11 Temmuz 2018 09:14

Erdoğan'dan 'o yazarı kov' telefonu!

Erdoğan'dan 'o yazarı kov' telefonu!
Mehmet Y. Yılmaz, yazdığı bir yazının ardından Recep Tayyip Erdoğan'ın Aydın Doğan'ı arayarak kovulmasını istediğini anlattı.
+ A -

Paylaş

Kuran okunarak açılan 30 Ağustos resepsiyonunun ardından 6 Eylül 2017 tarihinde yazdığı "Resepsiyonu Kuran-ı Kerim ile açmak" başlıklı yazısının ardından hürriyet 'teki yazıları önce azaltılan Mehmet Y. Yılmaz, hürriyet 'teki yazılarına Recep Tayyip Erdoğan 'ın Aydın Doğan 'ı aramasının ardından ara verilidiğini T24 sitesinden Hazal Özvarış'a anlattı.

Yılmaz'ın söyleşisinde ilgili bölüm şöyle:

Siz uzun bir dönem, 7 Eylül 2017’ye kadar iktidarı eleştiren yazılar yazabildiniz. Bu nasıl mümkün oldu?

Yazdım valla, kimse de bir şey demedi.

Kimse uyarıda bulunmadı veya sizin işten çıkarılmanız için baskı yapılmadı mı?

Yazı işlerinin uyarısıyla bazı düzeltmeler yaptığım olmuştur, hiç kuşkusuz. “Bu ifade çok ağır, bunu yumuşat” diye yayın veya yazı işleri müdürünün uyarısıyla düzelttiklerim olmuştur. Onun dışında ben bildiğimi yazdım ta ki 7 Eylül’e kadar. O tarihte de 30 Ağustos resepsiyonundaki Genelkurmay Başkanı’nın eşinin başını örtmesiyle ilgili tartışmalar üzerine bir yazı yazdım. O yazı üzerine Aydın Doğan’ı Recep Tayyip Erdoğan aradı. Ve ben onun öfkesini yatıştırmak için yazılara ara vermiş oldum. Ama bir daha da başlayamadım.

Erdoğan arayıp Doğan’a ne dedi, biliyor musunuz?

Kuran-ı Kerim’in okunmasına karşıymışım gibi şeyler.

Ve işten çıkarılmanız mı talep edilmiş?

Evet.

Hemen mi?

Herhalde hemen. O kadarını bilmiyorum, sormadım da doğrusu. Çünkü Aydın Doğan bu nedenle çok üzgündü, ben de “Üzülmeyin, boş verin. Bir süre bir şey yazmayım” dedim, öyle kaldı.

Size ‘yaz’ diyen olmadı mı?

Olmadı, ben bir iki sefer “Başlayım mı” dediğimde de yayın müdürü Fikret Bila “Şimdi değil” dedi ve öyle kaldı.

NE YAZMIŞTI?

Mehmet Y. Yılmaz, 2017 yılındaki 30 Ağustos resepsiyonunun ardından yazdığı yazıda resepsiyonu şu satırlarla eleştirmişti.

SARAY’daki 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarından iki görüntü kaldı.

Birisi, Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın, Cumhurbaşkanı önünde bel bükmesi, diğeri Genelkurmay Başkanı’nın eşinin başını örtmesi.

Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın tutumu, Türkiye’nin nereye gitmekte olduğunun bir göstergesi.

O da biliyor ki artık yargı bağımsız değil, tek patron var ve o tek patrona bağlılığını göstermek kendisi için daha hayırlı olacak.

Onun için ondan ABD’li yüksek yargıçlar gibi davranmasını beklememek gerek, çünkü konumu onlar gibi değil.

Genelkurmay Başkanı’nın eşinin başını örtmesi konusuna gelince: O sırada Kuran–ı Kerim okunuyor ve buna inanan bir kadının başını örtmesi son derece normal bir durum.

Anormal olan şey, bir milli bayramın kutlaması için verilen resepsiyonda Kuran–ı Kerim okunması.

Milli bayramlar, adı üzerinde her türlü inançtan bağımsız olarak kutlanması gereken ve bize aynı tarihi ve ortak geçmişi paylaşan bir millet olduğumuzu hatırlatan günlerdir.

Bu millet içinde dini İslam olmayanlar da var. Bakmayın “Nüfusunun yüzde 99’u Müslüman” denmesine. Kaldı ki öyle bile olsa geride hâlâ yüzde bir kalıyor, bu bayram onların da bayramı.

Ve böyle bir bayramı dini törene çevirmek tartışılması gereken bir tutum.

Günün birinde Cumhurbaşkanlığı’na bir Hıristiyan ya da Yahudi seçilse, ki seçilebilir, anayasal bir engel yok buna, töreni papaz ya da haham mı yönetecek?

Cumhurbaşkanı inancı gereği 30 Ağustos vesilesiyle şehitlerin ruhuna Kuran–ı Kerim okutmak isteyebilir, bu da normal.

Bunun yeri cami olmalıydı, 30 Ağustos resepsiyonunun verildiği salon değil.

Bu ülkenin Anayasa’sı, cumhuriyeti “laik ve sosyal hukuk devleti” olarak tanımlıyor.

Laik bir devletin törenleri de laik olur. Dini ritüellere, dini gösterilere yer yoktur.