Kılıçdaroğlu'ndan Erdoğan'a 'yamalı bohça' yanıtı: Aç tavuk kendini buğday ambarında sanırmış

Abone ol

Gündeme dair açıklamalarda bulunan Kemal Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın açıklamalarına yanıt verdi.

Siyaset gündeminde tartışmalar sürerken CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Kılıçdaroğlu Cumhuriyet Gazetesi'nden İpek Özbey'in sorularını yanıtladı:

- Bütün çabaları ittifakı bozmaya dönük ama bir türlü bozamadı. Buradan bir kişinin ayrılmasını ‘tel tel dökülme’ diye tanımlıyor. Derler ya, “aç tavuk kendini buğday ambarında sanırmış”.

- Sarayda herkes mutlu, herkes 3-5 yerden maaş alıyor. Erdoğan bir yere giderken binlerce polisle gidiyor. Ben muhalefet partisi olarak gidiyorum. Cebime “İş, iş, iş” yazan kâğıtlar konuluyor.

- Erdoğan İstanbul seçimlerinde YSK’yi baskı altına aldı, istediği kararı çıkarttı. Orada yaptığının ne sonuçlar doğurduğunu halk O’na gösterdi.. “Kaybettim ama ben gitmiyorum”u hangi gerekçeyle söyleyecek?

- 3 milyon 600 bin Suriyeli var. 2023’te sandığa gidip ilk kez oy kullanacak da 6 milyon 300 bin genç seçmen var. 6 milyon 300 bin genç Türkiye’ye demokrasiyi getirecek.

- İktidar, Kürt kökenli vatandaşlarımızı düşmanlaştırıyor. Bu, toplumsal barışımızın dibine dinamit koymak demektir. Bu ülkenin kuruluşunda, büyümesinde, kalkınmasında hepimizin alın teri ve emeği vardır.

-Kamu bankalarının teminat mektubu bile vermediği bir firmayla Devlet Malzeme Ofisi neden anlaşma yapıyor? “Kılıçdaroğlu devlet sırrını açıkladı” diyor. Herkesin bildiği bir konunun, neresi devlet sırrı?

• Sayın Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı’nın söylediği gibi “ittifak olarak 40 yamalı bohça misali tel tel dökülmeye” mi başladınız?

O söyleyenin hayali. Beklentisini öyle bir noktaya çekmiş ki bir kişi ayrı bir parti kursa onu olağanüstü bir olay kabul ediyor, çünkü direncimizi görmeye başladı. Bütün çabaları, ittifakı bozmaya dönük ama bir türlü bozamadı. Buradan bir kişinin ayrılmasını “tel tel dökülme” diye tanımlıyor. Derler ya, “aç tavuk kendini buğday ambarında sanırmış”, Erdoğan’ın pozisyonu da bu. Ne yaparsa yapsın, bu ülkeye demokrasiyi getirmek isteyen insanlar birbirlerinden ayrılmayacak.

• Millet İttifakı’nın ortakları her şeye rağmen bir arada durmak için büyük bir direnç gösteriyor. Zaman zaman zorlanıyor musunuz?

Hayır. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Güçlendirilmiş parlamenter sistem söylemi bizi birbirimize yakınlaştıran temel söylem. Bunun üzerinden yürüyeceğiz.

• Tüm paydaşlarınızla siyaseti mi dönüştürmeye çalışıyorsunuz?

