Şahin Aybek

Şahin Aybek

25 Eylül 2018

Ziya Selçuk'un 15 Ekim vizyon belgesi üzerine

+ A -

Paylaş

SATI BEYE BENZEYEN ZİYA SELÇUK’UN 15 EKİM VİZYON BELGESİ ÜZERİNE; “ADİL, SÜREKLİ VE VERİMLİ BİR EĞİTİMİN İNŞASI” İÇİN “EKİM” DENEMESİ…

Ziya Selçuk İnsan Kaynaklarına El Atmazsa Başarılı Olamaz, Çünkü MEB’in Belkemiği İnsan Kaynaklarıdır

Aristo’dan Hareketle ‘’En İyi Eğitim Sistemi, Sistem En Kötü Bile Olsa En Nitelikli Kimselerin Yönettiği Sistemdir"


Ziya Selçuk’u SATI BEY’e Benzetiyorum Geliş ve Yetki Alış Biçimiyle, Ne Dediğimi En İyi Ziya Hoca Anlayacaktır

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk 15 Ekim’de 3 Yıllık Yol Haritası Olarak Bir Vizyon Belgesi Açıklanacağını Söyledi, Siz Bu Belge Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?

Eğitimin felsefi, sosyal ve tarihi temelleri üzerine yazıp çizen birisi olarak Ziya Selçuk’un bu açıklamalarını günlük eğitim tartışmalarının ötesinde büyük fotoğrafı görerek önemsiyorum. Eğitimde attığımız her adımda eğitimimizin büyük fotoğrafını görmeliyiz. Eğitimimizin büyük fotoğrafını görmeden yapılacak her yapısal dönüşüm yararsızdır. Yapısal dönüşüm diyorum çünkü dikkat ettiyseniz Ziya Hoca hiç reform kelimesini kullanmıyor. Çünkü eğitimde reform diye başarısız o kadar çok şey yaptık ki, reform kelimesi artık olumsuz şeyleri çağrıştırıyor. Bu nedenle eğitimde reform yerine "eğitimde yapısal dönüşüm" demeliyiz. Ama Ziya Hoca bunun da ötesine geçti. Dikkat edin tüm bunların yerine kurmak yapmak anlamında “inşa etmek” tabirini kullanıyor. Yine büyük fotoğrafı görmeye dönecek olursak ki hep oraya bakmalıyız, o bizim yol haritamız olacak. Bakan Beyin son açıklamalarında yine bunun emarelerini görürsünüz. Bakan Bey ölçme değerlendirmeye, veriye bir bilim insanı olarak ve olması gerektiği gibi çok önem veriyor. Ölçme değerlendirmenin; eğitim sisteminin, öğrencilerin ve birimlerin fotoğrafını çeken, bütüncül bir gelişim aracı olduğundan hareket ediyor. Yani; büyük veri analitiğine dayalı, anlık izlemeye ve sistematik raporlamaya dayalı, eğitim sisteminin büyük fotoğrafını görmek için bir araç olarak ölçme değerlendirme, diyor.

Hocam Siz Genel Anlamda Eğitim Tarihimizdeki Reformları Nasıl Görüyorsunuz?

Ziya Hoca konuşmalarında 1970li yıllardan bu yana olan eğitim sorunları vurgusu yapıyor çok haklı olarak. Dikkatli okuyucularım hatırlayacaklardır, daha Bakan Bey göreve gelmeden “MEB Olarak Niye 64 Yıldır Eğitimde Yerimizde Sayıp Duruyoruz?” diye bir yazı kaleme almıştım. Aslında o yazıda bunları tüm detaylarıyla anlatıyorum. Türkiye'deki eğitim reformlarının önündeki en büyük engel Milli Eğitim Bakanlığı’nın bizatihi kendisi olmuştur. Niye biliyor musunuz? Eğitim tarihimizde hemen her zaman kağıt üzerinde parlak ilkeler, amaçlar, programlar, yasal metinler hazırlandığı, şekle ve gösterişe önem verildiği, fakat uygulamada aynı çaba, ciddiyet ve istikrar gösterilmediği dikkate çarpıyor. Yani MEB bizzat kendisi kendi reformlarını uygulamamıştır. Şu ana kadar yapmış olduğumuz eğitim reformlarımızın temel özelliği: "Araştırmaya, uzmanlığa ve kendilerinden önce yapılan şeyleri öğrenmeye gerek duymayıp, akıllarına geliveren basit bir görüşü acele ile uygulamaya çalışmak!" tır. Eğitim reformlarımız; sistem çok boyutlu ele alınmadığından ve sistem içindeki katmanlar arası etkileşim göz ardı edildiğinden başarılı olamamıştır ve bir sistem düşüncesi içinde; veriye dayalı olarak yapılan eğitim reformlarının, yine veriye dayalı etki analizleri yapılmamıştır.

Hocam Öyle Bir Tablo Çizdiniz ki Peki Bu Tablo İçinde Ziya Selçuk Nasıl Başarılı Olacak?

Öncelikle burada Ziya Selçuk demeyelim, burada Ziya Hoca da eğitime adanmış bir isim ve o da meseleyi kendisinin değil Türkiye’nin meselesi olarak görüyor ve Hoca yalnız bir adam değil ekiplerle, farklı beyinlerle çalışan bir isim. Ben burada Aristo’dan hareketle ‘’En iyi eğitim sistemi, sistem en kötü bile olsa en nitelikli kimselerin yönettiği sistemdir”, diyebilirim. Bu nedenle Ziya Selçuk’un ilk yapması gereken iş insan kaynaklarına el atmaktır, çünkü MEB’in belkemiği insan kaynaklarıdır. Ben bu konunun detaylarıyla ilgili daha önceden onlarca yazı yazdım.

