Yılmaz Özdil: 2019'da hesap sorabilir mi?

Abone ol

Sözcü yazarı Yılmaz Özdil, "Kendi başımızdaki Amerikancı takke değişmediği sürece ABD'nin başında Eisenhower olmuş, Trump olmuş, fark eder mi?" dedi. "

Yılmaz Özdil, bugünkü "Hamza" başlıklı yazıda, "Kendi başımızdaki Amerikancı takke değişmediği sürece ABD'nin başında Eisenhower olmuş, Trump olmuş, fark eder mi?" dedi.

İşte o yazı
"

1959…

Kasım ayıydı.

Saat 20 suları.

Hava kararmıştı.

Ankara'da Jusmmat'ta, yani, Amerikan askeri yardım karargahında görev yapan yarbay Allen Morrison, Çankaya'daki Amerikan Kulübü'nden çıktı, alkollüydü, Kavaklıdere'de direksiyon hakimiyetini kaybetti, kaldırımda yürüyen Türk askerlerinin arasına daldı, Hamza Şahin isimli askerimiz hayatını kaybetti, dokuz askerimiz ağır şekilde yaralandı, koma halinde hastaneye kaldırılan Osman Duman isimli askerimizin bacağı kesildi.

Amerikan elçiliği derhal devreye girdi, yarbay Morrison'ın “kaza sırasında görevde olduğuna dair” resmi belge sundu.

Yani?

NATO sözleşmemiz gereği, Türkiye'deki Amerikalı askerler görev başındayken suç işlerse, Amerikan mahkemelerinde yargılanacaktı.

Müzikli-içkili gece kulübünden çıkan yarbay “görevde” kabul edildi.

Tutuksuz olarak, Amerikan askeri mahkemesinde yargılandı.

Savcı, yüzbaşıydı.

Morrison'ın avukatı, binbaşıydı.

Hakim, albaydı.

Morrison'ın şahidi, generaldi.

Amerikan adaletinin ne karar vereceği, rütbe adaletinden belliydi.

Güya suçlu bulundu.

1200 dolar para cezası ödemeye mahkum edildi!

Mağdur olmasın diye, altı taksitte ödemesine hükmedildi!

Üstelik…

Amerikalı yarbay, bizim topraklarımızda bizim vatandaşımızı öldürdü ama, para cezasını Amerikan devletine ödedi iyi mi!

Şehit bizim.

Gazi bizim.

Parayı Pentagon aldı.

(Aslına bakarsanız, bu para cezası, alkollü yarbay'ın Amerikan malına, ordu malı otomobile verdiği zararın tazminiydi.)

Türkiye'nin NATO'da sergilediği milli duruş, maalesef buydu.

Mevzubahis ABD'yse, gerisi teferruattı!

Tam bir ay sonra…

Eisenhower geldi.

Türkiye Cumhuriyeti'ne resmi ziyaret yapan ilk ABD başkanıydı.

İsmet İnönü'yü hiç sevmezdi.

İkinci Dünya Savaşı'na girmediğimiz için, “Türklerin bağımsız hareket etmesine tahammül edemiyorum” diyememiş, “Türk ordusunu Almanlara karşı seyretmek isterdim” demişti!

Adnan Menderes'i Celal Bayar'ı pek severdi.

İktidara geldikten hemen bir ay sonra Türk ordusunu ABD'nin emrine verip, bizimle hiç alakası olmayan Kore'ye savaşa göndermelerini pek takdir etmişti.

İncirlik'i tahsis etmelerini, Türk topraklarına Amerikan füze rampaları, radar istasyonları kurmalarını pek beğenmişti.

Türkiye'yi ABD'nin kucağına oturtan Demokrat Parti'ye teşekkür mahiyetinde ziyarete gelmişti.

Haysiyetsiz basınımız o zamanlar da haysiyetsizdi.

Eisenhower'ın dünyada en çok Türkiye'ye önem verdiğini, sadece Türkiye'ye geldiğini yazdılar.

Halbuki, İtalya, Fransa, İspanya, Yunanistan, Fas, Tunus, İran, Pakistan, Hindistan, Afganistan turuna çıkmıştı, 11 ülke geziyordu.

Geçerken Türkiye'ye de uğrayacak, sadece bir gece kalacaktı.

Yalaka basınımız o zamanlar da yalakaydı.

Şöyle manşetler attılar…

“Başkanın şeref dolu hayatı”

“Sulhsever lider Eisenhower”

“Hür dünyanın başkanı”

“Evine hoşgeldin başkan”

“Çalışkan başkan Eisenhower”

“Başkanla mühim işler konuşulacak”

“İşte başkanın uçan sarayı”

“Makam uçağı Boeing 707, başkan Eisenhower'ı güneş hızıyla getirecek”

“Yüzbinler coşkuyla karşılayacak”

“Muazzam tezahüratla karşılanacak”

Utanmaz basınımız kelimesi kelimesine bunları yazdı.

Ankara ve İstanbul radyoları adım adım, naklen yayınladı.

Ankara'nın bulvarlarına, kavşaklarına zafer takları kuruldu.

Bu zafer taklarına “we like Ike” sloganı yazıldı.

Eisenhower'ın lakabı Ike'ydı.

“I like Ike” sloganı, Eisenhower'ın seçim sloganıydı.

Yani… Başkent Ankara'nın her yerine bu slogan asılarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin de Eisenhower'ın seçmeni olduğu ilan ediliyordu!

