• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 29 °C

Gök: Seçim barajı düşürülsün

Gök: Seçim barajı düşürülsün
CHP Ankara Milletvekili Levent Gök Cumhuriyet gazetesine çeşitli değerlendirmelerde bulundu.

LALE TAVŞANOĞLU / Cumhuriyet - Seçim barajının yüksekliği nedeniyle pek çok oy parlamentoya yansımıyor. Bu da iktidar partisine çok büyük avantaj sağlıyor. Kullanılan pek çok oy boşa gidiyor. 

Geçen seçimde yüzde 49 alan AKP TBMM’nin yüzde 62’sini oluşturuyor. Bu da iktidar partisine çok büyük haksız kazanç sağlıyor. 

CHP’nin TBMM Grup Başkanvekili Levent Gök, seçim barajının mutlaka düşürülmesi gerektiğini söylüyor. Yüzde 10 barajla siyasetin temsilinde adaletten söz edilemeyeceğini vurguluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hırsla, Anayasa Mahkemesi Başkanı’na dolaylı yoldan “eşek” demesiyle ilgili, “Artık Cumhurbaşkanı niteliklerini yitirmiştir. Ağzına geldiği gibi uluorta konuşuyor. Psikolojisi bozuk” diyor. Uludere olayında devletin üst yönetiminin yalan söylediğini ve mutlaka hesap vermeleri gerektiğini savunuyor. Uludere aydınlanmadan Kürt sorununun çözülmesinin mümkün olmadığını belirtiyor. Kaçak Saray’la ilgili olarak AKP’nin yürütmeyi durdurma kararı veren 5. İdare Mahkemesi’nin kararının kalktığını söyleyen Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın daha sonra sözlerinden çark edip özür dilediğine dikkat çekiyor. “Yolsuzluklara batmış Türkiye’nin dünyada saygınlığı kalmamıştır” diye konuşuyor.

- Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) yüzde 10 seçim barajını gündemine alması sizce ne anlama geliyor? AYM seçim barajını indirme kararı alırsa hükümet, dolayısıyla da AKP buna uyar mı?

L.G. - Ülkemizde uygulanan yüzde 10’luk seçim barajı çok yüksek. Batı ülkelerinde baraj ortalama yüzde beş civarında. Hatta kimi ülkelerde bunun da altında.

Bizde uygulanan seçim barajının yüksekliğinden dolayı kullanılan pek çok oy parlamentoya yansımıyor. Bu nedenle de seçime girmek isteyen partiler hülle yoluyla bağımsız adaylarla TBMM’ye girmeyi deniyorlar. Yüzde 10 gibi yüksek seçim barajı nedeniyle de iktidar partisi çok iyi bir avantaj sağlıyor. Geçen seçimde oyların yüzde 49’unu almış olan AKP, TBMM’nin yüzde 62’sini oluşturuyor. Bu da büyük bir haksızlık. Kullanılan pek çok oy da boşa gidiyor.

Amaç parlamentoda her oyun temsilinin sağlanması olmalıdır. Yüzde 10 barajı yüzünden temsilde adaletin sağlanmaması nedeniyle iktidar partisinin kendisine haksız kazanç sağladığı bir seçim sistemimiz var. Biz CHP olarak, normal bir baraj uygulanması kaydıyla Doğu ve Güneydoğu’daki Kürt seçmenin de parlamentoda temsil edilmesi ve bunun Kürt sorununun en uygun çözüm yolu olduğunu düşünüyoruz. O nedenle de genel başkanımız, Diyarbakır’da yüzde üçlük seçim barajı konusunda açıklama yaptı. Bu oranda bir baraj olduğu takdirde hiç kimse hülle yoluna gitmeyecek, kendi partisiyle, adını koyarak seçimlere girecektir. Kullanılan her oy da böylece parlamentoya yansıyacaktır.

- Ama AKP bunun olmaması için vargücüyle direnmiyor mu?

L.G. - Direniyor. Çünkü yüzde 10’luk barajla kendisine sağlanan haksız kazanç söz konusu. AYM kendisine yapılan birden fazla başvuruyu gündemine aldı. Ne yönde karar vereceğini bilemiyoruz. Ama yüzde 10’luk barajın bir hak ihlali olduğu tespitinde bulunursa bunu siyaset kurumu görmezden gelemez.

