Avukat Ayhan Erdoğan: ‘Polisin hakareti bile suçtur’

Abone ol

Her gün artarak ilerleyen polis şiddetine karşı, yurttaşların haklarını ve hak ihlallerini konuştuğumuz Avukat Ayhan Erdoğan, iktidarların kolluk kuvvetlerinin yasaları aşan davranışlarını koruduğunu belirtiyor.

Son dönemde polis şiddetinin artış dikkat çekiyor. Mardin’de küçük çocukların polis tarafından silahla kovalandığını ve engelli bir çocuğun darp edildiğine tanık olduk.

Çorlu’da bir aile bayram günü polis ekipleri tarafından darp edildi, polis şiddetinin evin içine kadar girdiğini gördük. İstanbul Kadıköy’de ise bir motosikletli kurye polis tarafından hakarete uğradı ve darp edildi. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Peki artan polis şiddetinin nedeni ne? Polisler bu gücü nereden buluyor? Cezasızlık şiddeti artırıyor mu?

Avukat Ayhan Erdoğan, BirGün'den Rıfat Kırcı'nın sorularını yanıtladı:

♦Polis herhangi bir yurttaşa şiddet uygulayıp hakaret edebilir mi?

Polisin bir yurttaşa şiddet uygulaması yada hakaret etmesi suç işlemesi anlamına gelir. Hukuk devletinde o polis hakkında şiddetin boyutlarına göre etkili eylemden işkenceye kadar varan bir suçlamayla dava açılır ve alacağı ceza sonrasında Emniyet Teşkilatı Disiplin Yönetmeliği 8/7 bendi gereğince meslekten atılması gerekir. Keza hakaret içinde Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü 5/7 bendi gereği aylık kesme cezası ile cezaladırılır. Ayrıca TCK 125. Madde üzerinden hakaret davası açılması gereklidir.

♦Polisin şiddet uygulaması durumuna karşı bizim meşru müdafaa hakkımız var mı ya da hangi hukuki yollara başvurabiliriz? Polis şiddetine karşı kendimizi nasıl savunabiliriz ya da nasıl şikayetçi olabiliriz? Bir polisin hakaret etmesine karşı neler yapabiliriz, haklarımız nelerdir?

Polisin şiddet kullanması yetkisi yoktur. Polisin Zor kullanma olarak tanınan yetkisi Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu 16.Maddede tanımlanmıştır “ZOR VE SİLAH KULLANMA Madde 16- (Değişik madde: 02/06/2007-5681 S.K./4.mad)Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir..ve devamı fıkralar." Burada bahsedilen zor kullanma yetkisi şiddet kullanma anlamında değildir. Polisin zor kullanması kendisine direnişin söz konusu olması ve direnişi kıracak düzeyde olmalıdır. Bu sırada kullanacağı bedeni güç arttırım direnişi kırmaya yönelik ve onunla orantılı olmak zorundadır. Yasanın vermiş olduğu yetki açıkça bu kadardır. Bedeni gücün yetmeyeceği durumunda maddi güç kullanacaktır. Maddi güç olarak kelepçe cop, gözyaşartıcı gazlar, polis köpekleri basınçlı su ve benzeri araçlardır. Ancak gerek beden kuvettinin gerekse maddi gücün kullanımı yakalamaya yönelik olmalıdır. Yakalama temin edildikten sonra kullanılan güç artık orantılı olsada kötü muameleden yaralamaya hakarete veya niteliğine göre işkence suçuna kadar varır. Hukuk devletinin varlığına güvenerek böyle olmalıdır diyoruz.

Haklarında suç duyurusunda bulunmak ve doktor raporları varsa çekilen fotoğraflar, görgü tanıklarının beyanları ile video kayıtları toplanmalı ve savcılığa verielcek dilekçenin ekinde bir sureti koyulmalı. Ayrıca Disiplin cezası yönünden valilik nezdinde şikayette bulunulmalıdır.

Ne yazık ki bu şiddet sırasında yurttaşın kulağının zarı patlayabilir, gözü kör olabilir yada beyin sarsıntısı geçirebilir ve fakat bu şiddete karşı direnme hakkınızı kullanacak olursanız bir anda "görevli memura karşı mukavemet" suçu işlediğiniz iddiası ile tutulan tutanak sonucu kendinizi gördüğünüz şiddetin yanısıra birde yargılanırken hatta bu yüzden tutuklanmış bile görebilirsiniz. Zira bu suçlama polisin şiddetine karşı şikayetlerde yıldırma olarak kullanılmakta ve yargı tutanak üzerinden hüküm kurmaktadır.

