20 Mart 2017

Dünden Bugüne Diplomasi! 

+ A -

Paylaş

Başlık sizi şaşırtmasın ve yanıltmasın sakın! Bu konu boyumu ve boyutumu aşar. O nedenle dünden bugüne birkaç örnek vermekle yetinip aradan usulca çekilerek, yorumu siz değerli okur dostlarıma bırakacağım.

Halep’te başlayıp İstanbul’da devam eden “Celile” adlı romanımı yazarken sık sık gittiğim Suriye ve Halep’te önce arkadaş sonra dost olduğum pek çok kişiyle tanıştım. Bunlardan biri Halep’in köklü ailelerinden olan Jabri Ailesiydi. Zahir Jabri’nin kızı Muna Jabri Elsibei ve ağabeyi Hamid Jabri şu anda Beyrut’ta yaşayan dostlarımdır…

Bu girişi neden yaptım? Kitabımın yazılış sürecinde Dışişleri eski bakanı Vahit Halefoğlu’nun annesi Saniye hanımın da Jabri’lerin kızı olduğunu o zaman duymuştum. Şimdi gelelim gelişmeye…

10 yıl Bonn, daha sonra Moskova ve Beyrut büyükelçiliği yapıp Dışişleri Bakanlığı görevine getirilen Vahit Halefoğlu’nun diplomasi tarihine geçecek, hele de yenilere ufuk açacak pek çok sözü var. Arap dünyasını, o dünyaya hâkim olan bakış açısını, psikolojiyi çok iyi bilen Halefoğlu’nun sıklıkla vurguladığı tema şuydu; “Ortadoğu’ da Mısır’sız savaş, Suriye’siz barış olmaz.”

Diplomasinin tüm inceliklerini bilen, başarıyla uygulayan ve devleti temsil etmenin kurallarını özümseyen, ünlü diplomat maiyetindekilere sık sık şunu hatırlatır; “Araplar arasındaki ihtilaflardan uzak duracaksınız.” Çalışma arkadaşlarına sıklıkla şu öğüdü verirdi; “Hakta kuvvetli ama üslupta zarif olacaksınız.”

O günden bu yana derelerin altından çok sular geçtiğini biliyoruz. Hollanda’dan Almanya’ya, Rusya’dan Bulgaristan’a, Avusturya’dan Yunanistan’a gelinen yeri görüyoruz. Günümüze gelip birkaç örnekle yazıya nokta koyalım.

İçişleri bakanı Avrupa’yı tehdit ediyor; “Her ay 15 bin mülteci bunlara gönderelim de akılları şaşsın!”

Dışişleri Bakanı, Hollanda Başbakanı Rutte’ye; “Sen neyin lalesisin?” Rutte’den ses çıkmayınca bu kez Hollanda halkına; “Başbakanınız adam değil adam” diyor! Hızını alamayıp; “Bunlar ne kullanıyorlar bilmiyorum, ama sınırı aşmışlar” diyebiliyor. “Bunlar neden çıldırdı, kudurdu, ne istiyorlar” diye sorup, “Hazımsızlık varsa hazmetmeyi öğreneceksiniz” diye ders veriyor!

Avrupa’ya demokrasi dersi veren Erdoğan; “Sen benim baaayan bakanıma edepsizce davranışın hesabını vereceksin. Ben burada diplomasiyi konuşuyorum. Bu Helsinki ve Melsinki hikâyeleri var ya! Ey Rutte! Sen seçimi birinci parti olarak almış olabilirsin ama bilesin ki Türkiye gibi bir dostu kaybettin!” diye diplomatik bir dil kullanıyor. Ortalık toz dumanken Lahey’de büyükelçiyi arayanlara da; “Burada, sarayda, benim yanımda” diyerek büyükelçinin başdanışmanı olduğunu açıklıyor!

Bu güne kadar gerilimden beslenen hükümetin gerilimi artırmak, yaymak derinleştirmek için başvurduğu üslup ve yolları görünce benim aklıma da önce rahmetli Vahit Halefoğlu’nun diplomatik üslubu, sonra da MÖ (436-338) yaşayan Atinalı hatip Isokrates’in; “İktidardan daha zengin değil, daha şerefli ayrılmak gerekir” şeklindeki bilgece sözü geliyor.

Şimdi bu sözlerin üstüne benim ekleyeceğim her cümle fuzuli olmaz mı?