Hocam Nasıl Başarılı Olacağız Demiştim…

Evet, evet oraya geliyorum. Bir hekim kafasındaki anatomik modele bakarak hastaya şuyun var, bir tamirci kafasındaki mekanik modele bakarak arabanızın şuyu var, der... Peki, biz hangi modele bakarak eğitimimizin şuyu var diyebiliyoruz? Bu model konusuyla beraber unutmayalım ki eğitim probleminin sorumluları çözümün bilgeleri olamazlar. Yani eğitim de eski kadrolarla eski yöntemlerle yeni şeyler yapamayız. Tüm kadroları liyakate göre yenileyeceksiniz ki eski kadrolar eski sadakatleriyle yeni işleri engellemesinler. 15 EKİM vizyon belgesine dair detaylı konuşacağız. Başarını sırrı da bu belge açıklandıktan sonra uygulama konusunda gösterilecek irade ile ilgili. Tüm ülkenin bir araya gelmesi için çocuklarımızdan önemli ne olabilir ki? Daha önceki yazımda da belirttiğim üzere Ziya Selçuk çok az kişiye nasip olabilecek bir toplumsal destek yakaladı. Ve ben Ziya Selçuk’u eğitim tarihimizdeki SATI BEY’e benzetiyorum geliş ve yetki alış biçimiyle, ne dediğimi en iyi Ziya Hoca anlayacaktır. İşte tüm başarının sırrı; Ziya Selçuk’un insan kaynaklarına müdahale ederek, liyakatli kadrolarla, bu toplumsal mutabakatı boşa çıkarmayacak şekilde, bu vizyon belgesini istikrarlı veriye dayalı bir şekilde uygulamasında. Burada karşılıklı bir ilişki var. Bir taraftan toplumumuz ancak eğitimle "BİR"leşebilir diğer taraftan bu ülkenin tüm evlatlarının geleceği için eğitim tüm toplumumuzun kaygısı olmalıdır...

Gelelim 15 Ekim 3 Yıllık Vizyon Belgesine…

Gelelim gelelim, zaten eğitimde başarıyı istiyorsak toplumca bundan sonra hep bu belgede olmalıyız. Ben Ziya Selçuk’la ilgili 300 saatlik bir okuma ve izleme çalışmasından sonra ilk “Eğitim Tarihi Ziya Selçuk'u Günümüzün Hasan Ali Yüceli, John Deweyi, Baltacıoğlusu, Tonguç Babası Olarak Yazabilir Ya da...” isimli bir yazı kaleme almıştım. Bu yazıda aslında bu vizyon belgesinin nasıl bir sistem düşüncesi içinde hangi ilkelere dayanarak, hangi dönüşüm alanlarını kapsayacağını uzun uzun yazmıştım. Bu nedenle bu söyleşimizde bir önceki söyleşimizle tekrara düşmemek için, daha önceden bahsettiğim ana reform, dönüşüm, inşa alanlarının içine katkılarda bulunacağım. Sonuçta hiç kimse Amerika’yı yeniden keşfetmeyecek… Bizim burada söyleyeceklerimiz de Daha Güzel Bir Türkiye İçin Ziya Selçuk’un 15 Ekim Vizyon Belgesi Üzerine; ‘Adil, Sürekli ve Verimli Bir Eğitimin İnşası’ İçin ‘Ekim’ Denemesi, olmanın ötesine geçmeyecektir. Bu belgede 3 yıl boyunca somut olarak kısa, orta ve uzun vadeli olarak hangi tarihte hangi dönüşüm alanlarında nelerin yapılacağı bir bütünsellik içinde belirtilecektir.

Ziya Selçuk’la İlgili İlk Yazınızda Yazdıklarınızı Burada Biraz Açar mısınız?

Tabi ki. Benim aslında bu iki yazıda da yaptığım Ziya Selçuk okumalarımı alanımın yani eğitimin felsefi, sosyal ve tarihi temellerinin bilgileriyle birleştirip naçizane okuyucuya aktarmaya çalışıyorum eğitim rızası için. Tam da bu noktada eğitim sorununun nedeni olanlar ve paradigmalar, eğitim sorununun çözümü olamazlar, aynı paradigma içinde ve aynı kişilerle kalarak, paradigmanın ürettiği eğitim sorununu çözemeyiz, hele bir de sistem yoksa. Yani bu belgeyle hem bir sisteme geçip eğitim paradigmamızı değiştireceğiz, hem de eğitimi bu hale getiren iş yapmayan, liyakate dayanmayan eğitim kadroları varsa kimin nesi olduğuna bakmadan tasfiye etmeliyiz. Burada eğitimdeki yapısal dönüşüm; eğitim sistemimizin tüm alt sistemleri bütüncül, ortak ve aynı anda olacak şekilde yapılmalı, eğitimimizdeki başarının; eğitimimizin yakın, orta ve uzak hedeflerini aynı anda görüp hareket etmekle mümkün olacağı göz ardı edilmemelidir.

Sistemle Neyi Anlamalıyız?

