• BIST 107.202
  • Altın 145,447
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 19 °C

'İçi boş diziler devri'

'İçi boş diziler devri'
Ekranlarda reyting rekorları kıran dizilere imza atan senarist Tomris Giritlioğlu’na göre, televizyon dünyasında, tarihin en kötü dönemi yaşanıyor.

MURAT ŞEVKİ ÇOBAN / Taraf - Televizyon, toplumun bir yansıması olarak kabul edilebilir. Peki toplumdaki değişim, televizyon ekranlarına nasıl yansıyor? Bugün nasıl bir seyirci kitlesi var? İnsanlar, nasıl diziler izlemek istiyor? Dizilerin hikâyeleri de değişti mi? Ezcümle televizyon, nasıl bir Türkiye yansıtıyor? Tasarladığı projelerle uzun yıllardır ekranları zenginleştiren Tomris Giritlioğlu ile televizyon dünyası, dizilerin durumu ve değişen seyirci kitlesi hakkında konuştuk. Söz, Giritlioğlu’nda.

Bugün televizyon dünyasını nasıl buluyorsunuz?

Açıkçası bugünün televizyon dünyasını kendime epey uzak buluyorum... Oldukça karmaşık, belirsiz, hatta ürkek bir dönemden geçiyor televizyonculuk. Yöneticiler, yapımcılar, yazarlar ve fikir tasarımcıları, yeni denek grubunu çözümlemeye çabalıyorlar. Elbette bu çabaya kendimi de dâhil ediyorum. İki gün önce bir gazetede okudum: Son bir buçuk ayda 16- 17 dizi yayından kaldırılmış. Bu da gösteriyor ki, bazı kanallar deneme yanılma sistemini uyguluyorlar... Şunu rahatlıkla söyleyebilirim; televizyon, benim tanıklık ettiğim en kötü dönemini yaşıyor.

Yeni reyting sisteminin etkisi nedir?

Televizyon dünyasına profesyonel olarak girdiğimden bu yana üç ayrı denek grubu ile karşılaştım: AGB, SBT ve şimdi de TNS. TNS reyting sistemi, televizyona dair alışık olduğumuz bilgileri alabora etti aslında. AGB sistemine göre CD kategorisinde yer alan seyirciler, TNS sisteminde AB kategorisinde değerlendiriliyor; kanımca en önemli değişim de bu.

Ne demek bu?

AGB, seyircileri eğitim durumuna göre sınıflandırıyordu. Yeni sistemde ise seyirci sınıflandırması, gelir düzeyine göre yapılıyor. Fakat Türkiye’de maddi kazanç ile eğitim düzeyi, bildiğiniz gibi eşdeğer değil. Son yıllarda sermayenin el değiştirdiğini de hesaba katarsak; ana kriteri eğitim değil, gelir düzeyi olan bir seyirci kitlesi reytinglere hâkim oluyor.

TELEVİZYON DİZİLERİ,SÖZÜ VE DERİNLİĞİ OLMAYAN HİKAYELERE YÖNELDİ

Ana kriterin eğitim değil, gelir düzeyi olması nasıl bir seyirci kitlesi oluşturuyor?

Tutan diziler üzerinden nasıl bir yeni seyirci kitlesi oluştuğunu, nasıl bir değişim yaşandığını konuşabiliriz. Ben bir hafta boyunca oturdum, bütün reytingleri inceledim, bütün dizilere baktım. Hangi dizi tutuyor, hangi işler başarılı oluyor diye... Eskiden dizileri bu kadar incelemezdim, çünkü kendimizden emindik. Bir projeyi okuduğum zaman, “Bu tutar, bu tutmaz” diyebilecek aşamaya geldiğimi düşünüyordum. Şimdi tutan dizilere baktığımda; daha muhafazakâr, daha varlıklı, daha kolay ve hızlı akan hikâyeleri izlemek isteyen sabırsız bir seyirci profili var. Dolayısıyla da, televizyon dizileri sözü ve derinliği olmayan hikâyelere yöneldi.

Neden kaynaklanıyor bu durum?

Televizyon kumandasının, kadın seyircilerden ailedeki genç seyircilere geçtiğini düşünüyorum. Genç seyirci de sabırsız ve gerçekten aşk peşinde. Star sistemine aldırmıyorlar. No name, seslendirme yapılan oyuncuları hemen kabul ediyorlar. Bir yandan da bugünkü televizyon seyircisiyle Yeşilçam seyircisi arasında büyük bir tanışıklık olduğunu düşünüyorum. Seyirci, Yeşilçam’da gördüğümüz basit ve romantik konuları, o masalsı tadı ve içtenliği arıyor olabilir. Kim bilir?

Sistem değişti, seyirci değişti. Peki, televizyon kanalları?

