlamamız lazım. İki toplumlu, iki kesimli federasyon Kurucu Cumhurbaşkanımız Denktaş'ın 77 yılında Makarios'un elinden kopardığı bir tavizdir. Kıbrıslı Rumlar bu tavizi "acı taviz", "büyük taviz" olarak nitelendiriyor. Ve bir çözüm noktasına varmamamızın ana nedenidir. 50 yıl tartıştık bunu, her şeyini konuştuk, yürürlüğü sokmak mümkün olmadı. Çünkü Kıbrıslı Rumlara göre adanın bütünü kendilerinindir, bunun yarısını biriyle paylaşmak istemezler.

Bir kere oradan bir kurtulmak lazım. Bunu yolu diplomasidir, bunun yolu yeni bir çatışma alanı yaratma değil. Diplomasi ile oradan kurtulup başka bir şeyi konuşmaya başlamamız lazım. Bu esnada yapacağımız tek taraflı adımlar, kapıların açılması örneğinde olduğu gibi; uluslararası hukuku kullanmak suretiyle gasp edilmiş insan haklarımızı yeniden aramak yolunda adımlar atmak…

Adalet divanından, İnsan Hakları Mahkemesi'nden bu hakları kazanırsınız, kazanmazsınız tartışması başka bir şeydir; isminizin yeniden duyulur olması ve adada bir çözüm bulunacaksa bunun iki muhatabından birinin Kıbrıslı Türkler olduğunu yeniden bütün dünyaya hatırlatmaktır mesele.

Şu anda Kıbrıs Rum tarafının yapmaya çalıştığı, Kıbrıslı Türkleri yok saymak suretiyle direkt Türkiye ile bağlantı kurmaya çalışıyorlar. Bunun başarıldığı anda biz burada yok olmaya mahkum oluruz. Bu adanın, tekrar edelim Rumların işgalinde olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki eşit kurucu ortağından bir tanesiyiz. Bu hakkımızı görmemek, bu hakkımızdan vazgeçmek bizi ortadan kaldırır.

"Alt yönetim algısından süratle kurtulmamız lazım, bunun yolu Ankara ile oturup bir ortak hedefte buluşmaktır"

"Alt yönetim" vurgusunu ısrarla yapıyorum. Kıbrıs Rum tezidir; İnsan Hakları Mahkemesi'ne açmış oldukları bir davada bu anlamda alınan bir kararı yıllardan beri vurguluyorlar. Bizim şimdi içine girdiğimiz, Denktaş döneminden, Annan Planı'ndan sonra girdiğimiz süreçte, şimdiki cumhurbaşkanımız kavga etmek suretiyle, bir başka aday başbakanlığımızı yapan kişi ise her şeye "evet" demek suretiyle; Kıbrıs'ın geçmişini bilmeden, görüşme masasında konuşulanları bilmeden…

Bunlar bizi öyle bir noktaya getirdi ki bu "alt yönetim" algısı, "Nasıl olsa Türkiye ne söylerse yapacak" algısı bütün dünyada güçlendi. Bu nedenle saygı görmüyoruz, söylediğimiz dinlenmiyor. Bundan bizim süratle kurtulmamız lazım.

Türkiye'siz bir yere varmanız mümkün değil. Türkiye insanı ile aramızın bozulması asla gerçekleşmemeli. Anadolu ile bizim bağlarımız çok eski tarihlere dayanan, kültürel, milli bir bağdır. Ama geldiğimiz noktadan öyle bir anlaşılıyor ki herkesin başıyla, özellikle yurt dışının bakışıyla "Türkiye parayı verir, bunlara istediğini yaptırır."

Hayır, öyle değil. Kıbrıs'ta yaşayan bir halk vardır. Bu halk büyük bir var oluş mücadelesiyle bu 1974'e kadar ulaşmıştır. Türkiye ile ortak hedefte buluştuğu için 74'e ulaşabilmiştir. Sonrasında verdiği bir demokrasi mücadelesi vardır. Bu demokratik mücadele sonrasında da kendi devletleri içerisinde tanınsak da, tanınmasak da kendi irademizi ortaya çıkararak, ama doğru ama yanlış bir yerlere varmaktayız.