Millet İttifakı’nı oluşturan siyasi partiler, ülkede can ve mal güvenliği, yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü, düşünce özgürlüğü olmadığını görüyor. 19 yıldır tek başına iktidar olan bir siyasal partinin, 19 yılın sonunda 10 milyonu aşkın işsiz yarattığını da görüyor. Ülke kaynaklarının sorumsuzca harcandığını görüyor. Gelir dağılımındaki dengesizliği görüyor. Böyle bir tablo bizi önce eleştiride, sonra da çözümde birleştiriyor. Soruna kaynaklık eden ana unsur tek adam rejimi. Ortada devlet aklı kalmadı. Devlet aklı demek, devlette çalışan liyakatli kadroların siyasi otoriteye, hukuk sistemi içinde istedikleri çalışmaları hazırlamaktır. Eğitimden sağlığa kadar... Var olan tek adam sisteminde liyakat tamamen devre dışı bırakıldı. Bir kişinin aklıyla hareket eden bir devlet yapısı ortaya çıktı. En somut örneğini Akdeniz’de arama yapılacak olan gemimizde gördük. Dört saat Erdoğan’a ulaşılamadığı için Türkiye Cumhuriyeti Devleti yanıt veremedi. En son “Arama yapacağız” denilince, Roma Büyükelçisi, “1 saat daha izin verin” dedi. Bakın beş saat süreyle eğer bir büyükelçi, dışişleri bakanına veya Erdoğan’a ulaşamıyorsa orada devlet aklı yoktur. Millet İttifakı’nı oluşturan siyasi partiler bu güzel ülkenin bir kişinin kararıyla felakete sürüklenmesini istemiyor. Ortaya çıkan tablo son derece rahatsız edicidir. Kaldı ki sorun sadece Erdoğan’a ulaşma sorunu da değildir. Sorun ülke yönetiminin yaşadığı kaostur.

ASLAN PAYI BEŞLİ ÇETENİN

• Görüş ayrılıkları...

Doğal olarak hepimiz ayrı bir siyasi partiyiz. Sorunların çözümüne farklı bakabiliriz. Ama demokrasiye bakışımız aynı. Aslında halk tüm gerçeklerin farkında... Bir kişinin partiden ayrılması, başka parti kurması falan önemli değil. Halk kararlı: “Ben bunları göndereceğim” diyor.

• Ayrılanları ittifakı bozmaya çalışmakla eleştiren bir grup da var...

Sokaktaki insan bunları görüyor. “Arkadaş” diyor, “Sen demokrasi istemiyor musun, dur bir demokrasiyi getirelim, ondan sonra ayrı parti kurabilirsin. Ama önce şu demokrasiyi bir getirelim. Düşünce özgürlüğünü, yargı bağımsızlığını getirelim... Ondan sonra varsa partiden kaynaklı sorunun ayrılabilirsin veya partide kalarak mücadeleni sürdürebilirsin...”

• Sokaktaki insan derken AKP seçmenini de katıyor musunuz?

Tabii. Bakın, bizim AK Parti ve MHP tabanıyla bir sorunumuz yok. Bugün yoksulluğu en fazla yaşayan AK Parti tabanı. Gidin İstanbul’da AK Parti’nin yüksek oy aldığı yerlere bakın. Oralarda yoksulluğun ne boyutlara ulaştığını göreceksiniz.

• Siz gidiyor musunuz o mahallelere?

Gidiyoruz tabii.

• Gittiğinizde hiç tepki çekiyor musunuz?

Tepki gösteren yok. Sadece seçim döneminde kapılarını çalan siyasi partilerden olmadığımız için çok memnun oluyorlar. 20-25 milletvekilimiz belli bir planlama içinde, -ki planlamayı Meclis Gurubu ve Genel Merkez eşgüdüm içinde yapıyorlar- şehirleri geziyor, esnafla konuşuyor, dertlerini dinliyorlar. Milletvekillerimiz, esnaf için ve KOBİ’ler için iki kez 81 ile gitti. Çok ciddi çalışmalar yaptılar. Bu süreçte halkın bizden beklentilerini görüyoruz. Önce sorunları saptayıp sonra çözüm üretiyoruz. Biz tepki görmüyoruz ama inanın AK Parti milletvekilleri alana çıkamıyor. Çıkma şansları da yok. Çiftçi, esnaf gırtlağına kadar borçlu...

• Geçmişin muhalefet söylemlerine bakalım: AKP her seçim kazandığında yurttaşın oyunu bir paket kömüre, makarnaya sattığı söylendi. “Mitinglere parayla adam topluyorlar” denildi. Şimdi AKP’li vekilleri sizin deyiminizle halkın arasında dolaşamaz hale getiren paranın bitmesi midir?