Öğrencinin eğitim başarısının içinde bulunduğu; mikro, mezo, exo,makro,meta-makro sistemlerin etkileşiminin bütünü olduğundan hareketle eğitimin tüm alt sistemdeki değişimler birbirini etkiler. İşte bunun içinde eğitimde biyo-ekolojik sistemi benimsemeliyiz. Yani bir sosyal sistem olan eğitim bir ekosistem içinde var olur. Bu ekosistemin bütün alt sistemleri birbirini etkiler ve birbirinden etkilenir. Eğitim sisteminde yapılan her değişiklik sistemin bütün öğelerini farklı derecelerde etkiler. Böyle bir yaklaşıma dayalı eğitim sistemimiz de; "değer-etik odaklılık, erişim-eşitlik-adalet, kalite, sürdürülebilirlik, hesapverebilirlik, izleme değerlendirme" ilkelerine yaslanmalıdır. Bununla beraber eğitimde hedefimiz; temel ahlaki değerleri benimsemiş, üretmeye ve paylaşmaya odaklanmış kaliteli bir eğitim olmalı, piyasa temelli eğitim yaklaşımından farklı olarak, eğitimin teknik değil insani yönünü önemsemeliyiz. Eğitim sistemimizi; dünyanın bulunduğu yere göre değil, dünyanın gideceği yeri hedefleyerek dönüştürmeliyiz. Eğitim politikalarımıza yön verirken, hazine değerinde olan öğretmen tecrübelerimizden daha fazla yararlanmalıyız. Çünkü bir ülkede öğretmenler ve öğretmenlik mesleği yeterli güce ve niteliğe ulaşmadıkça ülkede en iyi eğitim sistemi ve yüce amaçları da bulunsa, bunlar gerçekleşemez.

Hocam Ne Güzel Şeyler Söylüyorsunuz da Bizim Bunları Yapabilecek Gücümüz Var mı?

Evet var. Bir çocuğu sevmekle başlayacak her şey ve dünyayı eğitim kurtaracak. Eğitim tamamen bir uzmanlık işidir. Ve bu ülkenin yeterince eğitim bilimcisi ve uzmanı vardır. Yeter ki onlara fırsat verilsin. Eğitim eğitimcilere bırakılacak kadar ciddi bir iştir. Yeter ki birbirimizi yemeyelim ve bunun için de, önce insan, vicdan diyen, ahlak temelli bir eğitim inşa edelim. Biz eğitimciler örnek olarak ve de değer temelli adil, verimli, sürekli bir eğitimle daha güzel bir Türkiye inşa edebiliriz. Bunları yaparken eğitimdeki önceliğimiz; gelir dağılımındaki adaletsizliklerden kaynaklanan eşitsizlikleri giderip, en alt seviyedeki öğrencileri yukarıya çekmek olmalı, okulun ve okul eğitim liderlerinin eğitimimizin merkezine alınması hayati değerde olmalı, öğrencilerimizi elemek ve seçmek yerine onların yetenek ve yetkinliklerine yoğunlaşmalı, bugün için değil ülkemizin geleceğinin meyveleri için eğitim tohumları atmalıyız. Eğitimde hedef demokratik nesiller yetiştirmek olmalı, ülkemiz çokluk içindeki birliği; demokratik nesillerle, farklılıkları hoş görerek, her türlü inanç-kimliklere saygılı olarak, bilimle, millî ve evrensel değerleri dengeleyerek yakalayabilir.

Öğrenci öğrenimini aksatan temel beslenme eksikliği giderilmeli, üretime dönük eğitimi önceleyerek, gelir dağılımındaki adaletsizlikleri önlemeli, daha iyi bir eğitimle; bilgiyi internetten indirenler değil de, bilgiyi internete yükleyenler olabilmeli, kapitalizmin insanda açtığı tahribatı, insanın kendine ve doğaya yabancılaşmasını eğitimle yenebilmeli, ülkemizin içinde bulunduğu özel durumdan dolayı ilerde ciddi sorunlar yaşamamak için, eğitimimizi nüfus ve göç temelli eğitim düzenlemelerine göre şekillendirmeliyiz.

Ülkemizde Ekonomik Kriz Konuşulurken Eğitim Ekonomi İlişkisini Burada Nereye Almalıyız?

Ekonomi ve enerji öncelenip, eğitim yatırımları ikinci plana atılmamalıdır. MEB'in yatırım bütçesinin yıllar içerisinde GSYH'ye ile anlamlı artış göstermesi gerekir, öğretmenlerin başlangıç maaşları ile kazanılan tecrübe ve kıdem sonrası arasındaki fark oldukça büyük olmalıdır. Eğitim bütçemiz yıllardır artmasına rağmen, eğitim yatırımlarına ayrılan pay aynı oranda artmamaktadır. Diğer taraftan eğitimimize finans kaynağı yaratmak kadar, mevcut kaynakların etkili kullanımı da önemlidir. Eğitimde yapılan harcamalarda verimlilik esas alınmalı ve bu harcamalar eğitim niteliğini artırmaya yönelik olmalıdır. Ekonomik krizin çözümü için, para politikaları değil eğitim politikaları öncelenmeli, "faiz,döviz,kur" üçgeninin ötesinde istihdam büyüme ilişkisi güçlendirilip,eğitim politikaları öncelenerek, felaket olmaması için istihdamlı bir büyüme sağlanmalıdır. Eğitimimiz mali kaynaklar açısından güçlense de eğitim finansmanının adalet gözetilmeksizin ve zaman-maliyet etkin kaynak kullanım yöntemleri benimsenmeksizin yönetilmesi,her öğrencinin nitelikli eğitim hakkına erişmesine,bu hakkı kullanmasına engeldir. Eğitim sistemimize daha fazla kaynak aktarılmalı ve eğitim yatırımları artırılmalıdır. Eğitime ayrılan kaynaklar dezavantajlı bölgeler gözetilerek adil kullanılmalıdır. Eğitim mali kaynaklarının kullanımında işlevsel bir kontrol ve denetim sistemi oluşturulmalı; bu kaynaklardan ekonomiklilik, etkilik, ve verimlilik sağlanmalıdır. Yine merkeziyetçi finans yönetimi tek tip,donuklaşmış,sahici olmayan bir eğitim sistemi oluşmasına yol açan nedenlerdendir...