Annan Planı ile maalesef geçmişte kurduğumuz bu denge bozulmuştur. O günden bugüne Denktaş'ın elde ettiği o saygın seviyeyi, o mirası harcaya harcaya bu günlere geldik. Ama artık bu şekilde devam etmemiz mümkün değil.

O nedenle "alt yönetim" algısından kurtulmanın yolu Ankara ile oturup, bir ortak hedefte mutlak surette buluşmamız, atılacak adımlarda birbirimize destek sağlamaktır. Bunu başardığımız anda Rum tarafının ortaya koyduğu "alt yönetim" algısı süratle ortadan kalkacaktır. Bu devlet siyaseten tanınmasa da ayrı demokrasisiyle, kendine öz iradesiyle kabul edilen ve saygı duyulan bir halkın idaresi olarak yoluna devam edebilecektir.

"Akıncı, kendisine siyasi rant sağlayan bir yara keşfetti ve bu yarayı kaşıyor"

Kıbrıs Türkiye ilişkilerinden söz etmişken, zaman zaman Kıbrıslı politikacılar ile Türk siyasetçilerin karşı karşıya gelebilen açıklamalar yaptığına şahit oluyoruz. Örneğin Cumhurbaşkanı Akıncı'nın özellikle Barış Pınarı Harekatı zamanındaki demeçleri Türkiye'de çok tepki toplamıştı. Peki, bu tarz açıklamaların Kıbrıs iç siyasetinde yansıması nasıl oluyor? Kıbrıs halkı bu açıklamalara, bu ters düşmelere nasıl bakıyor?

Yanlış açıklamaları Kıbrıs Türk'ü her zaman cezalandırabilmiştir, kendi demokratik kuralları içerisinde… Bir ada halkıyız, küçük bir nüfusuz, dolaysıyla her gün birbirimizi gören insanlarız. Bizdeki siyasi karşıtlıklar Türkiye'de veya Almanya'da ya da bir başka ülkede olduğu gibi çok sert değildir. Kutuplaşmalar çok sert değildir, belli bir süre sertleştirseniz bile, hemen ertesinde buluşabilmektedir insanlar. Adanın, nüfusun küçüklüğü ile ilgili bu durum, herkes birbiriyle neredeyse akraba…

Sayın Akıncı kendisine siyasi rant sağlayan bir yara keşfetti. Annan Planı'nda sivil toplum örgütleri oluşturuldu, o dönemde müthiş bir kampanya başlatıldı. Türkiye'den ayrılıp Avrupa Birliği'ne girme yönüne evrilen bir kitle oluştu.

O tür bir yönetimden, eğitimden geçen insanlar, Türkiye ile bir atışma olduğunda ve bu yara kaşındığında siyaseten bir rant olarak bu yarayı kaşıyan kişiye dönebiliyor. Bunu keşfetti Akıncı ve bir süreden beridir bu yarayı kaşıyor.

Normal akışına bıraksak seçimde ikinci tura kalır mı, kalmaz mı diye düşünecekken, şimdi verilen karşıt cevaplar, demokrasimize yapılan müdahaleler ile belli bir kesimi yanına topladı. İkinci tura kalacağını neredeyse garantiledi gibi, henüz daha kesinleşen bir şey yok ama öyle bir his var insanımızda.

Demokrasimiz kendi akışına bırakılsaydı bunların hiçbiri olmazdı. O nedenle diyorum, buradan eş zamanlı ayrı ayrı bir referandum gerçekleştirdik 2004'te. Bütün dünyaya tescil ettik ayrı demokrasimiz olduğunu, self determinasyon; kendi geleceğimizi belirleme hakkımızın olduğunu.

Kendi geleceğimizi belirleyeceğimiz bir seçimdir şimdi yaşamakta olduğumuz cumhurbaşkanlığı seçimi. Buradan kendi insanımızı, vatandaşlarımızı rahat bırakmak lazım. Sonuç doğru çıkacak çünkü bizim insanımız demokratik girişimlerle ceza verir. Oy sandığında cevap verir yanlış yapana. Bunu yine başaracaktır son seçimlerde.