AK Parti, devletin kaynaklarını büyük ölçüde rantiye kesimine aktardı. 83 milyondan toplanan vergilerin paylaşımı bütçeyle yapılıyor. Bu paraların önemli bir kısmı rantiyeye gitti. Vatandaşa çok az kısmı kaldı. İstihdam yaratan yatırım sembolik düzeyde kaldı. İnsanlar işlerinden oldu. Erdoğan, kendi tabanına bunun propagandasını “Yol, köprü, hastane yapıyoruz, devletin cebinden beş kuruş çıkmayacak” diyerek yaptı. Herkes de bunu doğru kabul etti. Sonra gerçek ortaya çıktı ki tam tersine vatandaştan alınan verginin önemli bir kısmı bunlara gidiyor. Yolcu garantileri, hasta garantileri... Bu paralar bütçenin önemli kısmını yutan paralar. Böyle olunca geniş kitlelere para kalmadı. Kontrolsüz borçlanma, iktidarı yüksek faiz ödemeye de mahkûm etti. Türkiye’yi öyle bir noktaya getirdiler ki borcun faizini de ödemek için borç alındı... Türkiye şu anda dünyada en yüksek faizle borç alan ülkelerden biri... Bu şöyle bir tabloyu ortaya çıkardı: Toplanan vergilerden aslan payını başta beşli çete diye tanımladığımız şirketler aldı. Ama vatandaş artık gerçeği görüyor. Erdoğan ne söylerse söylesin, vatandaş akşam eve geldiğinde tabloyu görüyor. Kimsenin yüzü gülmüyor, herkes icralık, buzdolabı boş.

• Bu hafta da ekonomik reform paketi açıklanacak biliyorsunuz, ne açıklanabilir sizce?

Şu anda öncelik istihdam yaratmak olmalı... Yaratabiliyorsa alkışlarız ama yaratamayacak ve yine elini vatandaşın cebine atacaksa -ki kurumlar vergisinin dolaylı olarak yüzde 10 artırılması bunun işareti- bu kabul edilemez. Bugün 10 milyonu aşan işsizimiz var... 19 yılda 10 milyonu aşkın işsiz yaratmak izlenen ekonomik politikanın iflasıdır. Aslında bu bir utanç tablosudur.

• Şu cümle Erdoğan’ın son konuşmasından: “CHP, yıllarca vatandaşların bir bölümünü, Atatürkçülük, laiklik, demokratlık, çağdaşlık gibi değerleri kullanarak istismar etti...” Ettiniz mi?

Bunlar sadece CHP’nin değerleri değil, çağdaş Türkiye’nin değerleri... Kaldı ki anayasada yer alan temel kurallar. Bu evrensel kuralları hepimizin savunması gerekiyor. Bir partinin tekelinde olacak kurallar değil bunlar. Erdoğan öyle bir noktaya geldi ki biz “beyaza beyaz desek Erdoğan beyaza siyah diyecek.” Allah akıl fikir versin. İhvan aşkı ona hiçbir yarar getirmeyecek. Ama onun bu aşkı, Türkiye’ye ağır maliyetler yükledi.

• Siz de giderek sertleşiyorsunuz. Sanki eski sükûnetiniz kalmadı gibi...

Öyle bir noktaya geldik ki gerçekten de vatandaş burnundan soluyor. Bu tablo Saray tarafından görülmüyor. Erdoğan’ın haberi var mı, yok mu bu tablodan bilmiyorum.

• Olmaması mümkün mü?