Hocam Ekonomi Demişken Ülkemizde Eğitim Gerçekten Parasız mı?

Büyük ölçüde kamu kaynaklarıyla finanse edilen eğitim sistemi için gereken bütçe, vergi mükelleflerinden temin edilmektedir. Siz cevap verin bu durumda eğitimin gerçekten parasız olup olmadığına…

Yine Bu İlişki Bağlamında Özel Okulları ve Eğitimin Özelleşmesini Nereye Oturtacağız?

Gelişmekte olan ekonomilerin; kamu kaynakları eğitim harcamaları için yeterli olmadığından, özel öğretim kurumlarının oranını artırıp, teşvik uygulamalarına basvururlar. Bu tip sağlıklı olmayan eğitimin özelleşmesi; gelir dağılımındaki dengesizlikleri beslediği gibi, eğitim sisteminde de adaletsizliklere yol açar. Kamu kaynaklarının özel sektöre aktarımıyla eğitimde özelleşme olmaz. Kamu harcamalarını düşürmek amacıyla eğitimin özelleşmesi yönünde politikalar, ancak herkesin nitelikli eğitime erişebildiği bir eğitim sisteminin yaratılmasını takiben, fırsat eşitliğini ve adalet dengesini bozmayacak şekilde uygulamaya konabilir. Buradan tüm özel öğretim kurumları kötüdür sonucu çıkarılmamalıdır. Özel öğretim kurumları,üst düzey eğitim fırsatları yaratmaları,ileri düzey eğitim sağlamaları ve farklı azınlıklar için alternatif eğitim programları uygulayabilmeleri açısından demokratik eğitim taleplerini temsil etmektedir ve sistemin ayrılmaz bir parçasıdırlar. Ama eğitimi yersiz özelleştirme girişimleri eğitimin doğasına aykırı olarak öldürücü rekabet,eğitimin ticarileşmesi,kıyasıya piyasalaşma ve rant beklentisini artırdığı gibi;daha kaliteli eğitim veren birçok eğitim kurumunun yerlerini kaybetmesi anlamına gelmektedir.(UEP)

Burayı Biraz Açar mısınız?

Kısaca ülkemizdeki eğitimsel eşitsizlikler; özel öğretimin yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki öğrencilere sağladığı olanaklardan dolayı giderek artmaktadır. Eğitim sisteminiz tam oturmamışsa, eğitimi özelleştirme girişimleri; özelleştirmenin beklenen yapısal tahribatlarının yanısıra,eğitimi de tahrip eder. Eğitimde özelleşmenin artması eğitimin doğasına aykırı olarak; öldürücü rekabeti, kıyasıya piyasalaşmayı ve rant beklentisini arttırır...

Bir Eğitim Felsefecisi Olarak Bir Önceki Ziya Selçuk Yazınızda ‘Türkiye'ye Ait Olgunlaşmış Bir Eğitim Felsefesi ve Kavramsal Çerçeve Yoktur’ Demiştiniz…

Evet eğitim felsefeleri eğitim sistemlerinin ana su depolarıdır ve Türkiye'ye ait olgunlaşmış bir eğitim felsefesi ve kavramsal çerçeve yoktur. Ülkemiz kendi koşullarında, kendi anlam ve değer sistemi içinde özgün bir eğitim modeli üretmeden yaratıcı bir karaktere kavuşamaz. Bu yönüyle dünyada popüler olan Radikal ve eleştirel eğitim felsefeleri; olumlu yönlerine rağmen uygulanabilen, yaygın, sürdürülebilir, gerçek hayatta karşılığı olan bir eğitim modeli üretememişlerdir. Diğer taraftan Davranışçılığın bazı eksik yönlerini kapatmaya çalışan ilerlemecilik, gerçeği bütünsel olarak temsil ettiği yanılgısına düşmüştür. Biz ülke olarak aksiyolojinin yani değerler,etik ve estetiğin hakim olduğu bir eğitim sistemine yoğunlaşmalıyız. Yerel değerlerini bilen,erdemli,evrensel ahlaki değerleri içselleştirmiş,sanat eğitimi almış,dürüst,duyarlı insanlar yetiştirmeyi hedeflemeliyiz. Ayrıca insan yetiştirmek demek sadece bilgi toplumunun ihtiyaç duyduğu becerilere sahip bireyler yetiştirmek değildir. Günümüz eğitim sistemleri "insan yetiştirmekten" ziyade küresel ekonominin ihtiyaç duyduğu becerilere sahip "birey yetiştirmek"tedir.

