Batı’nın, Doğu Akdeniz’deki kaynaklardan Türkiye ve KKTC’nin pay almasının dengeleri Türk tarafının lehine değiştirmesinden kaygı duyduğunu belirten Onur Öymen, “ABD ve AB’nin baskılarına boyun eğmek, milli davadan geri adım atılması anlamına gelir” dedi. 


Rusya'da alınan S-400 füzelerine ilişkin olarak da konuşan Öymen, ABD ve bazı NATO ülkelerinin aşırı tepki gösterdiğini söyleyerek, "S-400 füzelerinin alımı gerekçesiyle Türkiye’nin F-35 uçakları programına katılmasının askıya alınması da büyük bir haksızlıktır” diye konuştu.

"Bu yanlışın düzeltilmesi gerekmektedir"


AB üyelerinin büyük çoğunluğunun NATO üyesi olduğu ve stratejik konularda aldıkları kararların çoğunda NATO’nun ve özellikle ABD’nin etkisinin bulunduğu bilinmektedir.

Yunanistan, Bulgaristan ve Slovakya gibi hem NATO hem de AB üyesi olan bazı ülkelerin elinde S-400’lerin bir önceki modeli olan S-300 savunma füzelerinin olmasından rahatsızlık duymayan ABD’nin ve bazı NATO ülkelerinin Türkiye’nin S-400 füzeleri almasına aşırı ölçüde tepki göstermelerinin, esas olarak Türkiye’yle o ülkeler arasında çıkar farklılıklarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

Türkiye’nin Patriot füzeleri alma talebine olumsuz cevap veren ABD’nin şimdi S-400 füzelerinin alımına karşı çıkması açık bir çelişkidir. “Türkiye’ye savunma füzesi satamayız, başka bir ülkeden almasına da karşı çıkarız” demek Türkiye’yi etkili bir savunma sisteminden mahrum bırakmayı amaçlamak anlamına gelir.

S-400 füzelerinin alımı gerekçesiyle Türkiye’nin F-35 uçakları programına katılmasının askıya alınması da büyük bir haksızlıktır. Türkiye’nin envanterine geçecek ve komuta ve kontrolü Türkiye’nin elinde olacak bir sistemin nasıl olup da F-35’lerin bütün sırlarına Rusya’nın ulaşmasını sağlayacağı, Pentagon’un son açıklamasında belirtildiği gibi bir Rus istihbarat platformu olarak kullanılacağı kamuoyunu ikna edecek şekilde açıklanmamıştır. F-35’ler konusunda NATO’nun caydırma gücünü de olumsuz etkileyecek bu yanlışın düzeltilmesi gerekmektedir. 

"Ekonomik ve stratejik dengeleri Türk tarafının lehine değiştirmesinden kaygı duyuyorlar"


Sorun, Kıbrıs devletini kuran antlaşmaların iki toplumun egemen eşitliği temeline dayandığının Rum Yönetimi tarafından kabul edilmemesinden ve Rum Yönetimi’nin dünya ülkeleri tarafından Kıbrıs’ın meşru devletiymiş gibi tanınmasından kaynaklanıyor. Eğer Rumlar Kıbrıs’ın tek meşru devletiyse niçin bunca yıldan beri yeni bir devlet yapısı kurmak için müzakereler yapılmıştır? Bazı Batı ülkelerinin Doğu Akdeniz’deki doğal kaynaklardan Türkiye’nin ve KKTC’nin pay almasının ekonomik ve stratejik dengeleri Türk tarafının lehine değiştirmesinden kaygı duydukları anlaşılmaktadır.

"Geri adım atlmamalı"


Rumların adanın etrafındaki sularda ekonomik bölge ilan ederek Amerikan ve diğer yabancı şirketlere petrol ve doğalgaz araştırma ruhsatı vermesi, bazı bölge ülkeleriyle ekonomik bölge sınırlarıyla ilgili antlaşmalar yapması hukuka aykırıdır. O bölgede kendi şirketlerinin hidrokarbon kaynaklarını işleterek bundan kazanç sağlaması Amerika ve diğer bazı ülkelere önemli avantajlar sağlayacaktır. O nedenle bu ülkeler Rumları daha güçlü biçimde desteklemenin kendi çıkarlarına hizmet edeceğine inanmaktadır.

Amerika’nın İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasında başlatılan stratejik işbirliğini desteklemesinin esas sebebi de budur. ABD ve diğer büyük devletler tarafından desteklendiğini gören Rumlar, Türklerle herhangi bir uzlaşmaya bu nedenle ihtiyaç duymamaktadır.

Bu gelişmeler karşısında Türkiye’nin ve KKTC’nin kendi hak ve çıkarlarını korumaktan başka seçeneği kalmamıştır. Türkiye’nin ABD’nin ve AB’nin baskılarına boyun eğmesi milli bir davadan geri adım atılması anlamına gelecektir.