Burada yasal haklarınızı yazarken Polisin yasalara uyacağı farzedilerek yazmış olduğumu ve bunu ihlal edecek olanlarında Emniyet Teşkilatı Disiplin hükümlerince idari ve adli yönden de savcılıklarca soruşturulacağı varsayımına dayandığını ifade etmeliyim.

Ancak bu durum sizi yıldırmasın zira sonuç alınan vakalar var.

"...İzmir'de Karakolda dövülen F. C, polise hakaretten 442 gün hapis cezası karşılığı 8 bin 840 TL adli para cezasına çarptırıldı. Para cezasının 24 eşit taksitte ödenmesine karar verilip, hükmün açıklanması geri bırakıldı. Polislerden B. S. ve H. Y.'ye ise 'basit yaralama'dan 1'er yıl 3'er ay hapis cezası verildi.
İzmir 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın son duruşmasına, hakkında 16.5 yıla kadar hapis cezası istenen müşteki sanık Fevziye Cengiz, 4-9 yıl arasında hapis cezalarına çarptırılması istemiyle tutuksuz yargılanan sanık polis memurlarından B. S., H. Y., T. D. ile tarafların avukatları katıldı. 1 yıl 6 ay hapsi istenin diğer polis memuru N. A. ise gelmedi.

Mahkeme heyeti, F. C.'i, 'polise hakaret'ten 442 gün hapis cezası karşılığı 8 bin 840 TL adli para cezasına çarptırdı. Para cezasının 24 eşit taksitte ödenmesine karar verilip, daha sora sabıkasız oluşu nedeniyle hükmün açıklanması geri bırakıldı.
Polislerden B. S. ve H. Y.'ye ise 'basit yaralama' suçundan 1'er yıl 3'er ay hapis cezası verildi. Verilen bu cezalar ertelenmedi.

B. S. ve H.Y. ve diğer iki polis memuru ile F. C., öteki suçlamalardan ise beraat etti. Mahkeme heyetindeki kadın üye hakim A.M, polislere işkence suçundan ceza verilmesi gerektiğini belirterek karara şerh koydu..."

Keza Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Zor Kullanma Yetkisine İlişkin Sınırın Aşılması Suretiyle Kasten Yaralama Suçyla ilgili POLİSİN ZOR KULLANMA YETKİSİNİ AŞMASI konusunda 15/112018 tarihli 2018/305 Esas ve 20187539 Karar sayılı kararında "Katılan ... ile arkadaşı tanık .....'ın 01.08.2007 tarihinde saat 19.30 sıralarında İzmir ili, Alsancak ilçesi, Gündoğdu Meydanında buluşarak gittikleri bir barda bira içtikleri, saatin 00.30 olması ile katılan ve tanığın evlerine gitmek için araçlarına doğru yürüdükleri, olay gecesi aracın park hâlinde bulunduğu çevrede İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliğinde görevli polis memurlarının uygulama yaptıkları, sanık ...'ın da bu uygulamada komiser rütbesiyle görevlendirildiği, bu sırada olay yerinden geçen katılan ve arkadaşına görevlilerce kimlik sorulması ve sokaktan geçemeyeceklerinin söylenmesi üzerine sanıkla katılan arasında tartışma çıktığı, tartışma sırasında sanığın katılanın başına yumruk atması ile katılanın dengesini yitirip yere düştüğü, yerde de sanığın katılana tekme attığı, İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesince katılan hakkında düzenlenen 26.09.2007 tarihli adli rapora göre; boyun sol tarafta, sol orta kulak, koltuk altı hattında ve göğüs kafesinde kızarıklık ve kırmızı ekimoz, sağ kulakta ağrı, işitme kaybı, sol ayakta subjektif ağrı ve hemoraji olduğu, sağ kulak zarında 5 mm çapından daha geniş yırtık, sağ kulakta duyamama, sol kulakta işitme azlığı şikâyetlerinin bulunduğu, kulak zarı tamiri yapılan katılanda meydana gelen yaralanmanın yaşamını tehlikeye sokmadığı, duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması veya yitirilmesine neden olmadığı ancak basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğu, katılanın kulak zarında yırtılmaya yol açan yaralanmanın bu bölgeye uygulanacak küt travma sonucu olabileceği, başın öne, sağa, sola vurmakla oluşmasının fennen pek mümkün olmadığı yönünde Adli Tıp Uzmanınca görüş bildirildiği anlaşılan olayda; katılanın görevli komiser sanık ... tarafından darbedilerek yaralandığı yönündeki aşamalarda önemli değişiklik göstermeyen istikrarlı beyanları, bu beyanlarla örtüşen adli tıp raporu ve tanık .....'ın olay günü sanığın katılanı tekme tokat döverek yere düşürdüğü şeklindeki anlatımı bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; sanık ... ile sanığın meslektaşları olan polis memurlarının katılanın başını polis aracında ve nezarethanedeyken kasten sağa sola vurarak kendi kendisini yaraladığı şeklindeki sanığın cezadan kurtulmasına yönelik anlatımlarına itibar edilemeyeceği, sanık ...'ın 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 16. maddesinde, polise tanınan, görevini yaparken direnişle karşılaşması hâlinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanma yetkisini aşmak suretiyle sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanarak kulak zarında perforasyona neden olacak ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte katılanı kasten yaralama suçunu işlediği, bu şekilde kasten yaralama suçunun sübut bulduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Özel Daire onama kararı isabetli olup haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir..." Şeklindeki kararınında bu tür şiddete uğrayanların delillerini toplayabilmeleri halinde bir şekilde sonuç alma ihtimallerinin olduğunu göstermektedir.