Dönüşüm Alanlarından Biri Olarak Eğitimin Yönetiminde Merkezi-Yerel Dengeyi Önermiştiniz…

Ben bu konunun eğitim yönetimi teorileriyle beraber esas liyakatle ilgili olduğunu düşünüyorum. Bakan Bey geçtiğimiz günlerde bu konuda çerçeveletilecek bir cümle söyledi. Ben onu soruyla yanıtlamak isterim. Bakan Ziya Selçuk’un çerçeveletilmesi gereken sözüne çerçeve soru: "Eğitimde ilişkileri ile bir yere gelmiş hala ilişkileriyle oralarda durup ve hala alınan kararları etkileyenler; yeteneğiyle bir yere gelecek eğitimcileri hangi yetenekle seçecekler?" Eğitimin yönetimini Bakan Beyin söyledikleriyle de kısaca tarihsel olarak da şöyle özetleyebiliriz: Yönetici atamanın sürekli değişen kariyerden ve ehliyetten uzak ölçütleri, müdür adaylarının eğitimle ilgisi olmayan ilişkilere yönelmelerine neden olmaktadır. Sendikalar ve siyasi örgütler okul müdürü atama konusunda fazlasıyla etkin görünmektedir. Okullar müdür dışında birçok güç odağının etkisi altındadır. Sendikalar,siyasiler,iş adamları,veli grupları okulları yönetilemez hale getirmektedirler. Bunun bir sonucu olarak,Bakanlığın atadığı müdürler,siyasetin temsilcisi gibi algılanabilmekte;müdürlüğe geliş yolları şaibeli olarak görülebilmektedir. On yıllardan beri okul, ilçe ve il örgütleri ile MEB merkez örgütü,sistemin doğasını bozacak ölçüde eğitim ve uzmanlık dışı mekanizmalar tarafından yönetilmektedir. Hangi öğretmenin hangi okula atanacağı,ücretli öğretmenlerin görevlendirilmesi,okul müdürünün,il ve ilçe MEM yöneticilerinin kim olacağı,okul formalarının kime yaptırılacağı konuları ne yazık ki ehliyet,liyakat dışı yöntemlerle yürütülmektedir.1970'li yıllardan beri sendikalar,il ve parti yöneticileri,milletvekilleri,okul aile birlikleri,hemşeri grupları,iş adamları,dernekler,vakıflar,daha birçok kişi ve kuruluş,okulu ve eğitim örgütlerini abluka altına almış durumdadır.On yıllardır her dönemde öğrencilerin nasıl etkileneceğine bakmaksızın herkes "kendi adamını" yerleştirme gayretinde görünmektedir. Bunun çocuklara nasıl zarar verdiği,ülkeyi hangi çıkmazlara götürdüğüyse,tartışma konusu dahi olamamaktadır. Farklı siyasi dönemlerde sırası gelenler aynı mekanizmaları giderek daha güçlü biçimde çalıştırmaktadırlar.(UEP)

Bu Genel Eğitim Yönetimi Saptamalarınızla Beraber Bakanın Özerk Okulu Güçlendireceğini Söylemiştiniz…

Evet, çünkü okul eğitime dair her şeyin yaşandığı sahanın kendisi. Sistemin en küçük birimi olan okulu, okulu merkeze alan bir yönetim anlayışıyla, özerk hale getirip güçlendirirsek, aslında bütün eğitim sistemimizi de güçlendiririz. Okullarımızın yerel ihtiyaçlara cevap verebilmesi ve karşılaştığı sorunlara hızlı ve etkili çözüm üretebilmesi için,özerk okul. Ama özerk okullarda dikey bir yapılanma yerine yatay bir yapılanma olmalıdır. Özerk okullar doğrudan hem MEB'e,hem il milli eğitim müdürlüğüne hem de eğitim bölgelerine bağlı olmalıdır. Okulları otopoyiyez sistemler örneğindeki gibi kendisini oluşturan öğelerin yardımı ile kendi öğelerini yeniden üreten bir sistem haline getirmeliyiz. Ancak özerk okul gibi yapılarla, okullarımızın ihtiyaçlarını doğru tespit edip,doğru zamanda doğru müdahalelerde bulunabiliriz. Okulu özerk hale getirmenin temel amacı;okulun içindeki tüm aktörlerin potansiyellerini açığa çıkarabilecekleri bir atmosferin temin edilmesidir. Ancak böylelikle öğrencilerin bütünsel gelişimini sağlar ve başarıyı artırırız. Ama bu konuda acele etmemeliyiz. Merkeziyetçi eğitim yönetiminden, okul merkezli yönetime ancak bir süreç sonunda geçilebilir.

Özerk Okulda Okul Müdürlerinin Rolü Nedir Hocam?

Aslında okul müdürlerini ve yardımcılarını bir dönüşüm alanı olarak eğitim liderliği başlığı altında detaylı olarak ele almıştık. Okul müdürleri "Veliden para alamazsın, ancak okulun bütün ihtiyaçlarını tedarik edeceksin." ikilemine hapsedilmemelidirler. Okulların amacı kimi zaman "Kazasız belasız akşamı etmek" olmamalıdır. Eğitimdeki değişimlerde okul müdürlerine ulaşmak 1 milyona yakın öğretmene ulaşmaktan daha kolay olacaktır. Okulların basit konularda "Ne olur ne olmaz merkeze soralım" diye merkeze sormaları, eğitimi bürokrasinin esiri haline getirmektedir.