Ama o kadar müdahale olmaktadır ki şu son zamanlarda, gereksizdir, yanlıştır, "alt yönetim" algısını güçlendirmektedir. Bütün bu müdahaleler buraya yakışmaz, Kıbrıs Türk'ünün hak ettiği bir şey değil. Biz kendi kendimize doğru olan seçimi yapmayı biliriz. Bırakalım, biz onu başarırız.

"Türkiye'nin değil, maalesef Ankara'nın seçimlere müdahalesi var"

Cumhurbaşkanı Akıncı'nın da seçimlere müdahale açıklamaları vardı… Verdiği bir röportajda Türkiye'nin seçimlerde taraf tutma ve bu yönde seçimlere müdahale etme arayışında olduğunu söyledi. Siz de müdahaleden söz ettiniz. Sizce de Türkiye'nin seçimlere bir müdahalesi söz konusu mu?

Türkiye'nin değil, Ankara'nın evet. Bu yaşananı yok kabul etmek hepimiz için ayıptır. Bu maalesef var. Maalesef diyorum… Gereksizdir, çünkü Kıbrıs Türk'ü söylenen yanlışları ortadan kaldırabilecek, demokratik bir şekilde cezasını bilgiye ve bilince sahip bir halktır. Demokratik yaklaşımlarımız gerçekten üst seviyededir bu ülkede.

"Hayır, şunu seçmeyeceksiniz, şunu seçeceksiniz" gibi yaklaşımlar da bir sonuca ulaşmayacak. Zorla ulaştırılsa da halkın belli bir kesimini "Türkiye'yi sevmeyenler" diye adlandırmak, Kıbrıs'ta bir cumhurbaşkanı seçimini Türkiye'yi sevenler, sevmeyenler ayrışımına uğratmak, Türkiye ile Kıbrıs ilişkilerine, Kıbrıs Türk'ünün gelmiş geçmiş bütün ilişkilerine yapılabilecek en büyük yanlıştır. Bu yanlıştan vazgeçilmesi çağrısıdır yaptığımız.

Yoksa bir tercih elbette olur Türkiye ile Kıbrıs'ın bu yakınlığında Ankara "Ben filancayı tercih ederim" diyebilir. Ama Kıbrıs Türk'ünün özgür söz hakkını başka başka yöntemlerle çevirmeye çalışmak doğru olan değil. Bu yanlışı da ben belirtmeden edemem. Çünkü tekrar edelim ki pozisyonum ne olursa olsun Kıbrıs Türk halkının haklarını korumaktır benim görevim; hem milletvekili olarak hem de bir Denktaş olarak.

Ben bu yanlışa işaret ediyorum. Bu yanlışlar yapıldı diye "Türkiye'ye, Anadolu'ya karşıdır Serdar Denktaş" diyebilenin ortaya çıkacağını zannetmem. Deseler bile o bir müddet sonra düşer. Ama seçime yönelik irade çarpıtması çalışmaları asla kabul edebileceğim bir şey değil, lehime bile olsa.

"Seçim döneminde parti başkanlarının Ankara'ya çağrılması şık olmadı"

Türkiye ile ilişkilere dair bir de şunu soralım: Geçen ağustos ayında Başbakan Ersin Tatar, YDP Genel Başkanı Erhan Arıklı, DP Genel Başkanı Fikri Ataoğlu, Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'ın daveti üzerine Ankara'ya gelerek görüşmede bulundular. Süreç içerisinde KKTC iç siyasetinde bu epeyce konuşuldu, tartışıldı. Bu ziyarete ilişkin yorumunuz nedir?