Bu hak ihlali tespit edilmesine rağmen önümüzdeki seçimlere yine yüzde 10’luk seçim barajıyla gidilirse seçimlerin meşruiyeti ve hukukiliği tartışılır. Çok daha başka ciddi sorunlar çıkar. Seçimlere katılamayan ya da hülle yoluyla bağımsız olarak seçimlere giren herkes çok daha başka taleplerle AYM’ye başvurur. O nedenle bütün siyasi partiler bir araya gelmeli ve makul çözüm bularak yüzde 10’luk barajı düşürmelidirler.

Bu da yetmiyor. Anayasada da geçici bir maddeyle yapılacak değişikliğin önceki seçimlere de uygulanması yönünde bir karar almak gerekiyor.

- İyi de 2015 seçimlerine altı aylık bir süre var. Bu değişiklikler seçimlere yetiştirilebilir mi?

L.G.- Hem seçim kanununda hem de anayasada bu değişiklik yapılırsa yetişebilir. AYM böyle bir hak ihlali tespiti kararı verirse olması gereken budur. Bundan hiç kimse kaçamaz.

Cumhurbaşkanı AYM Başkanı’na nasıl ‘eşek’ der? 

Cumhurbaşkanı artık psikolojisi bozulmuş bir şekilde ne söylediğini bilmiyor. Uluorta konuşuyor. AYM’ye böylesine hakaret etmesi çok vahim.

- Ama bir de Cumhurbaşkanı Erdoğan unsuru var. AYM Başkanı Haşim Kılıç için “Peyami Safa’nın güzel bir sözü var. Kitap yüklü merkeplere değil, kitabın içindekini sindiren insanlara ihtiyacımız var” dedi. Tarihte ilk defa bir Cumhurbaşkanı’nın bir AYM Başkanı’na eşek demesini nasıl karşıladınız?

L.G.- Cumhurbaşkanı, ne yazık ki artık cumhurbaşkanı niteliklerini, tarafsızlığını, saygınlığını, itibarını, her şeyini kaybetmiştir. Her yerde uluorta konuşma merakı içinde. Kendisini hâlâ başbakan statüsünde görüyor. Bir cumhurbaşkanı olduğunun farkında değil.

Biz onun neden böyle davrandığını biliyoruz. Kafasında bir başkanlık modeli vardı. Bu modelin hazırlıklarını yapıyor ve bilir bilmez her konuda konuşuyor. Kaldı ki AYM’nin bugünkü yapısını 2010’daki referandumda kendileri yaratmıştı. Anlaşılıyor ki kendi düzenledikleri AYM’den memnun değiller. Kendine yakın bir yargı modeli oluşturma arayışı hukuk devletinin onaylayabileceği bir yöntem değildir. Esas olan yargının bağımsız olmasıdır. Cumhurbaşkanı artık psikolojisi bozulmuş bir şekilde ne söylediğini bilmeden, bütün kurumları karşısına almaktadır. AYM’ye böylesine hakaret etmesi bir cumhurbaşkanına hiçbir şekilde yakışmaz. Ortada çok vahim bir tablo var.

- Atatürk Orman Çiftliği’ne (AOÇ) yapılan Kaçak Saray var. Siz Kaçak Saray’la çok uğraşmıştınız. Bir Cumhurbaşkanı bırakın devletin ve milletin parasını çarçur etmeyi 5. İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararına rağmen bunu nasıl yapar?

L.G.- Cumhurbaşkanlarının ikametgâhları kendi ülkelerinin tarihi ve kültürüyle özdeş yerlerdir. İşin bir bu yönü var bir de Atatürk ve Cumhuriyet’le hesaplaşmak... Çankaya Köşkü, Atatürk’ün zamanında çok mütevazı bir bütçeyle, tek bir ağaç bile kesilmeden yapılmıştır.

Kaçak Saray tabir edilen binanın yapımına 4 bin ağaç keserek başladılar. Ortada bin odalı bir binaya ihtiyaç duyulması zarureti yoktur. Maliye Bakanı bütçe görüşmelerinde oraya eski parayla 1 katrilyon 370 trilyon harcandığını ifade etti. Ayrıca içindeki tefrişin ve yapılacak diğer binalara ne kadar harcanacağını bilmiyoruz. Bu dar gelirli milyonlarca yurttaşımıza yapılan çok ağır bir saygısızlıktır.

- Bir de Adalet Bakanı Bekir Bozdağ idare mahkemesinin kararının kalktığını söyledi. Sonra da kalkmadığı anlaşılınca özür diledi...