Erdoğan’ın etrafında liyakatli kadrolar yok. Erdoğan’ın etrafında parti militanlarından oluşan bir kadro var. Bunların bir kısmı politikacı, bir kısmı da Fahrettin Altun gibi devlet memuru. Eğer devleti yöneten kişinin etrafında liyakatli kadrolar değil de parti militanları olursa yöneten kişi ülke gerçeklerinden kopar. Çünkü etrafındaki “evet, efendimci” kişiler, sorunları gizler “Efendim, aşağıda her şey mükemmel” derler. Dolayısıyla Erdoğan’a gerçeği anlatacak kimse kalmadı etrafında. İlk geldiklerinde devlette bir kadro vardı. Bu kadrolar tümüyle tasfiye edildi. Öyle ki daha önceki konuşma metinleri önüne konmaya başladı. Liyakatsizliği görebiliyor musunuz? Bu acıklı tablo bir başka gerçeği de önümüze koyuyor. Saray’da herkes mutlu, herkes 3-5 yerden maaş alıyor. Erdoğan bir yere giderken binlerce polisle gidiyor. Bir vatandaşın ona yanaşma şansı dahi yok. Vatandaşın derdini anlatma şansı yok... Ben muhalefet partisi olarak gidiyorum. Cebime “İş, iş, iş” yazan kâğıtlar konuluyor. Kimse ondan iş isteyemiyor. Malatya’da “Evime ekmek götüremiyorum” diyen bir yurttaşa “Abartıyorsun” dediğini hatırlayın.

KOLTUK İTTİFAKI!

• Seçime nasıl bir yasayla gidilecek? Erdoğan yüzde 10 seçim barajından vazgeçer mi?

Sanmıyorum. Geçen gün, Orhan Uğuroğlu bir yazı kaleme aldı. Orada da deniyor ki “Erdoğan, sırf MHP barajın altında kalmasın diye Meclis’e daha çok muhalefet partisinin ya da milletvekilinin girmesini istemez.”

Bu konuda ortağıyla bir sıkıntı yaşar mı?

Orası kendi bilecekleri iş ama zaten sorun yaşadıkları aşikâr, örneğin parti kapatma konusu... Bahçeli bu konuda ısrarlı ama Saray’dan istediğini duyabilmiş değil. Bakın size bir şey daha söyleyeyim, Saray ve küçük ortağının yaptığı ittifak ile Millet İttifakı’nın arasındaki fark şudur: Onlar, tümüyle kişisel çıkarlarına odaklı, koltuklarını, makamlarını korumaya odaklı bir ittifak kurdular. Ancak Millet İttifakı’nın tek önceliği, memleketin geleceğidir.

ERDOĞAN BIRAKACAK!

• ABD’de seçim sonrası Trump koltuğunu bırakmakta çok zorlandı. Bir seçim durumunda “Erdoğan da kolay kolay bırakmaz” deniyor. Bırakmaz mı?

Bırakacak! Erdoğan bunu İstanbul seçimlerinde denedi. YSK’yi baskı altına aldı, istediği kararı çıkardı. Orada muhalefet şerhi yazan üyelere saygı duyuyorum ama diğerlerine duymuyorum. Onlar hâkim değiller. Dolayısıyla orada yaptığının ne sonuçlar doğurduğunu halk ona gösterdi. Erdoğan’ın bu derse rağmen böyle bir tabloyu Türkiye’nin önüne koyacağına inanmıyorum. “Kaybettim ama ben gitmiyorum”u hangi gerekçeyle söyleyecek?

6 MİLYON 300 BİN GENÇ DEMOKRASİYİ GETİRECEK

• Cumhurbaşkanı, göç konulu bir konferansta, “Ülkemize yerleşen sığınmacılardan da gayretleri ve birikimleriyle bize çok önemli katkılar sunanlar var. Bu ülkeye katkı sunmak isteyenlere de gereken kolaylığı göstereceğiz” dedi. AKP, oy için daha fazla Suriyeli sığınmacıya vatandaşlık verir mi?

Zaten başladılar, kısmen veriyorlar. 3 milyon 600 bin Suriyeli var. 2023’te sandığa gidip ilk kez oy kullanacak da 6 milyon 300 bin genç seçmen var. Seçimin kaderini gençler belirleyecek. Bu kesin. 6 milyon 300 bin genç Türkiye’ye demokrasiyi getirecek.