Bir milli meselede Türkiye elbette buradan uygun gördüğü kişileri davet edebilir. O kişiler de bu davete icabet ederler, etmemezlik gibi bir yola girmez. Ama bir seçim öncesinde çağırıp, seçimi konuşarak hareket edilirse o zaman işte yanlış olur. Kamuoyunun tartışmasının nedeni o. Buraya gelinip burada birtakım temaslar da yapılabilirdi. İstediklerini öğrenebilirlerdi, halkın çeşitli kesimlerinden. Ama oraya çağırılmalar çok şık olmadı, şık olmadığını da söyledim zaten.

Kendi eski parti başkanım da (Demokrat Parti Genel Başkanı Fikri Ataoğlu) bu davete katılanlardan birisidir. Dolayısıyla ne konuşulduğunu az çok biliyorum. Şık olmadı. Olağan mıdır, mümkün müdür, elbette olağandır, mümkündür. Geçmişte biz de çağırıldık Annan Planı döneminde 4 parti bakanı o zaman mecliste idik, gittik ve Annan Planı ile ilgili görüşlerimizi hepimiz ayrı ayrı görüştük, anlattık.

Oradaki hedef 'bir müşterek pozisyon belirleyebilir miyiz' görüşmesiydi. Bu gayet doğal. Yine bir seçimlerden sonraydı bu görüşme, ama bir seçim döneminde bu davetin gerçekleşmiş olması çok şık olmadı ama normal bulduğumu da söyleyebilirim.

Sizin seçim süreci içerisinde Ankara ile bir görüşmeniz oldu mu?

Hayır, olmadı. Öyle bir talep de olmadı, herhangi bir benim talebim de olmadı. Görüşmedik.

"Türkiye basını sadece sorun çıkınca Kıbrıs'ı hatırlıyor"

Türkiye basının Kıbrıs'a ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Doğu Akdeniz geriliminin ve Kıbrıs müzakereleri gibi çözüme kavuşturulamamış bir meselenin ortasında yapılan belki de oldukça önemli olan KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimine Türk basınının ilgisini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye basını, özellikle televizyon programları, Doğu Akdeniz krizi ortaya çıkınca Kıbrıs'ı hatırlamaya başladı. Uzun süredir Kıbrıs gündemde değildi. Beklediğim şudur: Kıbrıs, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir Kurtuluş Savaşı'ndan sonra kurulmasından itibaren bir varoluş mücadelesi vererek kurulan ilk Türk Devleti.

Bu devleti hem yaşatmamız lazım hem insanını, kültürünü, beklentilerini, sıkıntılarını da Türkiye televizyonları da aslında sürekli işlemeli ki, -sadece Kıbrıs sorunu kapsamında değil- iki halk arasındaki ilişki soğumasın.

Maalesef öyle bir noktaya geldik ki "Kıbrıslılar Türkiyelileri istemez", "Türkiyelileri istemez"… Kardeşim biz köken olarak bakarsak, benim sülalem 1579'da gelmiş Konya'dan Kıbrıs adasına Osmanlı döneminde. İngiliz'in baskısı alında yaşamışız, Rum'un baskısı altında yaşamışız. Şimdi özgür yaşarken niye ilişkilerimiz bozulsun veya zayıflasın ki?..

Niye Kıbrıslı Türk "Anavatanım" dediği Türkiye'den koparılmaya çalışılsın ki?.. Niye buraya evlatlarını şehit olması için gönderen analar Kıbrıslılarla ilgili yanlış bir düşünce içerisine girsin ki?.. Hepimiz artık burada kız aldık, kız verdik; her birimizin ailesinde her iki taraftan insanlar var; neyin tartışmasını yaşıyoruz?..

Onun için Türkiye basınında bizim kültürümüzü, bizim mutfağımızı, bizim buradaki ada yaşayışımızı bütün Anadolu ile de paylaşacak, tabii onlar üzerinden de tüm dünyayla paylaşacak yayınlar yapılmasıdır beklediğimiz.

Yoksa bir sorun çıktığında Kıbrıs akla gelecekse, Kıbrıs sorunundan artık herkes bıktı usandı; ama en fazla bıkanlar da bizleriz. Ben içine doğdum, ölüyorum, hala daha aynı şeyi konuşuruz. Onun için Kıbrıs sorununun üzerine odaklanmasın basın.

