9 Nisan 2018

Siyasette yeni şeyler söylemek gerekir

+ A -

Paylaş

Öncelikle seçim barajını makul bir seviyeye çekmek gerekir. Demokrasi ideali tam temsilidir. Ancak büyük nüfusun tam temsili mümkün değildir. Bunun için nispi temsil Sistemi getirilmiştir. Nispi temsil de amaç halkın tüm görüşlerinin meclise yansıtılmasıdır. Seçim kanununun ana hedefi bu olmalıdır. Yani halkın tüm kesimlerinin mecliste temsil edilmesine imkân vermesi gerekir. Seçim kanunu bu anlamda parti ittifaklarına, seçim işbirliklerine imkân tanımalıdır.

2002 seçimleri, seçim kanunun temsilde adaleti sağalmadığının en çarpıcı örneklerinden; 2002 genel seçimlerinde seçmen sayısı 41.407.015, AKP’nin aldığı oy 10.848.704 idi. Bu sonuçlara göre AKP, seçmenlerin %25’nin oyunu alırken, mecliste temsil oranı % 66 oldu. AKP, %25 oy alarak, meclisin %66 sına sahip oldu. Yani seçim kanunu yüzünden milyonlarca kişi mecliste temsil edilemedi.

Buraya kadar olan kısım çoğu insanın ittifak ettiği düşüncelerdir. Seçim Kanunuyla yapılan seçimle halkın her kesiminin meclise yansıtılması tek başına yetmez. Mecliste temsil edilen düşüncelerin icra kurullarına da etki gitmesi gerekir. İster hükumette olsun ister muhalefette olsun halkın oyu ile seçilmiş vekillerin karar alma mekanizmalarında etkisi olması gerekir.

Bu söylediğim bilindik düşüncelerin dışında farklı bir şey. Yani hükümet kurulur, bakanlar kurulu oluşturulur. Bakanlar kurulu, yasa tasarılarını hazırlar ve hükümetin çoğunlukta olduğu meclise gönderir ve mecliste çoğunluğu temsil ettiği için bakanlar kurulu kararları aynı şekilde mecliste yasalaşır.

İşte bu sistemde demokrasi adına bir değişim yapmak gerekir. Sistemin daha demokratik hale gelmesi için yapılması gereken nedir? Öncelikle siyasi partiler kanunu tümden ele alınmalı ve parti başkanlarının tek başına temel kararları almaların önüne geçilmelidir. Parti başkanları, milletvekili adaylarını, belediye başkan adaylarını, parti yönetimlerini tek başına belirleme yetkisi kaldırılmalıdır.

Milletvekili adaylarının belirlenmesi sürecinde ya partinin seçmenleri rol almalı ya da seçimlerde bizzat seçmenler karar vermelidir. Seçmenler, hem oy vereceği partiyi seçmeli hem de bölgesindeki milletvekilinin kim olacağını da karar vermelidir.

Çok farklı bir söylem daha bir dile getireceğim. Bakanlar kurulu, hükümet üyelerinden oluşur ancak bu tam anlamıyla demokratik değildir. Çünkü milyonlarca insanın temsil eden milletvekilleri meclistedir ama karar mekanizmasında işlevleri yoktur. Bu nispi temsil sistemine de aykırıdır. Bakanlar kurulu, hükümet üyelerinden, kanunla belirlenecek miktar kadar muhalefetten de üyeler bulundurması gerekir. Yani kanunlar hazırlanırken, ülke yönetimi ile kararlar alınırken, milyonların temsilcisi olan muhalefet partileri de bunlardan haberdar olması ve katkı sunması gerekir.

Yine bakanlar kurulunda hükümet üyeleri, muhalefetten temsilcilerin yanında meslek odalarından da temsilciler olmalıdır. Meslek odaları da konusuna göre bakanlar kurulunda yer almalı, kanun tasarısının yapılış aşamasında düşüncelerini bizzat aktarabilmelidirler. Aynı şekilde sendika temsilcileri de bakanlar kurulunda bulunmaları gerekir. Yine sendikalar da bakanlar kurulunun gündemine göre yer almalıdırlar.

Bakanlar kurulu tamamen halka açık, tüm basının gözü önünde canlı yayında icra edilmelidir. Devletin sahibi olan halk devletin işleyişinden, kanunların yapım aşamasından bilgisi olmalıdır. Kanun tasarısı, hazırlandıktan sonra değil hazırlanma aşamasında fikir sahibi olmalı ve fikirlerini birçok kanaldan bakanlar kuruluna yansıtabilmelidir. Muhalefet aracılığıyla, meslek odaları aracılığıyla, sendikalar aracılığıyla ve basın aracılığıyla bizzat bakanlar kuruluna, yasalar yapılış aşamasında iletebilmeleri gerekir.

