• BIST 107.202
  • Altın 145,420
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 22 °C

Lobna Allamii: Özgürlükler için oradaydım

Lobna Allamii: Özgürlükler için oradaydım
Gezi direnişinde 30 Haziran günü Taksim'de başından vurulan Lobna Allamii konuştu.

Ayşe Deniz / Odatv.com -  Benim adım Lobna Allamii… Ben Türküm. 20 yıldır Türkiye’de yaşıyorum. Babamız Ürdünlü, annemiz Türk. Anneannem Eminönülü Fatma Gülfidanağa, 14 yaşında babasıyla Filistin’e gitmiş. Babası Osmanlı Valisi. O yıllarda Filistin de Osmanlı toprağı, babası hastalanıp ölüyor anneannem de ortada kalıyor ve Çerkez dedemle evleniyor. Çocukları oluyor. 1948’de mültecilerle Ürdün’e göç ediyorlar. Seneler sonra anneannem tekrar yurda döndü ve burada öldü mezarı bile bu topraklarda.

Benim adım Lobna Allamii, kardeşime göre ben şöyle bir insandım; idealist ve duygusal. Seyahati sever, ata biner, yüzer, dalar, sky diving yapar ama uçaktan korkar. Ormanlarda çöp toplar, sahil temizler, sokaktaki yaralı kedileri veterinere götürür, onları iyileştirir, yedirir, içirir … Merhametlidir, yaşlılara kıyamaz, çocukları çok sever ama nerede haksızlık varsa orada sesini yükseltir. Gazze’de Filistinlilere haksızlık yapılırsa Lobna burada açlık grevine girer … Tunus’ta bir adam kendini yakar Lobna burada ağıtlar yakar.

Benim adım Lobna Allamii, ODTÜ felsefe bölümü mezunuydum, üç dil biliyordum, okumaktan, yazmaktan hoşlanıyor, müzik yapıyordum… Gezi’den birkaç ay önce Berlin’de çalışmaya başlamıştım, vizemi uzatmak için İstanbul’a geri döndüm. 31.06.2013 günü Taksim’de Gezi için yapılan oturma eylemine katıldım.

Benim adım Lobna Allamii, beni o gün Taksim’de kafamdan vurdular…

Lobna o gün Taksim’de kafasına isabet eden gaz fişeği ile yaralandıktan sonra uzun süre yoğun bakımda yattı, ailesine yaşama şansının yüzde yirmi olduğunu söylediler. “Yaşasa bile, pek çok sıkıntı çıkabilir. Yürüyemeyebilir, hatta ömür boyu solunum cihazına bağlı kalabilir” dediler. O herkesi yalancı çıkarttı… Ayağa kalktı, yürüdü, konuştu … Hayata dört elle tutundu. Şimdi, biraz zorlansa da okuma yazmayı tekrar öğreniyor, uyandığında kendini unutmuş olarak bulduğu İngilizceyi tekrar çalışıyor, sırada yine hatırlayamadığı ana dili Arapça var…

Gezi’nin bize emaneti, cesur, güçlü ve güzel kadın Lobna ile sizler için konuştum…

Ayşe Deniz: Lobna, ilk önce herkesin cevabını en çok merak ettiği soruyu sormak istiyorum sana… Nasılsın, sağlığın ne durumda?

Lobna Allamii: Şimdi vurulduğum zamana göre yüzde seksen daha iyiyim. Sağ tarafım felçti, hiç konuşamıyordum. Şu an geriye kalan bir baş ağrısı… Bir de okuma ve yazma hala tamamlanmadı. Yazarken kelimelerin sonunda çok fazla ek olunca zorlanıyorum. Okurken de kelime atlayabiliyorum, geri dönüp tekrar okuyorum.

- Peki yabancı diller ne durumda? Sen, yanılmıyorsam üç dil konuşuyordun.

Evet, anadilim Arapça. İngilizceyi zaten çok küçük yaşta okula başlamadan önce öğrenmiştim. Ben 15 yaşındayken İstanbul’a taşındık, burada da Türkçe öğrendim.