Varlıklı ve muhafazakâr kesimin güç kazanmasıyla, televizyon kanalları da bir değişime uğradı. Eskiden sansür sadece kanalların kendi içinde ve çok az uyguladıkları bir şeydi. Şimdi sansürün boyutları, sistemi değişti. Daha korku salan bir toplum hâline geldik. Demokratlaşalım derken, korku üreten bir toplum olmaktan dolayı ben çok derin bir hayal kırıklığı ve üzüntü içerisindeyim. Bu değişimin izlerini televizyonda da görebiliyoruz elbette. Televizyonun hitap ettiği kitlenin değişmesiyle birlikte temalar da değişti. Bugün seyirci, kendisiyle ya da tarihî gerçeklerle yüzleşmekten yana değil.

Her zaman böyle değil miydi?

Değildi. Öyle olsaydı, “Çemberimde Gül Oya,” “Hatırla Sevgili,” “Bu Kalp Seni Unutur Mu” hatta “Kayıp Şehir” olmazdı. Televizyon, cesaret işidir. Türkiye’de özel kanallarda dönem dizisini yapan ilk ekibiz. “Kurşun Yarası” adlı bir diziydi. Çalışmaya başladığımızda herkes “Sen deli misin, özel kanalda dönem işi tutmaz” diyorlardı... Yanıldılar. Dizi ikinci bölümden itibaren gün birincisi oldu ve özel kanallar da kapılarını dönem dizilerine açtı. Oysa bugün, gene kapatmış görünüyorlar.

TOPLUM KABUK DEĞİŞTİRDİ, DİNDARLAŞTI. BU KABUK DEĞİŞTİRMEYİ ANLATACAK BİR 90’LAR VE 2000’LER DİZİSİ YAPMAK İÇİN ÖLEBİLİRİM

Sizce bugün dizilerde eksik olan ne?

Derinlik eksik bence. Şuan yayınlanan ve tutan dizilere baktığımda bir sözü olan, derinliği olan bir yapım göremiyorum. Yerel olmaya ve bu toprakların hikâyelerini anlatmaya ihtiyaç var. Bence televizyonun temel işlevi, biraz da seyirciyi eğitmektir. Bu topraklardan bağınızı koparmamanız ve yerellik peşinde koşmanız gerekiyor bence.

Bir yandan da adeta kanal enflasyonu var, değil mi? Seçenekler çok aslında...

Televizyonun en önemli seyirci kitlesi, “Others” denilen kategoriye kaydı. 190 dakikaya kadar çıkan dizilerin sektöre de çok darbe vurduğunu düşünüyorum. Bugün yorgun bir seyirci ile karşı karşıyayız. İçi boş, masalımsı hikâyelerden hoşlanmayan seyirciler, haber kanallarına ve tartışma programlarına yöneldi. Dizilerden bunalan bir kesimse eğlence programlarına gitti. Böylece dizilerin alanı kısırlaştı. Bir süre sonra dizilere ne olacağını kestirmek güç.

Sizce ne olabilir?

İki öngörüm var: Ya kanallar her gün bir dizi yayınlamaktan vazgeçecek ve programlara yönelecekler. Ya da bu uzun süreli dizilerden vazgeçecekler. Bu kadar uzun diziler, aynı zamanda tüketen, emen, sömüren, yok eden bir şey. Çözüm bence altı- 13 bölümlük ve en fazla 60 dakikalık, diziler yapmakta. Ben TRT geleneğinden geliyorum, TRT’ye girdiğimde en fazla 6 bölümlük, 35 milimetreyle çekilen diziler yayınlanırdı. Eninde sonunda yine TRT’nin tek kanalken uyguladığı sisteme dönüleceğini düşünüyorum. Doğrusu da budur. Başka kurtuluş yolu yok bence.

TOPLUM KABUK DEĞİŞTİRDİ BUNU ANLATMAK İSTERİM

Bugün toplumu anlamak için nasıl bir hikâye gerekiyor sizce?

Eğer bir kanal cesaret edebilirse, Doğu’da yaşananları anlatmak isterim. Beni, Tanpınar sevgisinden beri Doğu çok çekiyor. Şuanda da çok yoğun bir çatışma var, bunu anlatabilmeyi, bugüne nasıl geldiğimizi gösterebilmeyi çok isterdim. Benim en çok yapmak istediğim şey ise; 80 sonları, 90’lar ve 2000’leri anlatabilmeyi çok isterim. “Hatırla Sevgili”deki gibi, danışmanların da katkısıyla bir 90’lar ve 2000’ler dizisi yapmak için ölebilirim. Tam sansürsüz yapmak galiba çok zor ama beş cümleye sansür koysalar razıyım 2000’leri anlatırken. Bu dönem, bir toplumun kabuk değiştirmesi aslında. Bunu her taraftan anlatabilirseniz...

Anlatabilirseniz... Nasıl bir dizi çıkar ortaya?

Şimdi bütün bir toplum kabuk değiştirdi, dindarlaştı. Ama 2000’lerdeki bu kabuk değiştirmeyi anlatırken, 1930’lara değinmeden başarılı olamazsınız. Bu değişimin, dine karşı duyarlılığın bu kadar artmasının ana kodları, 30’lu yıllarda yatıyor çünkü. Ben sosyalistim, 78 kuşağıyım. Şimdi bakınca, toplumu kuşatmaya çalışırken bizim atladığımız çok önemli şeyler olduğunu görüyorum. Bizim kuşağımız, dinin toplum üzerindeki etkisini anlayamadı ve bunu atladı. Bu da toplumu anlamakta ve diyalog kurmakta ciddi bir eksikliğe neden oldu.

