Deniz salyası (müsilaj) kâbusu büyüyor. Yaklaşık 4 aydır Marmara Denizi’ni esir alan müsilaj ile mücadele için bir adımın atılmaması bu sorunu çığırından çıkardı.

Uzmanlar geç kalınmadan acil önlem alınması için yetkililere çağrıda bulunuyor.

BirGün'ün haberine göre, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) bilim danışmanı Dr. Erol Kesici, tedbirler hemen alınırsa Marmara Denizi'nin 5 yıla kadar temizleneceğini belirtti.

Kesici, Marmara Denizi'nin özellikle son 30 yıldır ciddi kirliliğe maruz kaldığını belirterek, “Kirliliğin temel nedeni yasalaştırılan 'derin deniz deşarjı' yani arıtmadan tüm atıkların birikimi. Normale döndürülmesi için ilk önce dinlendirilmeli ve hiçbir şekilde atık su verilmemeli. Gerekli önlemler alınır ve hızlı bir şekilde başlayıp herkes bireysel ve toplumsal sorumluluklarını yerine getirirse 5 yıl içinde kokusuz bir Marmara Denizi'ni yeniden görebiliriz. 10 yıla kadar da biyoçeşitliliği artar” dedi.

''PANDEMİ GİBİ YAYILDI''

Dr. Kesici, salyaların pandemi gibi hızla yayıldığını kaydetti: “Marmara Denizi önce öldü sonra patladı. Canlılık, yaşamsal faaliyetlerini kaybetti ve sonra da salyaların dışarı çıkması patlamasıdır. Bu Covid gibi bulaşıcıdır ve alg patlaması aynı pandemi gibi her tarafa yayılıyor. Yer altı su kaynaklarına bile yayılıyor. Kesinlikle iklimsel değişime bağlanmamalıdır. Elbette etkisi var ama direkt olarak etkili değil.”

''TEMİZLİK İÇİN TEKNOLOJİK YÖNTEMLER VAR''

Avrupa ve Türkiye'de temizlik için teknolojik yöntemler olduğundan bahseden Dr. Erol Kesici, bu yöntemleri şöyle sıraladı:

''Derin deşarjdan vazgeçilmeli: Arıtma sistemleri günümüz teknolojilerine uygun modern sistemler olmalı. Birincisi biyolojik arıtma, bir kısım algleri yani kendi türdeşlerini kullanmak suretiyle biyolojik olarak çevreye hiç zarar vermeden bir arıtma sistemi yapılabilir.

Oksidasyon sistemi yapılmalı: toksik olan organik ve kimyasal atıkların giderilmesini sağlayan arıtma sistemi. Bu modeller bir evden bir fabrikaya, mahalle ve kasabadan bir şehre kadar uygulanabilecek sistem. Geri dönüşümü çok önemli. Tekrar tarım alanları ve evlerde tuvaletlerde kullanılabilir.

Nanofiltrasyon kullanılmalı: Fabrikalarda bu sistem yapılmalı. Bu bir nevi bakteri, virüs ve organik kalıntıların giderilmesi ve suyun sertliğiyle ilgili de bir sistem. Pahalı olabilir ama İstanbul'un güzelliği bunlardan çok daha pahalı. İstanbul'a, Marmara'ya bu değer.''

''BİR LİTRE KİRLİLİĞE TAHAMMÜLÜ KALMADI''

Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız ise Marmara’yı ağır yaraladık diyerek, müsilaja ilişkin şunları söyledi: “Hâlâ Marmara’nın ölmediği söyleniyor ama Marmara’yı ağır yaraladık. Biz bunu gördükten sonra ‘hızla nasıl tedavi edebiliriz’ şeklindeki yaklaşımları uygulamaya geçirmeliyiz. Bir litre bile bir kirlilik yüküne artık Marmara’nın tahammülü yok.”

Su kalitesi yönetiminde bazı zafiyetler olduğunu dile getiren Yıldız, “Bu zafiyetler yönetim açısından zafiyetler, iklim değişikliği etkileri ve aynı zamanda suyu arıtarak doğaya bırakma konusundaki birtakım sorunlarla birleşince bu günlerde gördüğümüz sonuçlar ortaya çıkıyor. Yerel yönetimlerle merkezi yönetimin Türkiye’nin denizlerini, su kütlelerinin korunması konusunda iş birliği içerisinde olmasında çok büyük fayda var.

Birkaç seneyi de kapsayan bir geri dönüş sürecine ihtiyacı olduğunu düşünürüz. Su yönetimini yaparken kullanılan suyun atık haline geldikten sonra da nasıl yönetileceğine dikkat etmek durumdasınız. Kirlilik bir sonuçtur. Bunun sebeplerini ortadan kaldırılmadıkça süreci sürdürülebilir bir şekilde yönetemezsiniz” diye konuştu.