Sözcü yazarı Yılmaz Özdil, Türkiye'nin denizlerini tehdit eden deniz salyasını köşesine taşıdı.

Özdil'in bugünkü yazısı şöyle:

Deniz hıyarı…

Denizlerin çöpçüsüdür.

Kirliliği yiyerek beslenir, bir tek deniz hıyarı günde 350 kilogram, yılda 120 ton kumu ağır metallerden arındırır.

Oksijen sağlayan deniz çayırlarını temizler, deniz suyunu süzen pinaları temizler, filtre görevi görür.

Tarladaki traktör misali, deniz tabanını santim santim tarayarak, havalandırır, ekosistemi güçlendirir.

Kilosu 150 dolar.

Çünkü, Uzakdoğu mutfağında çok sevilen bir yemek maalesef… Çin'e Japonya'ya Güney Kore'ye Singapur'a ihraç ediliyor. Lüks restoranların menülerinde yeralıyor. Bambu filizi, taze zencefil, turp ve bıldırcın yumurtasıyla pişiriyorlar. Çorbası da yapılıyor. Afrodizyak etkisi var. Ayrıca, kozmetikte kullanılıyor.

İşin ucunda para varsa ne olur?

Sayın hükümetimiz tarafından avlanmasına izin verildi.

Güya kota konuldu ama, kim dinler, talan edildi.

Chp konuyu Meclis'e taşıdı, soru önergesi verildi.

İktidar oralı bile olmadı.

Kilosu pahalı, cezası ucuz…

E haliyle, kaçak avcılık patladı.

Neredeyse bir tane bile deniz hıyarı bırakılmadı, hepsi toplandı.

İktidar umursamadı.

Akademisyenler yalvardı, yapmayın etmeyin, sivil toplum örgütleri yalvardı, lütfen bu yağmayı durdurun, aklı başında balıkçı kooperatifleri yalvardı, ekolojik denge bozuluyor, Didim Çeşme Bodrum Datça Ayvalık yalvardı, denizimiz kirleniyor, berraklığı bile yavaş yavaş kayboluyor, bu gidişle turizmi öldürürsünüz…

İktidar tınmadı.

Marmara Denizi'nde şakır şakır kaçak avlama yapıldı, lütfen girin internete okuyun, Tekirdağ, Çanakkale, Erdek, Gemlik, Mudanya, Şarköy, Marmara Ereğlisi'nde adeta nesli kurutuldu.

Üreme döngüsü imha edildi.

2016'dan itibaren Kuzey Ege yağmalandı.

2020'den beri Güney Ege yağmalanıyor.

Göz göre göre…

Yasal korumayla yokedildi.

Mahkemelik oldu.

Tarım bakanlığının tebliğiyle iki farklı kota uygulandığı, böylece, iki şirkete imtiyaz sağlandığı, ayrıcalık tanındığı gerekçesiyle dava açıldı.

Bu iki şirkete 900'er ton nakil belgesi verilirken, diğer şirketlere sadece 20'şer ton nakil belgesi verildiği öne sürüldü.

Danıştay iddiayı haklı buldu, kota tebliğinin yürütmesini durdurdu.

Gene kimse bana mısın demedi.

Yürütme durduruldu, talan durdurulamadı.

Aynı denizi paylaştığımız Yunanistan'da mesela, deniz hıyarı avlayabilir misin?

Mümkün değil.

Bizimkiler kanunla izin veriyor, Yunanistan'da kanunen yasak!

Kaç paraysa ödüyorlar, bizden satın alıyorlar, kendi kıyılarındaki deniz hıyarlarına asla dokunmuyorlar.

Ve hâlâ deniyor ki, yahu nereden çıktı bu deniz salyası?

Doğrusunu isterseniz, yazının başlığını bu yüzden “doğalgaz” koydum.

Denizini bile yağmaladılar, ruhu duymuyor, denizde doğalgaz bulduk diye seviniyor… “Hıyar” diye mi atsaydım başlığı!