Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), bugün yayınlanan “Siyasi Bir Oyunun Ortasında Kalanlar: Türkiye/Yunanistan sınırındaki mülteciler, Avrupa’nın başarısızlıklarının bedelini ödüyor” başlıklı raporunda geçtiğimiz haftalarda Türkiye-Yunanistan sınırında yaşananlarla ilgili araştırmanın sonuçlarını ortaya koydu.

Türkiye yetkililerinin yanlış yönlendirmelerle insanları Yunanistan’a gitmeleri konusunda teşvik etmesinin ardından, UAÖ’ye aktarıldığına göre Yunanistan sınır güçleri sığınmacılara ve göçmenlere karşı atış mühimmatı ve göz yaşartıcı gaz kullandı; yaşanan şiddet içeren olaylar sırasında en az iki erkek öldürüldü ve bir kadın hala kayıp.

27 Şubat'tan itibaren, Türkiye yetkililerinin Yunanistan sınırına gidilmesini teşvik etmesi ve kolaylaştırmasının ardından binlerce insan sınıra doğru yola çıktı. Türkiye'de yaşayan bazı sığınmacılar ve aileleri, evlerini kapattı ve tüm paralarını sınıra gelebilmek için harcadı. Ancak Yunanistan yetkilileri, polis ve askerleri sınıra yönlendirerek sınır kontrolünü güçlendirdi. Yunanistan polisi ve askeri, göz yaşartıcı gaz, tazyikli su, plastik mermi ve atış mühimmatı kullanarak insanların sınırı geçmesini engelledi.

Uluslararası Af Örgütü Avrupa Direktör Yardımcısı Massimo Moratti yaptığı açıklamada, “İnsanlar, Türkiye'den Yunanistan'a güvenli bir yer arayışı içinde seyahat ettiler fakat en az iki kişinin korkunç bir şekilde öldürülmesiyle sonuçlanan çok ağır bir şiddetle karşılandılar. Şiddet iddiaları derhal ve tarafsız bir şekilde soruşturulmalıdır. Herkes insanca muamele görmeli, şiddetten korunmalı ve güvenlik arayışıyla sığınma başvurusunda bulunduğu ülkelerde korumaya erişebilmelidir” dedi.

Yunanistan’ın Türkiye ile kara sınırında en az iki kişi öldürüldü

Uluslararası Af Örgütü, Yunanistan-Türkiye kara sınırında 2 ve 4 Mart'ta iki kişinin öldürüldüğünü doğruladı.

Ayrıca, Suriyeli Fatma ve eşi Ahmed (güvenliklerini sağlamak amacıyla verilmiş takma adlardır), Yunanistan’a girmek için Edirne'de Meriç nehrini geçmeye çalışırken altı çocuğundan ayrılmak zorunda kaldı. Ahmed’in Uluslararası Af Örgütü’ne anlattığına göre, çocuklarının botunun Yunanistan’a ulaşmasının hemen ardından Yunanistan askerlerinin havaya ateş açtığını gördüler. Fatma, çocukları için korkarak, botun dönmesini beklemeden çocuklarının yanına gitmek için Meriç nehrini yürüyerek geçmeye çalıştı. Ahmed, eşiyle birlikte nehirden geçerken Yunanistan askerleri üzerlerine ateş açtı. Fatma bu sırada kayboldu ve öldüğü tahmin ediliyor.

Ahmed’in Uluslararası Af Örgütü’ne aktardığına göre, Yunanistan yetkilileri kendisini ve çocuklarını dört-beş saat boyunca alıkoydu ve kıyafetlerini çıkarmaya zorladı. Kıyafetleri ve yanlarında bulunan varlıklarına el konulduktan sonra tekrar nehre götürülerek diğer insanlarla birlikte bir sandala bindirildiler ve Türkiye tarafına geri gönderildiler. Ahmed her iki ülkede de avukatlardan yardım alarak eşine ne olduğunu öğrenmeye çalışsa da eşinin nerede olduğunu veya başına ne geldiğini öğrenemedi.

43 yaşındaki Pakistanlı Muhammad Gulzari Pazarkule/Kastanies sınır kapısından Yunanistan’a geçmeye çalışırken göğsünden vuruldu. Diğer beş kişinin ateşli silah kullanımı neticesinde yaralandığı olayın ardından 4 Mart’ta Gulzari’nin hastanede öldüğü açıklandı. 22 yaşındaki Suriyeli Muhammad Al-Arab da aynı yerde öldürüldü. Forensic Architecture (Adli Mimarlık) adlı araştırma grubu, Muhammad Al-Arab’ın öldürüldüğünü belgeledi.

