• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 6 °C

BİR EĞİTİMCİ OLARAK JEOLOG VE DOĞA TARİHÇİSİ CELAL ŞENGÖR’E CEVABIMDIR

Serbest Kürsü

                                     Bu Anlayış Herkesin Eğitiminden Hiç Kimsenin Eğitimine Götürür

Demokrasinin Eğitimdeki Sosyolojik Asansör Görevi Olmasaydı; Celal Şengör Aristo Monarşisinde Biraz Zor Profesör Olurdu

Doğa tarihçisi ve Jeolog Prof. Dr. Celal Şengör Kübra Par’a bir röportaj verdi ve hayli tartışılacak açıklamalar yaptı. Bu yazıda Celal Şengör’ün ordunun başında kimi görmek istediğine, yaptığı siyasi açıklamalara, selam gönderdiği yerlere vs.’ye girmeyeceğim. Ama bir eğitimci olarak eğitimle ilgili yaptığı açıklamalara cevap vermek bir zorunluluk oldu, kamuoyundaki kavram kargaşalarından sonra. Öncelikle, ifade etmeliyim ki, demokrasinin eğitimdeki sosyolojik asansör görevi olmasaydı; Celal Şengör Aristo monarşisinde biraz zor profesör olurdu. Ve bizler, gece gündüz demeden herkesin eğitime erişimi için çalışırken bu açıklamalar bizleri herkesin eğitiminden hiç kimsenin eğitimine götürür. Bu açıklamaların amacı; eğitimde niteliğin arttırılması olsa bile hepimiz eğitimde niteliğin arttırılmasından yana olsak bile bu açıklamalar amacını aşmıştır.

                                               Herkese Eğitim Verirseniz Eğitimin Kalitesi Düşer

Şengör, cahillikten, herkese eğitim verilmemesi gerektiğine, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının eleştirisine, Türkiye’deki liselerin hepsinin kötü olduğuna, TEOG’un kaldırılmasına, üniversitelere, askeri liselerin kapanmasına, Türkiye’de gerçek entelektüel olmadığına, elitizme vb. eğitimle ilgili pek çok konuda açıklamalar yaptı. Ama asıl tartışılması gereken konu ise; tüm bu sorunların panzehiri olarak monarşiyi görmesi ve ideal yönetim olarak gördüğü monarşinin tüm bu sorunları çözeceğini düşünmesidir. Ve yine bu bağlamda; herkesin okuması şart değil, herkese eğitim verirseniz eğitimin kalitesi düşer diyor. Eğitimdeki kalitesizliğin kökeninde de demokrasinin yattığını söylüyor. Burada iki noktanın altını çizmek istiyorum. Birincisi; Atatürk’e sempatisi olan Şengör, Atatürk’ün bir monarşinin yerine demokratik Cumhuriyet’i kurduğunun farkında mıdır? İkincisi; “Atatürk’ün devraldığı 18 lise epey iyi eğitim yapıyormuş, sonra liseler yayılınca her şey bitmiş” dediği nokta. Şengör, burada, nitelik sorununu kast ediyorsa hepimizin istediği eğitimde her anlamda niteliğin artmasıdır. Ama herkese eğitim verirseniz eğitimin kalitesi düşer cümlesi faşizmin bile girmediği bir alandır. Çünkü anayasalar eğitimi herkes için bir hak olarak görürler.