BİZİM KUŞAĞIMIZ DİNİN TOPLUMDAKİ ETKİSİNİ ANLAYAMADI

Yeni bir proje var mı?

Ali Ulvi Hünkâr’ın olağanüstü bir senaryosu, “Son Destan” üzerinde çalışıyoruz. “Son Destan,” 1945’lerde geçen bir dönem işi. II. Dünya Savaşı dünyayı kasıp kavuruyor, Türkiye savaşa katılmamış ve bir Balkan ailesinin göç hikâyesi anlatılıyor. Ulvi Hünkâr’ın destansı bir üslupla yazdığı bir senaryo. Bunun için sekiz aydır çabalıyoruz. Her şeye rağmen, benim bir projeye yaklaşım tarzım değişmedi. Ama seyircinin benim projelerime yaklaşım tarzı belki değişmiş olabilir. Bekleyip göreceğiz.

“KAYIP ŞEHİR” MUHAFAZÂKAR KESİMİ İHMAL ETTİ

Bugün genel olarak toplumda kutuplaşmanın çok keskinleştiği kabul ediliyor. Böyle bir ortamda bir karakter yaratmak, bir hikâye anlatmak kolay mı?

Kesinlikle daha zor. Televizyonda sizi kuşatan ve kapatan değer yargıları var, bu nedenle çok özgür davranamıyorsunuz. Ben, kendisini hep azınlık olarak hisseden bir yönetmenim, bu yüzden de azınlık duygusunu işleyen filmler yaptım. Bazı dizilerde de bu temayı işledim. Türkiye’de azınlık olmak için illa Kürt, Ermeni, Yahudi ya da başka bir cemaatten olmanıza gerek yok. Türk ve Müslüman olmama rağmen kendimi yaşadığım toplumda çoğu kez azınlık gibi hissediyorum. Aşırı uçta olan, giderek kutuplaşan iki tarafa da kendimi siyaseten hiç yakın hissetmiyorum. Ama onları anlamaya çalışıyorum. Bugün dizilerin de bunu yapması gerektiğine inanıyorum; birbirimizi anlamaya çalışmalıyız.

Bu kutuplaşmayı göz ardı eden işler yapmak mümkün mü?

Biz “Kayıp Şehir”de bunu yapmaya çalıştık aslında. “Kayıp Şehir,” azınlık duygusunu merkeze alan bir işti. Büyük şehre göç etmiş yoksul bir aile vardı, ana karakterimiz fahişeydi. Önemli karakterlerden biri transeksüeldi, Müslüman bir kız siyahî bir gence âşık oluyordu. Bu toplumda var olan ama hep görmezden gelinen karakterler vardı dizide. “Kayıp Şehir” tam da bu yüzden bitti zaten: Topluma aykırı noktalara parmak bastığımız için, toplumun yerleşik değer yargılarına karşı çıktığımız için. Fakat biz başka karakterleri de bu dizide görebilseydik, muhafazakâr kesimi de yansıtabilseydik bu dizi daha uzun ömürlü olabilirdi.

Nasıl yani?

Bence dizide muhafakazakâr kesimin de bakış açısı olması gerekiyordu, biz galiba bunu ihmal ettik. Ben, “Kayıp Şehir”de kızın siyahî bir gence âşık olmasından, o siyahînin polis tarafından öldürülmesinden sonra aktivist olmasını ve dindar bir oğlana âşık olmasını çok istiyordum. Kız, üniversitede bir türban eylemine katılacaktı ve orada dindar bir gencin ilgisini çekecekti. Çünkü hayatta, bu toplumda var böyle hikâyeler. Fakat ana yazarla bir türlü anlaşamadık ve bu fikir hayata geçemedi. Eğer bunu başarabilseydik, dizi de hiç seslenmediği bir kesime ulaşabilirdi. Bunu oportünist bir tavırla da istemedim; ben seyirciyi anlayabilmek ve anlatabilmek için bunun gerekli olduğunu düşünüyordum.

Televizyonda sansürün boyutu değişti dediniz. Sizin yaptığınız işler çok sansürlendi mi?

Mesela “Hatırla Sevgili,” çok bıçak sırtı konuları işledi. Bütün dizi boyunca sadece tek bir cümle sansürlendi. Deniz Gezmiş’in idam sahnesinde Kürt halkına özgürlük talebini kanal kesti. Fakat dizi boyunca sadece bu cümleyi kestiler, bunu da bana sorarak, beni arayarak yaptılar. Ben, o zaman kanalı anlayabildim. Ekibi de ben sakinleştirdim zaten; dizi yaparken bazen hiç inanmadığınız işlevleri de üstlenmek zorunda kalıyorsunuz.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.