Hastanede uyandığım zaman etrafımdaki herkes Türkçe konuşuyordu, o yüzden ilk önce Türkçe konuşmayı öğrendim. Daha sonra Danimarka’ya gittim orada İngilizce derslerine başladım. İngilizcem o şekilde ilerledi ama maalesef Arapçaya tekrar başlayamadım. Arapçayı çok az konuşuyorum, bir tek annemle konuşuyorum, o yüzden Arapçam hala pek iyi değil.

UYANINCA “LOBNA’YA NE OLDU?” DİYE GOOGLE’DA ARADIM

- BBC’ye verdiğin röportajı seyrettim ve orada bilgisayardan vurulma anını izlediğini gördüm. Buna nasıl dayanabiliyorsun, zor olmuyor mu?

Ben hastanede ilk uyandığım zaman yanımda küçük bir laptop’um vardı. Onu sürekli istemişim herkesten, doktorlardan… Doktorlar verin tabii ama kullanamaz demişler. Ben almışım bilgisayarı ve şak diye şifremi girip açmışım. Herkes şok geçirmiş. Uyandıktan iki hafta kadar sonra da google’da aramaya başladım “Lobna’ya ne oldu?” diye ve buldum… Vuruluşumu ilk seyrettiğim zaman henüz tam olarak o kişinin “ben” olduğumu idrak edemiyordum. Hatta annemle kardeşimi çağırıp, “bakın, bakın kıza neler olmuş “ demek istemiştim ama konuşamıyordum o zamanlar. Annemle kardeşim izleyemediler zaten. Sanırım ben biraz “seyirci” gibiydim o anlarda olaya, dışardan, uzaktan bakıyordum. Bu nasıl bir inat bilmiyorum ama birkaç kere izledim. Sonra da alıştım zaten …

-Neden gittin peki Gezi’ye? Mesele sadece üç beş ağaç mıydı?

Kesinlikle değildi, üç beş ağaç için olur mu hiç? Ben en başından beri bir sürü şeye karşı çıkıyordum. Ben üçüncü köprü için oradaydım, tüm yıkılan Tarlabaşı için oradaydım, LGBT hakları için oradaydım, hızla betonlaşan şehirler, yok edilen çevre için oradaydım. Fakirleri gettolara sürüp zenginleri şehre yerleştiren zihniyete karşı olduğum için oradaydım. Özgürlükler için oradaydım…

-O gün neler yaşandı?

Biz arkadaşlarımızla birlikte oraya gittik, yanımızda bir milletvekili de vardı. Sırrı Süreyya Önder, korkmayın çocuklar bir şey olmaz dedi. Korkmuyorduk da zaten. Son derece masum bir eyleme gidiyorduk. Benim kafamda kask, gözümde gözlük bile yoktu. Üzerimde bir şort vardı, sırtımda da bir sırt çantası… Ben vurulduktan sonra içine bakmak için çantamı almışlar zaten. İçerisinden müzik CD’leri ile birkaç kitap çıktı.

“Ne olabilir ki, en fazla bizi döverler “ diye düşünüyorduk. Polisler saldırmaya başladığında hepimiz birden yere oturduk. Sonra gaz miktarı çok fazla çoğaldı, yanımdaki arkadaşım fenalaştı. Onu uzaklaştırmak için kaldırdım, tam bariyerleri aşarken düşmüşüm… Gerisi yok…

“Bizi vuracak halleri yok ya…” demiştik hatta… Ama öyle değilmiş, vurdular…

-Peki koma ve hastalıktan sonra hayata bakışın ne şekilde değişti? Hayat felsefende farklılıklar görüyor musun?