Yine demokrasiyi daha etkin kılmak ve halkın yönetime etkisini arttırmak adına yeni şeyleri söylemeye devam etmek gerekir.

Bunun başında yargı geliyor yargının bütün kurumlarına her aşamasında meclis, hükümet veya cumhurbaşkanı tarafından atama yapılmamalı. Anayasa Mahkemesi, yüksek yargı dahil olmak üzere hakim ve savcılar, barolar, avukat sendikaları, yargının bu tür bileşenleri kendi iç seçimleriyle oluşturmalı. Yargıya dışarıdan herhangi bir atama yapılmamalı. Yine Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu da yüksek yargı ve yargı mensupları tarafından seçimle oluşturulmalıdır. Yargıya hiçbir şekilde meclis, hükümet ve cumhurbaşkanın atama veya etki etmesi, yargı kurullarında bulunması doğru değildir. Bu güçler ayrılığı, yargının bağımsızlığına ve millet iradesine terstir. Yargı, millet adına yasama, yürütme kurum ve kişilerini yargılayacak kurumdur.

Yine üniversiteler ve yükseköğretim kurumu da aynı yargıda olduğu gibi tamamen kendi iç seçimleriyle dekanlarını, rektörlerini ve Yüksek Öğretim Kurum üyeliklerini kendi iç seçimlerle belirlemelidir. Üniversiteler kendi iç seçimleriyle rektörlerini seçmeli, tüm rektörler de Yüksek Öğretim Kurulu oluşturmalı, onlar da YÖK Yönetim kurulunu seçmeliler. Üniversite ve YÖK’e dışarıdan atama yapılmamalıdır.

Bir konuda kamuda israf konusu, özellikle makam saltanatı dediğimiz, makam harcamaları üzerinde düşünülmelidir. Makam araçları, konutlar, makam odaları, korumalar, danışmanlar, sekreterler bunlar baştan aşağı ele alınıp bazılarının tamamen kaldırılması gerekmektedir.

Kamu görevi görenlerin, kamu binalarında kendilerine özel alanlar olamaz. Bu nedenle makam odası diye bir kavram kabul edilemez. Çalışma ofisi vardır ve ofiste bütün çalışanlar aynı şekilde yer alır. Hangi makamda olursa olsun kimseye özel bir alan tahsis edilemez.

Kamu görevi görenlere, devlet işin gereği itibari ile ulaşımlarını sağlar ama hiç kimseye özel bir araç tahsis edilemez. Hele ki kamu görevi olmayanlara eş, çocuk, akraba gibi, kamu imkânı sunulamaz. Hangi makamda olursa olsun kamu ile ilişiği kesildikten sonra yani emekli olduktan sonra kamusal kamusal imkânlar sonlandırılır. Emekli olan kamu görevlilerine maaş, sağlık yardımı dışında kamusal imkân sunulmaz.

Yine Polisevi, öğretmenevi, orduevi çeşitli kurumların misafirhane, tatil bölgelerindeki dinlenme tesisleri gibi tesisler tamamen kaldırılmalı. Yerine kamu sosyal tesisleri olmalı. Bu tesislerde tüm kamu personelinin görev esnasında yaralanması sağlanmalı. Bunun dışında yine devlet toplantı, kutlama, tören gibi faaliyetlerini bu mekânlarda yapmalı.

Yine basın da tekrar ele alınmalı. Holdinglerin basın tekeline son verilmelidir. Gazeteler gazetecilerin, televizyon televizyoncuların olmalıdır. Basında tekelleşmenin önüne muhakkak geçinmelidir. Yine radyo televizyon Üst Kurulu basının kendi içinden seçimle belirlenmelidir. Basın üst kurulu, basın mensupları, basın sendikaları ve basın meslek odalarının oluşturacağı bir heyet tarafından seçilerek görev yapmalılar.

Yine bütçe rakamları halkın tamamının göreceği şekilde 24 saat açık şekilde yayınlanmalıdır. Halkın kendine ait parasını nereye, niçin harcandığını, anında görmesi sağlanmalıdır. Bütçe harcamalarında gizlilik diye bir kavram olamaz ve yine kimsenin şahsına özel harcama kalemi yaratılamaz. Hangi makamda olursa olsun bir kamu görevlisi tek başına attığı imzayla kamu parasını harcamaz. Hiçbir kimseye özel bütçe tahsis edilemez. Devlet adına yapılan her harcama kalemi, yargı denetimine tabidir, istisnası olamaz.