• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 8 °C

Berktay'dan devleti aklayan nakarat

Berktay'dan devleti aklayan nakarat
Halil Berktay geçen sene olduğu gibi bu 1 Mayıs öncesi, 1977 1 Mayıs'ındaki resmi senaryoyu böyle savundu.

Gezi eylemleri sırasında polisin uyguladığı şiddet yerine eylemcilerin tepkisini eleştiren Halil Berktay tepki çekecek iddialar ortaya attı. Türk solunun 1 Mayıs 1977 yılında Taksim'de öldüğünü öne süren Berktay, o dönem Taksim'de yaşananlarla ilgili olarak 'derin devlet-dış istihbarat' iddialarına da "Bu hikâye tamamen fabrikasyon. Solun ve belli başlı fraksiyonların suçluluk hisleri ile uydurdukları bir masaldan ibaret. Bunun yalan olduğunu söyleyerek bana saldıranlar da söylediklerimin doğru olduğunu biliyorlar." sözleriyle cevap verdi.

İŞTE O RÖPORTAJ

77 olayları ile ilgili sol grupların anlattığı "derin devlet-dış istihbarat" senaryosu var.
Bu hikâye tamamen fabrikasyon. Solun ve belli başlı fraksiyonların suçluluk hisleri ile uydurdukları bir masaldan ibaret. Bunun yalan olduğunu söyleyerek bana saldıranlar da söylediklerimin doğru olduğunu biliyorlar.

Çatışma nasıl başladı?

Taksim Meydanı TKP ve DİSK'in hegemonyası altındaydı. Aydınlıkçılar bir şeylerden rahatsız oldu ve Taksim Meydanı'nı dışarıdan zorlamayacaklarını açıkladı. Meydanda hemen herkes derece derece silahlıydı. Ben konvoyda yürüyordum. DİSK ve Maden-İş görevlilerinin ellerinde koca koca gürgen sopalar vardı. Muazzam bir gerginlik vardı.

İlk silah sesleri nerede duyuldu?

Sular İdaresi tarafından Halkın Yolu, Halkın Kurtuluşu ve Halkın Birligi grupları "revizyonist barikatları yıkacağız" kararlılığıyla TKP ve DİSK'in barikatlarını yıkarak meydana girmeye çalışıyor. Karşılarına DİSK görevlilerinin barikatı çıkıyor. Birileri havaya silah atıyor ve patır patır silah sesleri yükselmeye başlıyor. Meydanın içinden de seslerin geldiği tarafa doğru silahlar atılmaya başlandı. Muazzam bir panik başladı. Ben kendimi yere attım. Gezi Parkı merdivenlerine kadar başımı kaldırmadan sürüne sürüne geçtim. Kürsünün yakınında ayağa kalktım. İnsanlar meydanın çıkış noktalarına doğru kaçışmışlardı. Kürsünün önündeki alanda 5-10 bin kişilik, birbirine yapışmış bir kalabalık vardı. Bu panik içinde insanlar meydana en yakın çıkış olan Kazancı Yokuşu'na birikince birçok kişi ezilerek öldü.

Çatışma bitince ne yaptınız?

Ara sokaklardan Teşvikiye'deki evime doğru yürüdüm. Yol boyunca polis araçları vardı. Hiçbiri bize saldırmadı. Evde radyodan olayın büyüklüğünü öğrendim. Sokağa çıktım ve diğer sol gruplardan arkadaşlar vardı. "Beğendiniz mi yaptığınızı, ne olacak şimdi solun hali" dedim. Hiçbirinin ağzı bıçak açmıyordu. Hepsi suçu kabullenmiş durumdaydı. "Sular İdaresi'nin üzerinden uzun namlulu silahlarla ateş açıldı, otelin üzerinden otomatik silahlarla ateş açıldı" gibi hâkim sınıf komplosu filan, hiç yoktu böyle şeyler. Esas sorumluluk Maocu gruplarındı. Biraraya geldiler ve kendi sorumluluklarını örtbas etmek için bu hikayeleri uydurdular. Buna çeşitli süslemeler ilave ettiler. "Kazancı yokuşunun girişinde sokağı daraltan esrarengiz bir kamyonet varmış, oraya kasıtlı olarak konulmuş" denildi. Ben konuşunca DİSK yöneticileri o kamyonetin Gıda-İş Sendikası kamyoneti olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı.

Otelden ateş eden ABD'lilerden bahsedilir. Bu da mı uydurmaydı?

"Bir gün önce otele esrarengiz bir ABD'li grup giriş yapmış, olaydan birkaç saat sonra da otelden ayrılmış, saldırıda CIA parmağı var" dediler. Bu otele her yıl sayısız ABD'li grup geliyor, belki öyle bir grup hiç olmadı. Türkiye solunun kafası o dönemde bu kadar kıttı. Bırakalım bu palavraları. Kendi vicdan seslerini susturmak ve kendi tabanlarına iman tazeletmek için bu hikayeye muhtaçtılar. Sular idaresinin üzerinden hiçbir ateş olmadı. Orada oturanlar silahsızdı. Polisin ateş açtığını söylediler. O da yalandı. Polis ateş açmadı. Sonradan alana girdi. Polis de olaylar karşısında şaşkındı.

Bu hikâyeyi Maocu gruplar üretmişti ama diğer gruplar da hikayeye sarıldı. Sonraki yıllarda sol çöktü, Sovyetler Birliği'nin, bütün Doğu Avrupa'daki tek parti diktatörlüklerinin sonu geldi. Sosyalizm alternatif bir model olmaktan çıktı. Dağılan Türkiye solu, enkaz halindeki geçmişi için bir mağduriyet hikayesi yaratmak ihiyacı duydu. Bu hikâyenin adı 1 Mayıs 1977'dir. Türkiye'de sol, önce 1 Mayıs 1977 günü Taksim Meydanı'nda sonra da bu masal uydurulduğunda manen öldü. Geri kalan marjinal kalıntıları, ben bu konuda konuştuğumda bana yaptıkları saldırıların ahlaksızlığı içinde üçüncü defa öldüler.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.