Ayrıca, bu zafer taklarına gene İngilizce “daima eleleyiz Ike, Türkler senin hakiki dostlarındır Ike” sloganları yazıldı.

Memur maaşı 300 lirayken, sırf Kızılay Meydanı'na kurulan tak 35 bin liraya mal olmuştu.

Elektrik direklerine Amerikan bayrakları çekildi.

Ankara belediyesi, sırf bayraklar için 100 bin lira harcadı.

Yol kenarlarına ilkokul öğrencileri sıralandı, hepsinin eline kağıttan Amerikan bayrakları tutuşturuldu.

Eisenhower'ın 60 metrekarelik tuval üzerine devasa boy yağlı boya portresi yaptırıldı, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nin binasına asıldı.

Eisenhower'ın geçeceği güzergaha, bir değil, iki değil, 12 askeri bando yerleştirildi.

Erzurum, Trabzon, Aydın, Silifke, Balıkesir, Gaziantep, Kars ve Bursa'dan gelen halk oyunları ekipleri, güzergah boyunca oynadı.

Ankara

İstanbul

Konya

Erzurum

ABD Başkanı'nı fahri hemşehri ilan etti.

Türkiye Muharip Gaziler Derneği, ABD başkanını “fahri üye” yaptı.

Ankara Üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi, siyasi ilimler dalında fahri doktora verdi.

Fahri doktora beratının yazılacağı kağıt, Japonya'dan özel olarak getirilmişti!

Eisenhower'ın giyeceği fahri doktora cübbesinin atkısı, Ankara kız teknik öğretim okulu öğrencileri tarafından özel olarak örüldü.

ABD başkanının heyetinde, oğlu, John Eisenhower da vardı.

Binbaşıydı.

Kendisine, ODTÜ mütevelli heyeti başkanlığı teklif edildi!

Neyse ki, efendi adamdı… “Amma iğrenç insanlarsınız birader” demedi, kibarca “kabul edebilmek için yeterli donanımım yok” dedi.

ABD başkanının heyetinde, gelini de vardı.

ABD başkanının gelinine, Ankara Çocuk Sağlığı Derneği'nin şeref üyeliği takdim edildi.

ABD başkanı, Esenboğa'ya indi.

Siyah bir otomobile bindirildi, kortej eşliğinde, motorlu polislerin eskortluğunda şehre getirildi.

Tam şehrin girişinde, kortej durdu.

ABD başkanı siyah otomobilden indirildi, yol kenarlarında bekleyen Türk halkını selamlaması için üstü açık otomobile bindirildi.

O otomobil, Lincoln'dü.

K serisi, cabriolet'ydi.

Siyahtı.

Tavanı bez'di.

Arkaya toplanıp, açılıyordu.

Sadece 45 adet üretilmişti.

12 silindirdi.

Üç ileri, manuel vitesti.

Dört kapılıydı.

Koltukları deri, kahverengiydi.

Sağ ön koltuğu katlanırdı.

1934 modeldi.

Eisenhower bu tören otomobiline bindi, fotoğrafta görüldüğü üzere, şapkasını sağ eline aldı, kollarını kupa kazanmış futbolcular gibi havaya kaldırdı, Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentinde, alkışlana alkışlana, ayakta tur attı.

Misafir devlet adamından ziyade, şehri fethetmiş muzaffer bir komutan edasındaydı.

O otomobil…

Atatürk'ün otomobiliydi!

23 Nisan, 29 Ekim gibi özel günlerde Atatürk'ün halkı selamlaması için, 1934 yılında, maliye bakanlığı tarafından satın alınmıştı.

Rahmetli olana kadar, sadece Atatürk tarafından kullanılmıştı.

Manevi değeri nedeniyle, 1938'ten sonra İsmet İnönü tarafından kullanılmamıştı.

Atatürk'ün naaşı 1953'te Anıtkabir'e defnedilmiş, bu otomobil de 1958'de yine maliye bakanlığı tarafından Anıtkabir'e devredilmişti.

Ordu donatım tamir fabrikasında onarımı ve bakımı yapılmıştı, müze olarak sergilenmesi için Anıtkabir'de duruyordu.

İşte bu otomobil…

1959'da Anıtkabir'den çıkarıldı.

Türk halkını selamlaması için Eisenhower'ın altına verildi.

Sonra işi bitince tekrar Anıtkabir'e gönderildi.

Sembol otomobille…

Sembolik mesajdı.

Türk halkı, cumhuriyet tarihi boyunca o otomobilin üzerinde sadece Mustafa Kemal Atatürk'ü ve ABD başkanını gördü!

Ve, bugün.

Hâlâ merak edenler oluyor…

Pkk'yı koruyup kollayan destekleyen, Türkiye'ye hakaret üstüne hakaret eden ABD'ye neden hakettiği cevap verilmiyor filan?

Bizde böyle yalaka basın olduğu sürece…

Kendi başımızdaki Amerikancı takke değişmediği sürece…

ABD'nin başında Eisenhower olmuş, Trump olmuş, fark eder mi?

1959'da taa en başında, Hamza'nın kanını yerde bırakan zihniyet…

2019'da hesap sorabilir mi?

Cumhurbaşkanı maaşına zam: 81 bin 250 lira oldu Siyaset CHP’den 'araştırma raporları kadük olmasın' teklifi Siyaset Hayvanlara cinsel saldırı Meclis'te Siyaset AKP'li vekilden işsizleri ve ailelerini kızdıracak açıklama: İş beğenmiyorlar Siyaset