• Bu gençler sizi mi seçecek?

Cumartesi günü gençlerle görüştüm, onlara da söyledim. Önümüzdeki seçimler demokrasiden yana olanlarla otoriterlikten yana olanların seçimi... Siz, eğer demokrasiyi savunuyorsanız, düşünce özgürlüğünü savunuyorsanız, siyasi parti liderlerini eleştirebileyim, ifade özgürlüğüm olsun, başıma bir şey gelmeden rahat tweet atayım diyorsanız demokrasiden yana oyunuzu kullanacaksınız. Yok, eğer başımızda bir adam olsun, konuştuğumuz zaman elindeki sopayla kafamıza vursun diyorsanız otoriterliğe oy vereceksiniz. Benim gördüğüm bu kuşağın yüzde 99.9’u demokrasiden yana. AKP’li ailelerin çocukları da dahil...

• Onlar da mı tercihini farklı kullanacak?

Onlar da doğal olarak dönüşüyor. Baskı görmek istemiyor. Okula gitmiş, okumuş, elinde cep telefonu var, dünyayı izleyebiliyor, başka gençlerin özgürlük alanlarını görüyor, kendisi için de istiyor. Ben konuştuğum genç arkadaşlara söyledim, “önümüzdeki seçimlerde oy kullanarak bir dikta rejimini devirip, demokrasiyi getirecek olanlar sizlersiniz. Sizler demokrasiyi getireceksiniz.” Suriyeli’yi vatandaşlığa alıyormuş, şuymuş, buymuş, hiçbirinin önemi yok. Önemli olan sandığa gidip ilk kez oy kullanacak olan 6 milyon 300 bin genç.

SANCAR VE DEMİRTAŞ’IN AÇIKLAMALARI DEĞERLİDİR

• 28 HDP milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması Cumhur İttifakı’nın ana gündem maddesi. HDP bize yâr olmuyorsa kimseye olmasın mantığıyla mı hareket ediliyor, yoksa?

İktidar, Kürt kökenli vatandaşlarımızı düşmanlaştırıyor. Bu, toplumsal barışımızın dibine dinamit koymak demektir. Bu ülkenin kuruluşunda, büyümesinde, kalkınmasında hepimizin alın teri ve emeği vardır. Siz, etnik kimliği dolayısıyla milyonları kutuplaştıramazsınız, düşman ilan edemezsiniz. Bu ülkede hepimiz demokrasi istiyoruz. Kimseyi kimliğinden, yaşam tarzından, inancından dolayı ötekileştiremezsiniz. Demokrasiden yana olanlar bir ittifak oluşturup, adına “Millet İttifakı” dediler. Siz bunu yok etmek istiyorsunuz, bunun için birtakım siyasi mühendislikler yapıyorsunuz. Kendi aklınıza göre bazı projeler geliştiriyorsunuz. İYİ Parti’yi, Saadet’i nasıl koparabiliriz, bunun arayışı içindeler ve bu ittifakı bozabileceklerini düşünüyorlar. Halk bu konuda kararlı, “biz bunları göndereceğiz” diyor. Canına tak etti vatandaşın.

• İYİ Parti Genel Başkanı Akşener, grup toplantısında “Milletin derdi konuşulmasın diye önlerine getirilen fezlekelere gözü kapalı el kaldırmayacaklarını” söyledi. Önemli bir açıklamaydı.

Anayasada fezlekelerle ilgili gruplar karar alamaz diyor. Milletvekili kendi vicdani kanaatine göre karar verecek. Burada Sayın Akşener’in de söylediği bu. Doğruyu söylüyor...

• Sizin HDP’ye karşı bir rezerviniz var mı?