L.G.- 5. İdare Mahkemesi’nin kararı, binanın yapıldığı yerin birinci derecede SİT alanından üçüncü derece SİT alanına düşürülmesi bakımından çok önemlidir. Mahkeme bu kaçak binanın planlarını iptal etmiştir.

Hükümet kendisine bağlı bir yargı oluşturma peşinde olduğu için maalesef bu kararı alan hâkimleri de başka yerlere tayin etti. Önümüzdeki günlerde başka türlü bir karar çıkarsa o yeni atanan hâkimlerin vebali olacaktır.

- CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, çok ciddi bir iddia ortaya attı. AKP’nin üst düzey yönetiminin CHP’yi parçalamak için MİT’le birlikte tezgâh kurduğunu söyledi. Bu sözlerin ardından basında Emine Ülker Tarhan’a bir parti kurdurarak kendisinin bile haberi olmadan tezgâhın parçası haline getirildiği öne sürüldü. Siz AKP’nin böylesine bir tezgâh içine girme konusunda ne düşünüyorsunuz?

L.G.- AKP, Başbakan (Davutoğlu) reddetmeye çalışsa da bu çok aşikâr bir durum. Geçen yıl bir gazetede benim de içinde bulunduğum bir grup partilinin MİT tarafından fişlendiği haberi çıktı. Bu doğruydu, zaten hiçbir şekilde de yalanlanmadı. Bizleri adım adım izledikleri ve her türlü siyasi faaliyetimizden haberdar oldukları ortaya çıktı.

O dönemin Başbakanı (Erdoğan) bir grup toplantısında bizler için, “Nefes alışlarınızı dahi biliyoruz” diyerek aslında bir itirafta da bulunmuştu. Bir başbakan muhalefetin nefes alışlarını dahi nasıl bilebilir?

- Sizin TBMM İnsan Hakları Komisyonu Uludere Alt Komisyon üyesi olarak hazırladığınız Uludere raporunda dönemin başbakanı, MİT ve İçişleri Bakanı’nın birbiriyle inanılmaz biçimde çelişen ifadeleri yer alıyor. Sizce kim doğru söylüyor, kim söylemiyor?

L.G.- Uludere’de 28 Aralık 2011’de 34 kişinin feci biçimde ölümüyle sonuçlanan hava harekâtı, PKK’nin silahlı kanadının sorumlusu “Bahoz Erdal” ya da kod adıyla Feyman Hüseyin’in Türkiye’ye girdiği istihbarat bilgilerine dayanılarak yapılmıştı. Öldürülen 34 kişinin masum insanlar oldukları ve aralarında Bahoz Erdal’ın bulunmadığı ortaya çıkmıştı.

Olayı soruşturmak üzere TBMM’de bir komisyon kurduk. Biz birkaç temel sorunun cevabını aradık. Yani istihbaratı kim verdi, bu bilgi paylaşımı '6Easıl oldu ve vur emrini kim verdi. Uludere olayının olduğu gün Milli Güvenlik Kurulu toplantısı vardı. Tam o saatlerde, yani Milli Güvenlik Kurulu toplantısında operasyona karar verilmişti.

Hava harekâtı emrini verecek kişi Genelkurmay Başkanı’dır. Genelkurmay Başkanı’nın böylesine önemli bir operasyonu Başbakan’a bilgi vermeden yaptırması mümkün değildir. Yani Uludere olayında devletin bütün üst yönetimi sorumludur.

Uludere sorumluları adalete hesap verecek  

- Derken geçen hafta dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, “MİT’in gönderdiği pek çok bilgi üzerine Uludere olayı gerçekleşmiştir” deyiverdi. Sizce burada kim doğruyu söylüyor? 

L.G.- Bu yaşanan Türkiye’de devlet anlayışının nasıl olduğuna çok vahim bir örnek. Uludere, devletin bütün üst düzeyi sorumlu olduğu için kapatılmak istenen bir dosyadır. Eski İçişleri Bakanı’nın o sözleri işleri başka bir noktaya götürdü. 

O dosya yeniden açılmalıdır. Eski başbakan şimdiki Cumhurbaşkanı ve bütün MİT görevlilerinin görevlerini nasıl kötüye kullandıkları ortaya çıkmıştır. Onlar hakkında da gereği yapılmalıdır. Bu olayda adalet sağlanmadan Kürt sorununun çözülmesi de mümkün değildir. Sorumluları adalet önünde hesap vermelidir. 

- Çözüm sürecinden söz etmişken. CHP, HDP’yle seçim ittifakına girer mi? 