                                                     Eğitim Her Bir Bireyin Anayasal Hakkıdır

Ve yine; ikinci noktanın devamı olarak, burada, büyük bir paradoks yatmaktadır. Çünkü bir taraftan Atatürk’ün 18 lisesine methiyeler var ama şu da görmezden geliniyor: Atatürk Şengör’ün tam tersine demokrasiyle beraber yaygın bir kitle eğitimini benimsemiştir. Yani Atatürk, Atatürkçü olan Şengör’den farklı olarak; hem monarşiye karşı demokratik Cumhuriyet’i savunmuş; hem Millet Mektepleri ile Halk Evleri ile komple bir eğitim seferberliği başlatarak, okuma yazma kursları düzenleterek herkese eğitim verdirmeye çalışmıştır. Ve yine; bir kıyı kaptanının çocuğu olan Cumhurbaşkanımız da, Sivaslı bir çiftçinin çocuğu olan Milli Eğitim Bakanımız İsmet Yılmaz da, Erzurumlu ÇAYKUR emeklisi bir işçinin çocuğu olan MEB Müsteşarı Yusuf Tekin de, İstanbullu olan Celal Şengör de bu demokratik Cumhuriyet’in adeta sosyolojik bir asansör görevi gören ve sadece belirli bir kesime, belirli bir zümreye eğitimi ön gören değil; tüm herkese eğitimi temel bir hak olarak gören eğitimi sayesinde bu noktalara gelmişlerdir; yoksa köleliği bile doğal bir kurum olarak gören Aristo monarşisi ile değil.

                                               Zır Cahil İnsanlar Bize Demokrasinin Hediyesidir

Aslında; röportajda, Şengör’ün kullandığı pek çok kavramın yanlış ve iç içe geçmiş olarak kullanıldığını görüyoruz. Şengör kendince bir takım saptamalar yapıyor, ama saptamalar tartışılır olmakla beraber en büyük yanılgılarından birisi; tüm bu sorunsalların kaynağı olarak demokrasiyi görecek bir akıl tutulması içinde olmasıdır. Zır cahil adamlar çıkmasının gerekçesi olarak demokrasiyi görüyor ve bu bize demokrasinin hediyesidir diyor. Aslında; siyaset felsefesi açısından okuduğunuzda, üstü kapalı olarak, bir diktatörlüğü de savunuyor.

                             Kendisi De Tamamen Yok Saydığı Bu Üniversitelerin Bir Ürünü Değil Mi?

Şengör, kendisini mükemmellik ideasının üstüne oturtarak Türkiye’de üniversite yok diyor. Hepimiz sürekli olarak eğitim sistemimizi daha iyiye gitmesi için eleştiriyoruz. Ama Şengör’ün bu köktenci, Türkiye’de eğitim yok, herkes cahil, yaşasın monarşi, tüm liseler kötü, tüm üniversiteler yok hükmündedir tarzı açıklamaları, bu ülkedeki eğitim emekçilerinin tümünü görmezden gelen Jakobenci, elitist bir tavırdır. Tüm bunları yaparken de usta bir kıvraklıkla kendi üniversitesine ve rektörüne selam yollayarak kendini garantiye alıyor, yazının genelinde söyledikleriyle çelişir bir şekilde, belirli yerlere selam yolladığı gibi… Türkiye’deki entelektüellikle ilgili kendisini ve birkaç arkadaşını entelektüel kabul edip; Türkiye’de entelektüel yok şeklindeki beyanı ayrı bir tartışma konusu olarak saklı dursun. Ve de elitizmle ilgili, elitizmin olmadığı her toplum çöker sözleri.

                                               Demokrasi ve Ohlokrasi Ayrımına Dair

Şengör, Türkiye’de ohlokrasinin hakim olduğunu söylüyor. Ohlokrasi, demokrasinin en bozulmuş hali için kullanılan bir terimdir. Yani Şengör’e göre; ülkeyi ayak takımı yönetmektedir. Nitekim ilk çağlarda demokrasiye yönelik bir eleştirel terim olarak kullanılmıştır ohlokrasi. Bu terimle ayak takımı yönetimi kast edilir. Oysaki Atatürkçü olan Şengör’ün göremediği şey, Atatürk demokratik Cumhuriyetle seçimleri getirerek milletin kendi kendini yönetmesini ön görmüştür. Gerçi, cabası monarşiyi savunan bir kimsenin Türkiye’deki demokrasiyi Pollybius ve Jean Jacques Rousseau da sıklıkla kullanılan ohlokrasi olarak görmesi gayet doğaldır. Devamında, en ideal yönetim biçiminin monarşi olduğunu ifade eden Şengör, demokrasinin insanları cahil bıraktığını söylüyor.