Bu yolda Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 18/4/2019 tarihinde, E.E. ve diğerleri (B. No: 2015/14826) başvurusunda Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan eziyet yasağının ihlal edildiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi kararında "... Anayasa’nın 17. maddesinde herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı güvence altına alınırken, kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Somut olayda, Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada, başvuruculardan birinin polis memurları tarafından darbedildiği sabit görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, hukuka aykırı ya da orantısız gerçekleşen kuvvet kullanımının derece mahkemeleri tarafından tespit edildiği hâllerde, devletin negatif yükümlülüğüne aykırı davranıldığı sonucuna ulaşmak için başkaca bir değerlendirmeye gerek görmemiştir.

Söz konusu başvurucunun sağlık raporuyla tespit edilen yaralanmalarının, polis memurlarınca açıklanamadığı, maruz kaldığı eylemin süresi, amacı, etkisi ve sonuçları birlikte değerlendirildiğinde eylemin eziyet olarak nitelendirilebileceği tespit edilmiştir.

Anılan eylem nedeniyle ceza kovuşturması yürütüldüğü dikkate alınarak yargılama sonucunun mağduriyeti ortadan kaldırıp kaldırmadığı incelenmiş, eziyet suçu karşısında gerek adli para cezasına hükmedilmesi gerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sanıklar açısından caydırıcılık ve başvurucu açısından etkili giderim sağlayacak yeterlilikte olmadığı anlaşılmıştır.

Öte yandan, polis memurlarının 1.500 TL para cezası ile cezalandırılmasının ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin, kamu görevlilerinin karıştığı bu tür eylemlere müsamaha gösterildiği veya kayıtsız kalındığı izlenimi oluşturabileceği; adalete ve hukuk devletine olan güvenin sarsılmasına yol açabileceği değerlendirilmiştir. Bu nedenle derece mahkemelerince verilen kararın sorumluların fiilleriyle orantılı ceza almaları koşulunu yerine getirmediği, başvurucu açısından uygun ve yeterli bir giderim sağlamadığı görülmüştür.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle darbedilen başvurucu yönünden Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan eziyet yasağının hem maddi hem usul boyutunun ihlal edildiğine karar vermiştir..." kararı sonuç alınabildiğine ilişkin örneklerden biridir.

♦Bir polisin şiddetine karşı şikayetçi olmak istersek onun ismini ya da kimlik bilgilerini isteyebilir miyiz?

Sivil bir polisin sizi yolda giderken yada bir nedenle size kimlik soruyorsa “kendisinin Polis/görevli olduğunu belirleyen belgeyi göstermek” PVSK m. 4/A-8 zorundadır. Kanun’un M. 4/A-3 fıkrası hükmü gereği kolluk, durdurduğu kişiye öncelikle durdurma sebebini bildirmelidir. Bu bildirim zorunludur.