Yasalar çerçevesinde kurulmuş hiçbir siyasi partiye karşı rezervimiz yok. Biz her siyasi partinin teröre ve terör örgütlerine karşı çıkmasını, isteriz. Ayrıca her siyasi partinin terör örgütleriyle arasına amasız, fakatsız, lakinsiz mesafe koymasını ve karşı çıkmasını da isteriz. Bu bağlamda Sayın Mithat Sancar’ın da Sayın Selahattin Demirtaş’ın Gara operasyonu dolayısıyla yaptıkları açıklamalar değerlidir.

FEYZİOĞLU TÜRKİYE GERÇEKLERİNDEN KOPMUŞ

• İnsan Hakları Eylem Planı açıklandı. Altı çizilmesi gereken maddelerden biri, lekelenmeme hakkıydı. 130 bin kişinin bir gecede terörle iltisaklı gösterilerek devlet görevinden ihraç edildiği düşünülürse, bu mesela lekelenmeme hakkıyla ilgili değil mi? Ya da “Uzun yargılama zararları kaldırılacak” dendiğinde “Osman Kavala’nın hâlâ hapiste olması” büyük bir çelişki değil mi?

Erdoğan’ın söylemlerini eylemleriyle kıyaslamak gerekir. Bu konuda söylemi ile eylemi arasında 180 derece fark var... Yaptıklarına bakın, bir otoriter yönetimin tüm icraatlarını görebilirsiniz. Osman Kavala, Selahattin Demirtaş gerçeği ortada dururken siz hangi insan haklarından söz ediyorsunuz? Boğaziçili öğrencilerin haklı eylemlerine karşı yapılanlar bu ülkede insan haklarının nasıl yok edildiğini gösteriyor. Aslında AB’den aldıkları fonun seslendirmesini yaptılar...

• AB de bu fonu kâğıt üzerinde kalsın diye vermiyor herhalde. Sonuçta hayata geçirilmesi beklentisi de yok mu?

Erdoğan yapamaz, karakteri izin vermez. Erdoğan kendisini ülkenin tek sahibi sanıyor. Ona göre cezaevlerinde hiçbir siyasi tutuklu yok, çünkü hepsi terörist. Hiçbir gazeteci yok, yatanların hepsi terörist. Bizim İstanbul İl Başkanı bile terörist. Soğan üreticileri terörist, seracılar terörist. Erdoğan’a karşı çıkan herkes terörist...

• Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu’na göre açıklanan reform değil, devrim...

TBB Başkanı, Türkiye gerçeklerinden büyük ölçüde kopmuş. AKP lebaleb salonlarda kongre yaparken, barolara kongre izni verilmemesi kendisini rahatsız etmiyor mu acaba? Bir yerde devrim arıyorsa, bu devrimi (!) 19 yıldır Erdoğan’ın neden gerçekleştirmediğini sorması lazım. AYM, AİHM kararlarını uygulamayan hâkimlerin terfi ettirildiği bir ülkede, bu terfileri sağlayan iradenin devrim yapacağını bırakın baro başkanını, ilkokul öğrencisi bile inanmaz. Yargıtay’da bir karara dahi imza atmamış kişi hülle yoluyla getirilip AYM üyesi yapılıyorsa, bu hülleyi yapan kişi, insan haklarında devrim mi yapacak?

• Bu reformlar sizce AKP seçmenini umutlandırıyor olabilir mi?

Laf reformundan yorulduk. 19 yılda hangi reformu yaptılar. Tumturaklı bir dolu laf ettiler, yargı reformu açıkladılar, hangisini yaptılar? Önemli olan yasaların gereğinin yerine getirilmesidir. Osman Kavala neden 3.5 yıldır içeride? Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri neden içeride? Dayatmayla rektör atayıp, sonra adaletten bahsedeceksiniz. O üniversiteye profesör olamayacak kişi rektör atandı. Kimse bunlara inanmıyor artık.

12 MİLYON DOLAR NEYİN MASRAFI?

• Ücretsiz aşı ve Keymen firmasıyla ilgili yaptığınız açıklamalar iktidarın tepkisini çekti...

