15 Nisan 2017

Son Çıkış ve “Beni Hatırlayınız”

+ A -

Paylaş

Çankaya’da Cumhurbaşkanlığı Köşkü Belgeler arşivinde yedi beyaz sayfa... Üzerinde Atatürk’ün el yazısı... Bazı sözcüklerin üzeri çizilmiş, yenileri yazılmış. Bu sayfalar, 29 Ekim 1933 günü, Cumhuriyet’in Onuncu Yıldönümü kutlanırken Ankara’da, Hipodrom’da milletine konuşan liderin elindeydi. Atatürk, geçen yılların muhasebesini yapıyor ve yapılacakları işaret ediyordu. Bu yedi sayfayı gece yazmıştı. Birinci sayfa: “Türk Milleti, Kurtuluş Savaşı’na başladığımızın on beşinci yılındayız” sözleriyle başlıyordu. İkinci cümle, “Bugün Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır. Kutlu olsun.” şeklinde devam ediyordu.

Son sayfada, son cümle: “Türk Milleti! Ebediyete akıp giden her on senede bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim. Ne Mutlu Türküm diyene!” sözleriyle bitiyordu. Bu son cümleden önce, Atatürk’ün sesinden duymadığımız, ancak kâğıda yazdığı şu sözler duygu yüklü, hüzünlü bir veda gibiydi: “Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: Beni hatırlayınız!” Atatürk, taslak olan yazısını düzeltirken, bu cümleye geldiğinde duygulanır. O anda, yanında bulunan Hikmet Bayur’un da etkisiyle, bu mutlu günde milletine veda anlamı vereceğini düşünerek bu cümlenin üzerini çizer ve törende okumaz.(1)

Son Ankara akşamlarından birinde arkadaşlarıyla birlikte sofradaydı. O geceye katılan Fahri Rıfkı Atay, eve dönünce defterine şunları yazdı: ¨Akşam sessiz ve neşesiz, o ve herkes kendi içine kapanmış ve büyük bir sırrın karanlığına gömülmüş olarak geçti. Fırtınadan sonraki deniz gibi, bitkin bir durgunluğu vardı. Dudakları güç oynuyordu. Şevk, onun bahçesine son yapraklarını dökmüştü. O kadar güzel ince dudaklarının o kadar tatlı ve ısıtıcı gülüşü, bir ıtır gibi uçmuştu. Baba Atatürk, arkadaş Atatürk, karındaş Atatürk, daha on yıl önce Omiros’un kahramanlarından daha destansı, altın saçlı, çevik ve kıvrak, o gencin hatırası, bir asırlık eski ve uzak bir hayale dönmüştü.¨

Cumhuriyetin elinde kaynak yoktu, para yoktu, kredi yoktu, yetişmiş insan gücü hiç yoktu, Osmanlıdan borç ve batık bir miras kalmıştı. Bu koşullarda işgal edilen vatanını kurtarmış, emperyalizmi ve işbirlikçilerini yenmiş, ülkesini tam bağımsız yapmış, milletini çağdaşlaştırmak, kadın-erkek eşitliğini sağlamak, halkını uyandırmak, kalkındırmak için devrimler gerçekleştirmiş, bir doğu ülkesinde demokrasinin kapısını açmış böyle bir lider hiçbir ülkenin tarihinde yer almadı.

Cumhuriyetin ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlamak için Afganistan’ı, Suriye’yi, Irak’ı, Yemen’i, Libya’yı gözünüzün önüne getirin.

Bu son çıkıştır ve teslim edilen kutsal emaneti, torunlarımıza, gelecek nesillere teslim etmek için son fırsattır…

¨Beni Hatırlayınız…¨

(1) Hikmet Bayur, Atatürk’ten Anılar, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1998; Milliyet.com.tr, 28.10.2010.