Gürbüz Evren

Gürbüz Evren

3 Nisan 2014

“Keşke annen babana o gece, olmaz başım ağrıyor diyeydi”

+ A -

Paylaş

Her seçimin ardından CHP’nin aldığı sonuçlar üzerinden değerlendirme yapmak, akıl vermek, yol göstermek, kavga, Kurultay, Genel Başkan değişikliği beklemek, AKP medyasının köşe yazarlarında gelenek oldu. İşi gücü bırakmış, “Kılıçdaroğlu gitmeli, bu yenilginin ardından o koltukta oturamaz” türünden yazılar döktürüyorlar.

Neymiş efendim, ülke demokrasisi için güçlü bir muhalefet istiyorlarmış. Sen seçimden önce CHP’yi yerden yere vur. Sonuçlar alınınca da, “Akil adam ve Madam” moduna geç. En büyük rakipleri CHP’nin iyiliğini ve seçim kazanmasını isteyecekler, biz de bunu yutacağız.

AKP iktidara gelmeden önce yazmaya başladığım uyarıları, önerileri, çalışma modellerini, aradan geçen 11 yılda hiç bıkmadan devam ettirdim. Daha çok CHP’li okudukça, bunları birbirlerine söyledikçe, kulaktan kulağa yayıldıkça, bir şeyler değişecek diye düşünüyorum.

Olması gereken şudur; Seçimlerin hemen ertesi günü, parti örgütleri toplanır, sonuçları değerlendirir. Eksikler, hatalar masaya yatırılır. Bir sonra ki seçimin stratejisi üzerinde konuşulmaya ve hazırlıklara başlanır. Kısacası, “Gerçek seçim çalışmaları, seçimlerin hemen ertesi günü başlar” ilkesi hayata geçirilir. Parti örgütleri, çaresizliğin, eşi ile tartışmamak için evde durmayan emeklilerin çay içip sohbet ettiği, parti içi dedikoduların yapıldığı ya da seçimlere kadar kapısı kilitli kalan yerler olmaktan çıkarılmalıdır. Örgütler, Parti üyelerinin evine gidip, çay, kahve içip kek yiyip, çekilen fotoğrafları facebook’ta “Çalışmalarımız, ev ziyaretlerimiz tüm hızıyla sürüyor” cümlesi ile paylaşıp, çalışıyormuş gibi gözükmekten kurtulmalıdır. Gençler de sadece bayrak, afiş asan, miting meydanı süsleyen, etkinliklerde oraya buraya koşturulan kitle olarak görülmekten vazgeçmelidir.

Aman yanlış anlaşılmasın. CHP’nin tüm örgütleri böyle demiyorum. Genelde hâkim olan anlayışı sergiliyorum. Yoksa tanıdığım, ziyaret ettiğim birçok parti örgütü var ki, sınırlı olanaklarla, büyük özveri ile her dönem yürekten çalışıyorlar.

CHP örgütleri parti içinde iktidar olmakla yetinenler ile değil, Türkiye’de iktidarı hedefleyen kadrolarla yola devam etmelidir. CHP, tıpkı kurucusu Mustafa Kemal Atatürk gibi Halkın yanına gitmelidir. Ama ne yazık ki halk sadece partinin ismindedir. Halkın büyük bir kesimi Siyasal İslam’ın hâkimiyet alanında kalmıştır. CHP işte bunun için ısrarla halka gitmelidir. Kılıçdaroğlu’nun insanüstü bir gayret ile halka gitmesi yetmez.

Hep yazıyorum, yine hatırlatacağım. Mustafa kemal, cahilliğin, din simsarlığının, işbirlikçiliğin, umutsuzluğun, yokluğun hâkim olduğu dönemde halka gitti. Yılmış, bıkmış, bunalmış, çaresiz ve kaderine razı olmuş halkın yanına Samsun’dan başlayarak her yerde gitti. Ben Çanakkale kahramanıyım, paşayım, şuyum, buyum demeden gitti. Ben söyleyeyim, emredeyim siz yapın demedi. Hep halkın arasında oldu. O Halka, Halk da Mustafa Kemal’e inandı. İşte bunun içindir ki Partinin adını Cumhuriyet Halk Partisi koydu.

Seçimden 1 gün önce gelen bazı mesajlar halkın yanına gitme konusunu bana bir kez daha düşündürdü. “Sevgili CHP üyesi arkadaşım, 30 Mart seçimleri hayati önem taşımaktadır. Sandığa git ve oyunu kullan” şeklindeki mesajları gönderenleri tanımıyorum. Görsem onlara şunu söylerdim, “Eğer CHP’ye üye isem, zaten oy kullanma sorumluluğum vardır. Adı üstünde üyeyim kardeşim üye. Zamanını ve paranı zaten oy verecek üyelere harcamak yerine, AKP’nin hâkimiyetindeki alanlara gidip, 1-2 kişiyi ikna et.” Ama biliyorum ki, bunu diyeceğim kişilerden, yaptığı işin önemini anlatan uzun nutuklar dinlerdim.

Bu seçimlerde de, tıpkı daha öncekilerde olduğu gibi hile, şaibe, usulsüzlükler yaşandı. Bunlar bilinmedik şeyler değil. Ancak bu kez durum çok farklı. CHP’nin onbinlerce oyu hiç edilmek isteniyor. Ama burada bir sorunu da dile getirmekte fayda var. Ankara’da bizzat gidip gördüğüm birçok sandıkta, sayımların yapıldığı ve tutanakların imzalandığı saatlerde CHP yetkilisi yoktu.

Bunu niye anlatıyorum, çünkü birileri “Üye arkadaşım git oyunu kullan” diye mesaj atıyor, ama diğer taraftan oylara sahip çıkılmasında eksiklikler yaşanıyor. Oysa yıllar önce halkın yanına gidecek, AKP’ye bölgeleri dar edecek çalışmayı başlatmış olsaydık, bugün başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok yerde en az 4-5 puan önde seçimleri kazanır, oyların peşine düşmek zorunda kalmazdık.

AKP’nin 22 Mart’taki Ankara mitinginin ardından 24 Mart’ta Keçiören’deki mitingini de izledim. Alandakilerin düşüncelerini öğrenmeye çalışırken, 70 yaşlarında bir teyzenin söylene söylene, kalabalığı arasında geçmeye çalıştığını gördüm. Yanından geçtiği insanlar sinirlenmiş bir halde teyzenin arkasından bakıyordu. Ne söylüyor diye sorduklarımdan, kadın bunamış yanıtını aldım. Alanın dışına çıkıp, bir sokağa sapan yaşlı kadına yetişip, “Teyzeciğim. Ne söylediğini merak ettim” dedim. “Sen de onlardan mısın” diye sorunca, yemin billah ettim. Tamam, sana inandım dercesine yüzüme baktı. Ardından, aklıma her geldiğinde gülmekten katıldığım şu sözleri söyledi; “40 senedir burada otururum. Bu adamı sevmediğimi her yerde söylerim. Miting alanından geçerken kendimi tutamadım, ‘keşke annen babana o gece, olmaz başım ağrıyor diyeydi de, sen olmayaydın’ diye söyleniyordum.”