Ancak "...KABURGALARI ÇATLADI Avukat M. Ö., 3 Ağustos 2007"de ailesiyle Moda parkında otururken, polisler geldi, “Kimlikleri çıkartın” dedi. Ö.'de, “Önce siz kimliğinizi çıkartın” diye cevap verdi. Ancak bu sorunun bedeli ağır oldu. Polislerden dayak yiyen avukatın kaburgaları çatladı, burnu ve kolu kırıldı. BACAĞINI KIRDILAR İstanbul Kağıthane"de personel taşıyan bir servis şirketinin sahibi olan 34 yaşındaki H. Y., 22 Nisan 2007"de, saat 23.50 sıralarında Çeliktepe İETT otobüs duraklarında Veli ve Musa adlı arkadaşlarına ait ticari takside sohbet ediyordu. Sivil giyimli, sakallı ve şapkalı 2 kişi koşarak arabanın yanına geldi ve "kimlik" dedi. Onlara "Asıl siz kimsiniz, kimliğinizi gösterin" diyen Y., feci bir dayak yedi. Bacağı kırıldı, alçıya alındı. Y"ın, olay günü mahkemeye delil olarak sunulmak üzere çekilen fotoğrafında da, sırtındaki darp izleri açıkça görülüyordu..." Bu tür gazete haberlerini internette tararsanız çok sayıda benzer haberle karşılaşırsınız ve maalesef bu olayların faili olan kamu görevlilerinin mesleklerine devam etmesi ülkemizde şaşırtıcı bir hadise değildir. Keza yakın tarihte Batman’da Turgut Özal Bulvarı üzerinde iki sivil polis maskesi olmadığı gerekçesi ile bir yurttaşa ceza kesmek istemesi üzerine polislerin kimliğini soran yurttaş gözaltına alınmasıda benzer bir durumdur.

Öte yandan sivil polislere kimlik sorulması (bana göre resmi üniformalılarında kimlik göstermesi zorunludur) Polis teşkilatının yasal zorunluluğun yanısıra bizzat kendilerinin üzerinde durup yerine getirmesi gereken bir husustur. Zira sahte polis kimliğiyle çok sayıda suç işlenmektedir. Bu nedenle yurttaşların kimlik sormaları polis teşkilatının da menfaatine bir olaydır. Kimlik göstermeden hareket etmenin gerçek nedeni kendilerini yurttaşın patronu onları yöneten güç gibi görmelerinden kaynaklanmaktadır. Ancak amirlerinin karşısında, meslekten atıldıklarında yada emekli olduklarında gerçekle yüzyüze gelirler.

Günümüzde kalabalık yada birkaç polisin ekip olarak birarada görev yaparken kimlik göstermeden sizi son zamanlardaki videolarda izlediğimiz üzere saldırarak darp etmesi hatta bunun mala zarar vermeden işkenceye ve hakarete varan durumların ortaya çıkması karşısında; polis olarak görevli olmaları onların oradaki durumlarının artık kolluk olarak bir görev yaptıkları anlamına gelmez. Zira o andan itiabren kolluk olarak suç işleyen bir guruba dönüştüklerindensuç işleyen bir gurubua dönmektedirler. Bunların üzerinde kimilerinin resmi üniforması olması onların bu yasa dışı davranışları sırasındaki fiillerini yasal ve meşru kılmaz. Böylesi durumlarda şiddet kullanan bu gurubun sizin yolunuzu kesip saldıran herhangi bir gurubun saldırısı esnasında kimliklerini sorma imkanınız ne kadar olacak ise bu durumdaki durumunzda aynıdır. Üzerlerindeki üniforma veya ceplerindeki kimliklerin üzerinde polis yazmaları bu durumu değiştirmeyecektir. Bu kişilere kimlik sormanız sadece gördüğünüz şiddeti arttıracaktır. Burada yasal olarak öncelikle size kimlik göstermek zorunda olan polis artık yasal yetkilerini umursamayan saldırgan suç işleyen kişiler durumundadır.

Ayrıca şansınız yaver giderse size şiddet uygulayanlarca yakalama tutanağı düzenler ise ki bu ihtimal kuvvetle muhtemeldir. O zaman bunun bir nüshasını size vermek zorundadırlar ki vermeselerde avukatınız bunu dosyadan alır ve şiddet uygulayanların kimliklerini tespit edebilirsiniz.

♦Polise direnme suçu nasıl oluşur?

Son dönemde gerek şiddet kullanılmasında gerekse silah kullanımında denk geldiğimiz bir husus polise direnme suçunun yada görevli memura mukavemet denilen suçlamanın nasıl işlenebileceğine. Öncelikle bazı akademisyenlerdne farklı olarak pasif direnmenin mevcut ceza kanunumuzda suç oluşturmadığı kanaatindeyim.

Görevli Polise direnme suçunun oluşmadığı haller;

-Cevap vermeme suretiyle pasif direnme, -Hareket etmemek suretiyle pasif direnme, -Araçlı veya yaya kaçmak suretiyle pasif direnme, Kurtulmaya çalışmak suretiyle pasif direnme suç değildir. Ancak bu kurtulma sırasında polise cebir veya tehdit uygulamamak koşulu içinde kalınmalıdır.Örneğin ceketinizden yakalamış olan polisten ceketinizi çıkarıp kaçmanız hali gibi.