L.G.- Böyle bir düşüncemiz yok. CHP de HDP de ayrı ayrı seçimlere girecektir. Bu açıdan seçim barajının düşürülmesini en büyük kazanımlardan birisi olarak göreceğim. En uygunu çözüm süreci bakımından HDP’nin kendi adıyla seçime girmesidir. 

MİT, AKP’nin müdürlüğü oldu 

- Transparency International (Uluslararası Şeffaflık) kuruluşunun bu yılki yolsuzluk sıralamasında Türkiye 11 sıra geriye düştü. Böylesine bir yolsuzluk tespitiyle dünyanın yüzüne nasıl bakılabilir?

L.G.- Ne yazık ki artık dünyada saygınlığını yitiren bir ülke haline getirildik. Bu tablo AKP’yi ciddi biçimde düşündürüyor ve bundan kurtuluş yolları arıyor. Yolsuzluklar konusunda en dik duran siyasi parti CHP’dir. Genel başkanımız bu yolsuzluk tapelerini açıkladı, meydan okudu. Bu da AKP’de korku ve telaşa yol açtı.

Şimdi bunu durdurmanın yollarını arıyorlar. Yolsuzluklar, yaptıkları antidemokratik uygulamalar bilinmesin istiyorlar. Bu bakımdan CHP’yi karıştırmak AKP’nin üst yönetiminin birinci görevi olmuştur. Bütün bu yaptıkları ortaya çıktıktan sonra MİT Müsteşarı’nın (Hakan Fidan) Başbakan tarafından görevlendirilip CHP Genel Merkezi’ni ziyaret etmesi lazımdı. Bugüne kadar bu yapılmamıştır.

Geçenlerde MİT Müsteşarı’nın oğlu evlendi; sadece AKP’liler davet edildi. Siz başka partileri davet etmeyecek kadar AKP’ye bağlıysanız diyecek başka bir şey yok.

- MİT artık AKP’nin maşası haline mi geldi?

L.G.- MİT, AKP’nin müdürlüğü haline gelmiştir.

Devletin üst yönetiminin yalanları 

- Peki, istihbaratı MİT verdi deniyor. Doğru mu?

L.G.- Biz bu sorunun cevabını aradığımızda MİT, İnsan Hakları Komisyonu’na bir yazı gönderdi. Genelkurmay, istihbaratı milli kaynaklardan aldığını söylemişti. MİT ise bize, MİT’in yapısını sorgulamamızı gerektirecek bir yazı gönderdi. 28 Aralık akşamı ilk bombanın atıldığı saat 21.39. Dördüncü bomba da 22.24’te düştü. Ortalık birbirine girmişti.

MİT ise bize gönderdiği yazıda olaydan 29.12.2011 sabah 09.30’da haberlerinin olduğunu beyan ediyordu. Yani, böyle bir olay yaşanmış, dünya ayağa kalkmış ve MİT’in bundan haberi ertesi sabah 09.30’da olmuş. MİT böylesine önemli bir olayı 12 saat sonra duyuyorsa o MİT’i kapatmak, içeridekileri de kulaklarından tutup atmak gerekir.

Derken zamanın Başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı Erdoğan 30 Aralık 2011’de basına yaptığı açıklamada aynen şunları söyledi: “Güya istihbaratı MİT vermiş. MİT’in bize son anda vermiş olduğu hiçbir istihbarat bilgisi yoktur.” İkisi de tümüyle yalan. Çünkü Milli Güvenlik Kurulu toplantısından bir gün önce MİT, PKK’nin Türkiye’ye sızacağı raporunu Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri’ne göndermişti.

PORTRE 

LEVENT GÖK 

Balıkesir 1959 doğumlu. Yükseköğrenimini AÜ Hukuk Fakültesi’nde yaptıktan sonra Ankara’nın Haymana ilçesinde avukatlığa başladı. 1985’te SHP Haymana ilçe başkanlığını üstlendi. 1992’de CHP açılınca Haymana ilçesi kurucu başkanı oldu. 1999-2001 arası CHP Ankara il başkanlığını yürüttü. 2002 ve 2007 genel seçimlerinde milletvekili adayı oldu ama çok az oy farkıyla seçilemedi. 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde Ankara 1. bölgeden TBMM’ye girdi. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeliği ve komisyon başkanvekilliğini yürüttü. 34 kişinin öldüğü Uludere Raporu’nu hazırladı. Bu yıl ekim ayında da CHP Grup Başkanvekilliği’ne seçildi.

Etiketler:
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.