Ama buranın güzellikleri, tarihiyle, güneşiyle, her şeyiyle… Anlatılacak o kadar çok şeyi var ki aslında Kuzey Kıbrıs'ın, bunları konuşmalarıdır beklediğimiz. Yoksa sorun çıktığında gelecekse Kıbrıs adası, bu çok doğru bir yaklaşım değil. Son zamanlarda da bunu yaşadığımızı görüyorum ben de.

"Macron evlatlarını Rumların hatırı için can almaya ve can vermeye göndermez"

Kıbrıs, Doğu Akdeniz'de meydana gelen gerilime nasıl yaklaşıyor ve bu gerilimin çözümünde nerede duruyor?

Çok dikkatle izlemekteyiz. Türkiye'nin duruşu burada son çaredir artık. Bu noktaya kadar çok çağrı yapıldı Türkiye tarafından "Gelin bir müzakere edelim, bir işbirliği yapalım" diye. Bunların hiçbirine uymadılar; Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafını dünyanın şımartmasının bir sonucudur bu.

Türkiye geldiği noktada artık çok ciddi duruyor. Ve Kuzey Kıbrıs'ta herkes dikkatle izlemektedir olan biteni. Başka yapacak bir şeyi de yok Türkiye'nin; bu duruşun dışında artık yapılabilecek başka bir şey yok. Elbette hepimizin arzusu diplomasinin galip gelerek, bu konunun müzakere edilmek suretiyle, Türkiye ile Yunanistan arasında bir sonuca bağlanmasıdır.

Bizim birkaç hafta önce yaptığımız çağrı, Türkiye, Yunanistan, Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs'ın içinde olduğu Doğu Akdeniz Enerji Platformu oluşturalım; etrafına ilgili uluslararası şirketleri de toplayabiliriz. "Savaşa girmeksizin, bir çatışmaya girmeksizin, konuşarak halledilebilecek bir meseledir" diye bir çağrı yaptık. Buna yanaşmıyor elbette Rum kesimi ve Yunanistan, şımarıklık nedeniyle.

Savaş hiçbir şeyi çözmez, kimse istemez savaşmak. Rum tarafı zannediyorsa ki işte buraya Fransız gemisi geldi, Fransız uçağı geldi, bir şey olduğu sıra Fransa'ya güveniyorsa; bilecek ki hiçbir şekilde Macron evlatlarını Rumların hatırı için can almaya ve can vermeye göndermez. Bunu yapabilecek dünyada tek bir ırk vardır, o da Türk ırkıdır.

Onun için akıllarını başlarına toplayıp, aklıselime gelip konuşarak, diplomasi yoluyla bu sorunların çözülmesi en doğru olandır. Şakaya gelecek bir noktada değiliz maalesef. Bir çatışma olur mu: İnşallah olmaz diyoruz, tüm Kıbrıslı Türkler adına. Ama olacaksa da eğer elbette Türkiye'nin yanındayız.

"Kıbrıs Türk'ü karıncasına kadar Türkiye'nin yanında durur"

Doğu Akdeniz'deki gelişmeler karşısında Kuzey Kıbrıs liderliğinin tavrını nasıl görüyorsunuz? KKTC Cumhurbaşkanlığı makamı açısından konuşacak olursak, sizce Kuzey Kıbrıs liderliği bu konuda yeterli mi?

Sessiz duruyor. "Ne söylersem farklı algılanabilir, farklı yerlere çekilebilir" diye bir çekince içindedir anladığım. Seçimlerden sonra orada başka biri oturacak. Kıbrıs Türk halkının genel yaklaşımıdır önemli olan, 5 yıl önce farklı nedenlerle seçilmiş cumhurbaşkanının, döneminin sonunda ne düşündüğü değil.

Onun için Kıbrıslı Türklerin hissiyatını az önce anlattım. O noktada duralım. Çünkü ondan öteye gidip, halen görevine devam eden cumhurbaşkanını buradan eleştirmem doğru bir yaklaşım olmaz, ben devlete inanan bir insan olduğum için.
Vatandaş görmektedir neyin ne olduğunu, kararını 2 hafta sonra seçimde verecektir. İkinci tura da kaldı 20 gün.