Sınırdaki sığınmacı ve göçmenlere uygulanan diğer türde şiddet

Sığınmacılar ve göçmenler, Uluslararası Af Örgütü’ne, Yunanistan tarafına geçtikten sonra, Yunanistan sınır güçlerinin sığınma başvurularını almak yerine hükümetin geri itme politikasını uyguladığını anlattı. Bu uygulama, uluslararası insan hakları hukukunun ihlalidir.

Uluslararası Af Örgütü ve diğer sivil toplum örgütlerinin görüştüğü sığınmacılar ve göçmenler, sınır koruma görevlileri tarafından copla dövüldüklerini, sınır bölgesindeki yerlerde birkaç saat ila birkaç gün arasında değişen sürelerle gözaltında tutulduklarını, sonrasında ise gruplar halinde Evros/Meriç nehri üzerinden botlarla Türkiye’ye geri gönderildiklerini söyledi. Ayrıca, sınır koruma görevlilerinin, üzerlerindeki paralarını da aldığını, bazı durumlarda alınan meblağın binlerce doları bulduğunu ve bu paraların Avrupa’da yeni bir hayat kurma umuduyla yanlarında götürdükleri tüm birikimleri olduğunu aktardılar.

Şiddet içeren bu uygulamalar sınır bölgesiyle de sınırlı kalmadı. Suriye’nin Deyrizor şehrinden gelen bir erkek, Uluslararası Af Örgütü’ne, 4 Mart’ta Yunanistan’a geçtikten sonra yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Nehri geçtim ve Yunanistan’da dört gün, dört gece yürüdükten sonra yakalandım. Beni götürdükleri yerde dövdüler ve 2 bin liramı aldılar. Bütün param buydu. Sonra tekrar nehirden Türkiye’ye geçirdiler, montumu ve ayakkabılarımı alıp orada bıraktılar.”

Keyfi gözaltı ve sığınma başvurularının askıya alınması

Ayrıca Yunanistan, Türkiye’nin hamlesine yanıt olarak, insanların adalara ulaşmasını engellemek için ilave 52 gemi ile AB’nin sınır ve sahil güvenlik ajansı olan Frontex’in sağladığı ilave ekipman ve birlikleri konuşlandırarak, denizdeki devriye birliklerini güçlendirdi. Buna paralel olarak çıkardığı ‘acil önlem paketi’ ile uluslararası hukuku ve AB hukukunu açıkça ihlal ederek, bir ay boyunca ülkenin her yerinde tüm sığınma başvurularını askıya aldı. Acil önlem paketinin süresi 2 Nisan’da sona erdi, ancak Yunanistan Sığınma Hizmetleri Birimi’nin faaliyetleri 13 Mart 2020’den bu yana askıya alındığı için insanlar halen sığınma başvurusunda bulunamıyor.

1 Mart 2020’den sonra Ege adalarına ulaşan herkes limanlardaki tesislerde ve diğer yerlerde keyfi olarak alıkonuldu, sığınma başvurusunda bulunamadı ve Türkiye’ye ya da “menşe veyahut transit geldikleri” diğer ülkelere geri gönderilme riskiyle karşı karşıya kaldılar. Yalnızca Midilli’de, denizden adaya ulaşan 200’ün üzerinde çocuğun da aralarında bulunduğu 500 civarında kişi, normalde tank ve diğer askeri araçların sevkinde kullanılan donanma gemisinde 10 günden fazla alıkonuldu. Yüzlerce sığınmacı ve göçmen ise diğer Ege adalarındaki liman tesislerinde alıkonuldu.

Adalarda gözaltında tutulan tüm sığınmacı ve göçmenler 20 Mart’ta Yunanistan anakarasındaki daha büyük gözaltı merkezlerine sevk edildi. Bu kişiler mevcut durumda haklarında alınacak geri gönderme kararlarını bekliyor ve sığınma başvurusunda bulunamıyor.

“Yunanistan acilen rotasını değiştirmeli ve Yunanistan’a ulaşan herkesin sığınma prosedürlerine ve temel hizmetlere erişimine izin vermelidir. Yetkililer, insanları gözaltı merkezlerinden ve hijyen koşullarından yoksun kamplardan çıkarmak ve tüm sığınmacılara ve göçmenlere güvenli ve yeterli konaklama imkanı sağlamak zorunda” diyen Massimo Moratti, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Avrupa ülkeleri, Yunanistan’dan gelen sığınmacılar ile Türkiye’den gelen mültecileri etkin bir biçimde ve kayda değer ölçüde yeniden yerleştirmelidir. Halk sağlığına ilişkin doğru kontrol mekanizmaları ve karantinaların uygulanması halinde COVID-19, ülkelerinden kaçmak zorunda kalan insanlara güvenli bir yer sağlanmasının önünde mutlak bir engel teşkil etmez.”