Sadece okul müdürleri konusunda değil eğitimin tüm alanlarında yeni paradigmalara geçilmeli, yeni bakış açıları hakim kılınmalıdır. Bunun için de önce ortak bir eğitim dili oluşturmalıyız. Eğitimle ilgili kavramlar son derece kirlenmiş, siyasetin içinde boğulmuş ve gerçek anlamlarının dışında yanlış olarak kullanılmaktadır. Ve MEB uzun soluklu, dış kurumlardan beslenen, akademik referansları olan sağlam bir yol haritasına sahip değildir. Günü birlik politikalar, dış paydaşların eğitimi piyasalaştırması ve eğitimin doğasından uzaklaştırılması buna örnektir. Eğitimde AR-GE temelli yenilikçi uygulamalara yönelik yatırımlar artmalıdır. Eğitimde teknolojiyi herşeyin merkezine oturtarak, pedagojik sorunları teknoloji ile çözemeyiz, teknoloji eğitimde sadece destekleyici bir unsurdur. İstisnalar olmakla beraber genel anlamda, akademik camia gerçek eğitim sorunlarımızla ilgilenip eğitim sistemini besleyecek bir kültür yaratamamaktadır. Eğitim liderleri; bürokrasiye dayalı yönetici atamalarından ziyade, uzmanlığa-eğitime-veriye-performans ölçütlerine dayalı seçilmelidir. Eğitim lideri olacak herkes öncelikle tebeşir tozu yutmuş, sınıfın kokusunu almış yani öğretmenlik deneyimi sahibi olmalıdır. Eğitim lideri olacaklarda en az 5 yıl öğretmenlik yapmış olma, eğitim yönetimi yüksek lisansı yapmış olmanın üzerine çoklu değerlendirme kriterleri uygulanmalıdır. Okul müdür ve müdür yardımcıları eğitim liderliği rollerini yerine getirmelidir. Ben size kendi adıma Ziya Selçuk hiçbir şey yapmasa bile tek bir şey yapsa Bakanlığını çok iyi yapmıştır diyebileceğim bir şey söyleyeyim mi ?

Çok Merak Ettim ve Heyecanlandım, Neymiş Bu Kadar Önemli Olan Şey?

Okul müdür ve müdür yardımcılarının tüm bürokratik yazışma görevleri okullarda kurulacak okul sekretaryalarına devredilmelidir. Bakın okul yöneticileri bürokratik işlerle uğraşmaktan eğitim öğretimle uğraşamamaktadırlar. Ziya Hocanın tam anlamıyla okul sekretarya sistemini kurması bile inanın devrim niteliğindedir. Okul yöneticileri inanın şu an bunları okurken bile heyecanlanmaktadır, emin olun.

Ama eğitim liderliği dönüşüm alanında bahsettiğimiz üzere okul müdürlüğü de şu model merkezli olarak uzmanlaşmaya dayalı olmalıdır: Bir eğitim lideri olarak okul müdürünün uzmanlaşma gelişim süreci modeli farkında olan-gelişmekte olan-gelişmiş-geliştirici lider. Bir eğitim lideri her bir basamakta en az iki yıl görev yapmalıdır. Okul müdürlüğü yapmamış hiç kimse ne ilçe müdürlüğüne ne il müdürlüğüne ne de bakanlıkta herhangi bir göreve getirilmemelidir. Diğer taraftan okul müdür ve müdür yardımcılığı bir meslek olarak kabul edilip kadro sahibi olmalıdırlar. Böylece okul yöneticilerimiz her 4 yılın sonunda ben ne olacam deyip birilerinin kuyruğunda dolaşmak zorunda kalmazlar.

Ya Tüm Her Şeyin Ona Hizmet Etmek İçin Dizayn Edildiği Öğrencilerimiz…

Zaten tüm bu yapılanlar öğrenci merkezli bir eğitim yaklaşımını benimsemek için. Böylelikle öğrencilerimiz deneyim temelli bir yaşantıya girmelidirler. Oluşturacağımız yaşayan sınıflarda demokratik değerleri vurgulamalıyız. Rekabet yerine işbirliğini geliştirerek, öğrencilerimizi üst düzey zihinsel becerilerle donatmalıyız. Eğitimimizin amacı; küresel ekonominin yararı ve iyiliği değil, insanın ve çocuğun yararı ve iyiliği olmalıdır. Deneyim, yarar ve aktif yaşantı gibi kavramları ekonominin değil çocuğun yararı açısından öncelemeliyiz bu sistemde.

Yukarıda Sözünü Ettiğiniz Ahlak Temelli Eğitimde Adaleti ve Eşitliği Nasıl Konumlandırıyorsunuz?

Adalet, eşitlik ve özgürlük gibi kavramları pekiştirmek istiyorsak; etik kodlar üzerine kurulu bir eğitim sistemi inşa etmeliyiz. Yani eğitime erişimde eşitliği ve imkanlarda adaleti barındıran eğitim sistemi. Eğitimdeki eşitlik ancak adalet ile desteklenirse; erişim eşitliği ve çıktılarda eşitlik sağlanabilir. Eşitlik, etik,sosyal adalet gibi nitel kavramlar, eğitimdeki nicel göstergelerin temel destekleyicisi olmalıdır.