Bu kadar süreyi bekleyerek geçireceğiz. Bunun başka yolu yok. 20 günde de bir çatışma olmaması, hiç çatışma olmaması hepimizin tercihi. Ama tekrar ediyorum öylesi bir durumda Kıbrıs Türk'ü karıncasına kadar Türkiye'nin yanında durur. Başka da bir şeyi kimse Kıbrıs Türk'ünden kimse bekleyemez.

"Kamplaşmanın ortadan kaldırılması, Türkiye ile yeni bir ortak hedefte anlaşılması en acil sorunlardır"

Cumhurbaşkanı seçilmeniz durumunda size göre Kıbrıs'ın çözülmesi gereken en acil sorunu nedir?

İç dağınıklığımızın toparlanmasıdır en acil sorun. Maalesef yanlış siyasetler nedeniyle sektörler birbirine düşürüldü, kamplaşmalar yaratıldı. Bu kamplaşmaların ortadan kaldırılması, sektörlerin birbiriyle yeniden buluşturulması, biri olmadan diğerinin olamayacağının anlaşılması ve en önemlisi Türkiye ile yeni bir ortak hedef noktasında konuşulup, anlaşılması. Bunlar en acil olanlardır benim gözümde. Bunun bir an önce hallolması gerekir ki ondan sonraki adımları da birlikte planlayabilelim.

"Maraş'ın artık açılması kaçınılmazdır"

Bir de Kapalı Maraş mevzusu var. Maraş bölgesinin kullanıma açılması, seçim sürecinde de birçok aday tarafından dile getiriliyor. Kimi adaylar ise BM Güvenlik Konseyi kararlarının buna engel olacağını söylüyor. Kapalı Maraş mevzusuna dair neler söylersiniz?

Annan Planı referandumunda Rumlar reddettikten sonra gündeme getirdiğim konulardan bir tanesidir. Bunu hep kapalı kapılar ardında konuştuk, çünkü önemli bir meseledir. Kapsamlı çözümün bir parçası olarak ortaya konmuştur.

2017 Temmuz ayında hem Türkiye Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu'na hem bizim cumhurbaşkanımıza ve o dönem iktidarda olan koalisyon ortaklarımıza yazılı rapor olarak vermiştim bu konuyu. "Üstünde bir çalışalım" dendi, ama sonrasında bizim burada hükümet değişti. Şimdi yeni hükümete "Açalım artık" diye bir mesaj verildi.

Evet, açılması gerekir. Bizim yönetimimizde açılması gerekir. Ancak yapılacak açıklamalardan tutun, atılacak adımlara kadar çok çok önemlidir. "Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararının yaptırımı yoktur, onun için biz gideriz biz istediğimizi yaparız" gibi bir yaklaşım bütün Birleşmiş Milletleri, bu güne kadar elde ettiğimiz tüm kazanımları da kaybettirecek şekilde karşımıza alırız.

Tam aksine onlarla konuşarak, nedenini, ne yapmak istediğimizi anlatarak Maraş'ın artık açılması kaçınılmazdır. Şimdiki haliyle bile gelir getirici özellikleri vardır, kaldı ki tamir edilip bir özel statü bölgesi halinde, bizim yönetimimizde çalıştırılması halinde çok büyük kazanımlar olacaktır. Hem ekonomik açıdan her iki tarafa güneye ve kuzeye, hem de siyasal açıdan Kuzey Kıbrıs'a.

18 Ekim'den itibaren, seçim bittikten sonra Ankara'yla beraber konuşacağımız bir husus olarak önümüzde duruyor. Ben taraftarlarından biriyim; doğru adımların atılması ve yıllardır elimizde "koz" diye tuttuğumuz bir bölgeyi kaybetmemek adına. Aksine kazanmak ve ileriye yönelik tüm ada için büyük bir siyasi kazanım haline de getirmek üzere.

Etiketler
Ankara KKTC Seçim Türkiye