Görevli Polise direnme suçunun oluştuğu haller;

-Polisin bir görevi yerine getirmesi, -Polise karşı bir direnmenin mevcut olması, Bu direnmenin polisin görevini yapmasına engel olma amacıyla yapılmış olması, bütün bu koşullar gerçekleşmesi sonucunda direnmenin cebir veya tehdit kullanılarak gerçekleştirilmiş olması,gerekir. Direnme fiilinin unsuru cebir yada tehdit unsurunun kullanılmasıdır.

♦Polislerin şiddet uyguladıkları esnada kimsenin görüntü çekmesine izin vermediklerine de tanık oluyoruz. Bir polis şiddetine tanık olursak şiddeti görüntüleme hakkımız var mı?

Polisin şiddet kullanması sırasında görüntü almanın yasal hiçbir engeli bulunmamaktadır. Polis bu duruma müdahale etmesinin nedeni yaptıklarının yasal olmadıklarını ve kimliklerinin tespit edilebilme ihtimali ile fiillerinin ortaya çıkacağını bilmeleridir. Terörle Mücadele Kanunu 6. Maddesinde Terörle mücadele eden kamu görevlilerinin kimlik bilgilerinin açıklanması dışında herhangi bir engelleyici durum yoktur. Oysa buralarda bahedilen durum terörle mücadele olmadığı gibi Polisin yasaları ihlal eden davranışlar suç işleme kapsamında olup aynı zamanda delil niteliğindedir. Ancak polis yasaları aşan güç ve zor içeren şiddetini bu durumdada göstermekte ve özellikle vatandaşa gazetecimisin sorusunu sorarak kendine meşru bir alan yaratma çabasındadır.

♦Cezasızlık şiddeti arttırıyor mu?

Polisin zor kullanması ile silah kullanması konusunda gerek idari gerekse yargısal korunmalarına yönelik çabalar bu suçların polis tarafından daha yoğun işlenmesine yol açmaktadır. Son iki günde Çorlu,Zeytinburnu, Kadıköy gibi sosyal medyaya düşen yoğun şiddet görüntüleri karşısında yetkililerden gerekli özeleştiri yerine Emniyet Teşkilatına yönelik bir kampanya olduğu yolunda açıklamalar gelmektedir. Aslında Emniyet Teşkilatı bu fiillere karışanları meslekten ihraç ederek disiplini sağlayabilir. Belki bu konuda polis eğitimlerinin yetersizliği yada vatandaşın hak arama yolundaki tutumlarının sindirilmesi tercihleri maalesef bu şiddetin sürebilme ihtimalini düşündürüyor.

Oysa anlaşılmaz olan iktidarların halktan oy istemekte ve fakat oy istedikleri halka karşı emrindeki kolluk güçlerinin yasaları aşan davranışlarını koruma güdüsüyle hareket etmeleridir. Bu durum mevcut iktidarla sınırlı değildir. Geçmişteki iktidarlar da benzer tutumlar olmuştur.

Ancak 12 Eylül cuntasından beri bu dönemde özellikle son zamanlarda kolluk gücünün şiddete başvurması sıradanlaşmış ve normal davranışı halinde dönüşmüştür. Oysa iktidarlar gelir geçer. Sosyal medyada izlediğim vakalar sıradan şiddet olayını aşmış adeta işkenceninde alenileşmesi şeklinde gerçekleşmektedir. Unutmamaları gereken husus işkencede zaman aşımının olmamasıdır. Polisin öğrenmesi gereken yasalardaki yetkileri ile halkın güvenliğini temin etme görevleri olduğudur. Halkın güvenliğini tehlikeye düşürme görevleri arasında yer almamaktadır. Halkın yasaları çiğnemesi sorun değildir. Zira devlet bu ihlalleri önlemek için kolluk güçlerine sahiptir. Önleyemediği zaman yakalayıp yargılama ve cezalandırma organizasyonuna sahiptir. Ancak yasaları korumak ve yerine getirmekle görevli olanların bu ihlalleri yapması karşısında yurttaşın güvenliğini temin amacıyla ihlalleri yapanları yasalara uyma konusunda uyarması yurttaşlık görevidir.

Öğretmenlere zorunlu cuma namazı görevi! Güncel Bilim Kurulu üyesi Özkan: 2 uç noktada kalırsak 2'nci dalgayı yaşayabiliriz Güncel Prof. Dr. Ceyhan'dan tatile gideceklere kritik uyarılar: Yüzerken... Güncel 'Camide Çav Bella çalan bulunmayacak, çünkü bulunması AKP'nin işine gelmez' Güncel