Ve Yine Sınavlar Bağlamında Ölçme Değerlendirmeye Bakış Açınızı Merak Ediyorum, Bu Yıl Oluşan Sınav Kaosunu Düşündüğümüzde…


Ölçme ve değerlendirme ile eğitimimizin kaliteli ve sürdürülebilir olmasını amaç edinmeliyiz. Herkes için sınav anlayıştan, herkes için nitelikli eğitim anlayışına geçmeliyiz. Öğrenci merkezli eğitim diyoruz ama öğrencilerin bireysel özellik ve yeteneklerine yönelik ölçümlere gerekli önemi vermiyoruz. Eğitimimizin ölçme, değerlendirme ve raporlamaları bağımsız kurumlar tarafından yapılmalıdır. Uluslararası sınavlara da önyargılı yaklaşmamalıyız. PISA,TIMSS,PIRLS ve TALIS gibi uluslararası değerlendirme programlarıyla ülkeler eğitim sistemlerini karşılaştırabilirler. Bu raporları tamamen kötülemek yerine; buralardan yararlanarak daha fazla değişken ve veri ile destekleyerek kendi standart değerlendirme programlarımızı üretmeliyiz.

Ölçme değerlendirme sonuçlarını, politika geliştirme ve karar süreçlerinde kullanabilmek ve işlevsiz bir veri yığını olmaktan kurtarmak için, MEB bu verileri istenen oranda dışarıya vermelidir. Ülkemizde akademik eğitimdeki ölçme değerlendirme çalışmaları daha ziyade istatistik kuramıyla sınırlı kalmakta ve istatistiksel yöntemler araç olmaktan çıkıp amaç haline gelmektedir.

MEB İstanbul’da Bir Eğitim Arama Toplantısı Yaptı Ve Kamuoyunda Tartışmalar Oldu, Siz Nasıl Görüyorsunuz Bu Toplantıyı ve MEB’in Eğitimi Yeni İnşa Etme Sürecini?

Eğitime dair yapılan her toplantı önemlidir ve hayati değerdedir. Diğer taraftan eğitim sadece MEB’in ve Ziya Selçuk’un derdi değildir, hepimizin derdidir. Bu tip toplantılar sen gittin ben gittimin ötesinde paydaşların bir arada olması adına önemlidir, tabi ki başka kimselerde çağrılabilirdi. Ama bu bir başlangıçtır. Demokratik devletler eğitimde "Yaptım oldu" demezler.Eğitimde "Paydaşların görüşü alındı ama biz bildiğimizi yaparız." yaklaşımı sergilenmemelidir. Önemli olan bu tip toplantılarda alınan kararların ne kadar uygulandığıdır. Tüm bu inşa sürecinde eğitim tarihimizden daha fazla yararlanmalıyız. Eğitimimizi birikimlilik üzerine inşa etmeliyiz. Tarihimize bakınca iyi örneklerin sürdürülemediğini görüyoruz. Oysaki eğitimin birikimlilik üzerine inşa edilmesi gerekir. İyi örneklerin sürdürülebilmesi için yasal,teknik, bürokratik önlemler almalıyız. Daha önceden de söylediğim üzere ilkelere bağlı kalmalıyız…

Ne Gibi İlkeler Hocam…


Bir defa hesap verebilirlik olacak. Eğitimde hesap verebilirliğiniz belirsizse böyle bir bürokratik yapıda kaliteyi denetleyemezsiniz. Bunun için kalite göstergeleri oluşturulmalı, kalite güvence sistemleri kurulmalı ve akredite kurumlar tarafından güvence altına alınmalıdır. Eğitimde hesap verebilirlik yetmez hesap sorma sorumluluğu da gerekir. Çağdaş dünya eğitiminde, kişiler veya kurumlar aldıkları kararlardan etkilenecek kişilere hesap verdikleri gibi, daha da ötesi paydaşların hesap sorma sorumluluğu da vardır. Sistemin bir bütünlük içinde ilerleyebilmesi için eğitim sistemindeki eğitim liderleri, genel müdürler, Millî Eğitim Bakanı diğer makamlara ve paydaşlara aldıkları kararlar ve süreçteki yansımalarıyla ilişkin hesap vermeli, şeffaf bilgi paylaşımında bulunmalıdır. Eğitimimizde "Doğru yapıyor muyuz" ve "Sonuçları elde etmenin daha iyi yolları var mı?" sorularına yanıt bulabilmek için; eğitim sistemimizin izleme-değerlendirmesini istenilen düzeye getirmeliyiz. Sistem ancak böyle kendini sürekli olarak yenilenip, evirebilir.(UEP)

Çok kaynaktan veri derleyen, kolay erişilen, kullanışlı, pratik ve harekete geçirici analizler sunan yazılımlar kullanarak, eğitim yönetimimize veri güdümlü bir çalışma kültürünü hakim kılmalıyız. Girdi,süreç,çıktı ve ürünleri kolay kontrol edebilmek için;eğitimde okul merkezli anlayışı temel almalıyız. Eğitimde "yönetim" ya da "yönetişim" ya da "hem yönetim hem yönetişim" konusunda tercihimizi yapmalıyız. Eğitimde insanların öznel dünya görüşlerine ait değerleri tüm topluma dayatmak çatışma alanları doğurur. Temel evrensel ahlaki ilkelerde herkesi buluşturabiliriz. Değerler eğitiminde bütün toplumun ortak değerlerini öncelemeliyiz.