                                                  Kitleler Demokrasilerde Daha Cahil kalır

Aristo’dan örnek vererek bir kişi ya da grubun yönetmesi gerektiğini; yani monarşiyi yüceltiyor. Demokrasilerde herkesin cahil olduğunu; aristokrasilerde ise geniş bir cahil kütle olduğu kadar muazzam eğitimli bir kütle de olduğunu ve bunların birbirini dengelediğini söylüyor. Yani herkesin okumasına gerek yok diyor. Şengör’ün göremediği nokta; demokratik bir eğitimde herkese nitelikli bir eğitim verilebileceği gibi, en iyi beyinlere daha da iyi bir eğitim verilebileceğidir. Ülkemizdeki BİLSEMler, fen liseleri, sosyal bilimler liseleri ve proje okulları zaten bu amaca yöneliktir. Ama asıl mesele; monarşi, cumhuriyet, demokrasi, otoriteryanizm ve totaliteryanizm ayrımlarının net yapılamamış olmasıdır. Röportajda Şengör, evrimi savunurken; paradoksal bir şekilde var oluşsal olarak hümanist özgürlükçü bir çizgiden uzaklaşıyor. Ayrıca; monarşiye övgüler dizerken şu anki Batı ülkelerinden örnekler vermesi bir çelişkidir. Çünkü bu ülkelerde monarşi falan yok, sadece sembolik olarak var, oralarda da demokrasi var.

Sonuç olarak; Celal Şengör kendi alanında başarılı bir bilim insanı olabilir; ama eğitime ve siyaset bilimine dair bu fikirleri ve özellikle, çağımızda monarşiyi savunması ve de tüm sorunların, özellikle de eğitim sorunlarının temeline demokrasinin varlığını oturtması sakıncalıdır. Diğer taraftan; bir kişinin veya bir grubun yönetimine dayalı bir monarşinin bu coğrafyada nasıl bir diktatörlüğe ve acılara yol açabileceği düşünülmeden yapılmıştır, bu kadar övgü monarşiye. Yine, demokrasi ve de eğitimidir ki bu ülkeyi güzelleştiren, güçlendiren, ayakta tutan. Platon’un öğrencisi ve Büyük İskender’in hocası ve Lykeion Okulu’nun kurucusu Aristoteles’le ilgili yapılan siyaset saptamaları da yanlıştır. Çünkü monarşi, aristokrasi, politeia, demokrasi, oligarşi ve tiranlık olarak 6 ayrı yönetim biçimi sınıflamasını egemen sınıflamasına göre yapan Aristotales, sınıflamasının en üstüne monarşiyi değil; erdemli yaşayışı amaçlayan, vatandaşların ahlaki bakımdan gelişmeleri için çalışan, azınlığın genelinin yararını gözeten yönetim olarak aristokrasiyi koyar.

                                        Aristoteles Eğitimi Devletin Görevi Olarak Görür

Klasik eğitim felsefesinin alt dallarından olan realist eğitim felsefesinin en önemli temsilcisi Aristotales, özgür bireyler yetiştirmek için de liberal bir eğitim tasarlamıştır. Bu bağlamda mutluluğun özgürlükle olabileceğini, bu özgürlüğün eğitim sistemi içindeki felsefe ve düşünme yoluyla olacağını söyleyen Aristotales, tüm bunları yapmanın devletin görevi olduğunu söyleyerek; eğitim görevini devlete yükler. Demokrasinin, demokratik eğitimin, herkese eğitim vermenin, eğitimin her bireyin anayasal hakkı olduğunun, demokrasinin zır cahilliğin panzehiri olduğunun öneminin farkında olan bir eğitimci olarak; yukarıdakiler jeolog ve doğa tarihçisi Celal Şengör’e cevabımdır. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…

                                                                                                                                                        @sahin_aybek

                                                                                                                                                          Şahin Aybek

                                                                                                                                                         Eğitimci Yazar

 

Bu yazı toplam 7854 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.