Ben hala bir sürecin içerisindeyim. Benim hastalığım hala bitmedi, o yüzden henüz onu algılayabilecek durumda olduğumu düşünmüyorum. Ben ODTÜ felsefe mezunuyum ve hayatım boyunca kendimi konuşarak ve yazarak ifade ettim oysa, artık ikisini de yapamıyordum. Kendimi ifade için yeni yöntemler buldum. Seramik yapmak, resim yapmak gibi…

Çok zor zamanlarım oldu, bunalıma da girip çıktım tabii ama bir yandan da ben vurulduktan sonra hayatımda çok güzel şeyler de oldu. İnsanlar beni tanıdılar, sevdiler, hayat normal akışında gitse belki de asla bir araya gelemeyeceğim insanlarla tanıştım. Sokaklarda beni tanıyıp da sarılıp ağlayanlar oldu. Ben teselli ettim onlar “ağlamayan ne olur, ben iyiyim, geçecek bu...” diye. Kampanya yapıldı tedavi masraflarım için, herkes destek oldu o kampanyaya.

Ben komadayken kardeşim hastaneye gelen herkesi kameraya çekmiş ve ben uyanınca onları seyrettim. Sanırım beni ayakta tutan da, güçlü yapan da o sevgi oldu. Sevgi ne kadar önemli bir şeymiş. Bazen beni uyandıranın şeyin bile insanların o sevgisi, şefkati ve pozitif duyguları olduğunu düşünüyorum. Başıma bu gelmeseydi bu sevgiyi yaşayamayacaktım.

-Yaşadıklarından dolayı kime kızgınsın? Ya da daha doğrusu birisine kızgın mısın?

Ben açıkçası hiç beni vuran fişeği atan polisin peşinden gitmeyi düşünmedim. Çünkü o insanlar çok az paralar alıp çok fazla çalışan insanlar. Bu insanlar eğitimsiz insanlar ve sonuçta “emir” alıyorlar. Bana yaşatılanların suçlusu 18 yaşında bir polis değil. Emri kim verdiyse suçlu o …

-Sen hayatta kaldın Allah’a şükür. Peki hayatını kaybedenler için ne düşünüyorsun?

Ben uyandıktan sonra duydum her şeyi. Ben komadayken Berkin’i de getirmişler hastaneye. Uyandığımda çok yanına gitmek istedim ama doktorlar istemediler. Zaten bana caddeye bakan bir oda da vermemişlerdi. Arkadaki parka bakıyordu odam. Taksim’de bir hastanedeydik sonuçta ve Gezi devam ediyordu. Birkaç kere benim yattığım oda da gazla doldu. Doktorlarım ve annemle kardeşim daha fazla travma geçirmemem için beni korumaya çalıştılar.

Uyanınca hep Berkin de uyanacak diye düşündüm, öyle hissettim ama o uyanamadı… Çok üzgünüm...

ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI OLDU, BEN DE BU ÜLKEDEN VAZ GEÇTİM

- Ayşe Arman’ın seninle yaptığı röportajda “Gezi yine olsa yine giderim “ demiştin. Bugün, hala öyle düşünüyor musun?

Ben buradan artık kaçmak istiyorum. Buraya ait olmak istemiyorum. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ben Danimarka’daydım, sırf oy vermek için Türkiye’ye geri döndüm. Oysa herkeste bir bıkkınlık vardı, bir çaresizlik vardı, kimse tatilden dönüp de oy kullanmak bile istemiyordu. Sonra da Erdoğan Cumhurbaşkanı oldu zaten ve ben bu ülkeden vazgeçtim. Daha doğrusu yüzde ellisinden vazgeçtim. Keşke beni destekleyen, beni seven, anlayan, hep yanımda olan o güzel insanları da alıp götürebilsem benimle. Hepsini çok özlüyorum, hepsini çok seviyorum, özleyeceğim… Çok yalnız kalacağım biliyorum ama burada yaşamak artık benim için çok zor.

“Ben Lobna Allamii, kardeşimin söylediğine göre kedileri seven duygusal bir insanmışım.

Beni polis Taksim’de vurdu.

Beni vuranlara emri kim verdi?”

Not: Fotoğraflar için Özgür Güney’e, girişte bir kısmını kullandığım metin için Oğuz Altınbaş’a teşekkür ediyorum.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.