Ekleyeceğiniz Başka İlke Var mı?

İlkelerle beraber eğitime dair şu şekilde genel bir bakış açısı oluşturmalıyız: Eğitimimizi bir gelecek düşüncesi üzerine inşa etmeli ve öğrencilerimizi varsaydığımız bu gelecek düşüncesine hazır olmak üzere yetiştirmeliyiz. Eğitimin ve öğretimin en üst hedefi "esnek yetkinlik" kazandırmak olmalıdır. Esnek yetkinlik; anlayarak öğrenebilmiş bilgi ve becerileri esnek ve yaratıcı biçimde farklı durumlarda kullanabilmektir. Eğitim sistemimiz on yıllardır kronik bir biçimde devam eden sorunları birbirinden bağımsız çözmeye çalışmaktadır. Bir tek Cumhuriyetin Kuruluş yıllarında eğitim sistemi bütünsel olarak yapısal bir dönüşüme tabi tutulmuştur. Eğitimdeki tüm alanlardaki değişiklikler eş zamanlı olarak diğer alanlardaki mevzuat bütçe,yönetim ve benzeri unsurları da etkiler. Eğitimin tüm alanları bir yapbozun tamamlayıcı parçaları gibidir, bir tanesi bile olmadan değişim eksik kalır. Sürekli öğrenen okullarımızda sürekli gelişen öğrenme yaklaşımları uygulamalıyız. Eğitimde sağlıklı bir ölçmenin olmadığı yerde değerlendirme, değerlendirmenin olmadığı yerde ise izleme ve gelişme olmaz.

Hocam Tüm Bu Bakış Açısıyla Beraber Radikal Olarak Niteleyebileceğimiz Sistemsel Değişim Olarak Öngörüleriniz Var mı?

Bir defa İlçe MEMler kaldırılmalıdır. İlçe MEMler kaldırılarak, bunların yerine bürokratik yapıları olmayan, ama sadece eğitimin kaliteli ve sürdürülebilir olmasını sağlayacak, okullarla daha etkileşimli, eğitim liderliği yapabilecek yapılar kurulmalıdır. Eğitimde genelde kriz yönetimiyle hareket ediyoruz. Tedbirleri sorunlar ortaya çıktıktan sonra alıyoruz. Kurumsal risk birimimiz olmadığından, simülasyon geleneğimiz bulunmadığından, çoğunlukla pilot çalışma yapmadığımızdan, risk yönetimi yaklaşımını uygulayamıyoruz. Oysaki eğitim risklerimizin önceden tanınması, etkisinin hesaplanması ve olabilirliğinin değerlendirilmesi ile birçok eğitim sorununu önceden engelleyebiliriz.

Öğrenme konusunda da radikal değişikliklere gitmeliyiz. Öğrencilerimize üst düzey düşünme becerileri kazandırıp tüm gelişimini, düşünme becerilerini ve mutluluğunu yaşam becerilerine dönüştürmeliyiz.(UEP) Her bir öğrenciyi tanıyarak, ona özgü öğretim programları oluşturup, sürekli izleyerek, öğretim sürecini bireyselleştirmeliyiz. Sınav sistemimiz eleme ve ölçmeye dayalı olduğu sürece hangi öğretim programını kullanırsak kullanalım, başarıya ulaşamayız. Eğitimde daha kalıcı öğrenme-öğretme yerine hızlı soru çözme tekniklerini öncelememiz sonumuzu hazırlıyor. Sınavlar sadece daha nitelikli bir öğrenme sürecinin aracı olabilir, tüm sistemin amacı olamaz. Sosyal yapılandırmacı yaklaşıma uygun olarak, öğrenme-öğretme ortamlarını işbirliğine, paylaşıma uygun çoklu öğrenme ortamları haline getirmeliyiz. Çocuklarımıza bilim ve teknoloji yeterlikleriyle bilgi için, yapmak için ve var olmak için öğrenmenin ötesinde birlikte yaşamayı öğretmeliyiz. Yeni eğitim sistemleri; öğrencilerin bütüncül gelişmelerini, iş gücü ve aktif rol alıcılar olarak hazırlanmalarını, bilimsel, eleştirel düşünme ve problem çözme becerilerini geliştirmeyi dayatmaktadır. Eğitimimizde çağdaş ve evrensel ile geleneksel ve yerel dengesini sağlamak zorundayız. Toplumumuzun ortak değerlerini önceleyen, evrensel etik değerleri bilen, tüm evrenle bütünleşmiş, bilgi aşkıyla yanan ve kendini gerçekleştirmeyi amaçlatan bir eğitim sistemi...

Hocam Son Olarak Ekleyecekleriniz Var mı?

Aslında bu konuda söylenecek o kadar çok şey var ki; ama şunu bilelim: Bu ülkenin her konuda eğitimden başka çıkış yolu yoktur. Konu sadece Ziya Selçuk’un meselesi değildir, mesele hepimizin meselesidir. Bu nedenle eğitimimizin daha iyi olması için sen ben demeden hepimiz omuz vermek zorundayız. Ancak eğitimle daha iyi ve daha güzel bir Türkiye’yi inşa edebiliriz ve BİRleşebiliriz. Türkiye Hepimizin Eğitim Hepimizin…