Devlet Malzeme Ofisi ile Sinovac görüştü, aracı yok deniliyor. Oysa anlaşma Keymen ile yapılıyor. 1 milyon doz aşı ücretsiz geliyor. Ama Keymen Devlet Malzeme Ofisi’ne 12 milyon dolarlık fatura kesiyor... Firma bedelsiz aldığı 1 milyon dozluk aşıyı 12 milyon dolara DMO’ya fatura ederken “Ben masraflarımı karşılamak için aldım” diyor. Masraflarınızı Devlet Malzeme Ofisi’nden niye alıyorsunuz, Sinovac karşılasın. Çünkü Sayın Bakan’a göre siz aracı değil, distribütörsünüz. Kamu bankalarının teminat mektubu bile vermediği bir firmayla Devlet Malzeme Ofisi neden anlaşma yapıyor? “Kılıçdaroğlu, devlet sırrını açıkladı” diyor. Herkesin bildiği bir konunun, neresi devlet sırrı? 12 milyon dolar, neyin masraf karşılığı?

• Bakan Koca, sizi aşı programını riske atmakla suçladı...

Sayın Bakan açıklamasında “Bedava aşı yok” diyor. İyi de bunu anlaşmaya, gümrük beyanına biz mi yazdık? “Distribütör - aracı firma” ayrımı da yapıyor. Ama Keymen firması geçen gün yaptığı açıklamada “1 milyon doz aşı Sinovac firmasının talebiyle, bedelsiz olarak şirketimize gönderilmiştir. Bu aşının karşılığı, bahsedilen tüm bu giderler için kullanılmıştır” denildi. Bırakın Covid aşısı gibi hayati bir meseleyi, siz yaptığınız hangi alışveriş için distribütörün giderlerini karşıladınız? Yapılan her açıklama, onları yeni bir çıkmaza sokuyor, çünkü doğruları konuşamayacak bir noktadalar.

BAŞÖRTÜSÜ MESELESİ SORUN DEĞİL

• Metropol’ün anketinde “CHP’lilerin yüzde 80’i, AKP’lilerin yüzde 82.5’i kamu kurumlarında çalışanlar başörtüsü takmamalıdır” yaklaşımına karşı. CHP tabanının da bakışı değişti mi?

Başörtüsü meselesi artık Türkiye’de bir sorun değil...

MİLLET İTTİFAKI’NI BOZAMAYACAKLAR

• Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, bir mesajınız var mı?

Hayatı sürdüren, sürekli kılan kadınlar... Bizim kadınlara borcumuz var. Kadının bütün yaşamında sağlıklı bir süreç yaşamasını hepimiz isteriz. Bugün kadınlar çok ciddi sorunlarla karşı karşıya. Şiddetten yoksulluğa... Bütün acıları, dramları en ağır şekilde yaşıyorlar. Kadınların sağlıklı bir zeminde günlük yaşamlarını sürdürebilmeleri için aile destekleri sigortasının mutlaka çıkması lazım. Türkiye yaşadığı derin yoksulluğu gündeminden çıkarmalı. AK Parti yoksulluğu bitirmek istemiyor, AK Parti yoksulları kullanarak onların oyunu devşirerek iktidarını sürdürmeyi tercih etmiştir.

• İstanbul Sözleşmesi, ittifakı bozmak için yeni bir argüman olarak kullanılır mı?

Ne yaparlarsa yapsınlar, Millet İttifakı’nı bozamayacaklar. Halk, bu ittifaka büyük destek veriyor.

Yavuz Ağıralioğlu'ndan 'Akşener-Buldan' tweeti yorumu Siyaset AKP İstanbul İl Başkanı Kabaktepe İmamoğlu'nun 'Akşener-Buldan' tweetinden rahatsız oldu Siyaset Ekrem İmamoğlu'ndan 8 Mart mesajı! Meral Akşener ve Pervin Buldan'ı etiketleyerek paylaştı Siyaset Pervin Buldan'dan Ekrem İmamoğlu'nun 8 Mart mesajına yanıt geldi Siyaset