• BIST 107.202
  • Altın 145,475
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 22 °C

Elekdağ'dan 'mezhep çatışması' uyarısı

Elekdağ'dan 'mezhep çatışması' uyarısı
Öngörüleri daima doğru çıkan diplomat Şükrü Elekdağ sarsıcı açıklamalarla ülke yönetimini uyarıyor:

Uğur Dündar / Sözcü - Emekli Büyükelçi Elekdağ, “Eğitim Şûrası’nda alınan kararlar, Türkiye’nin temel kimliğini, Osmanlıcı-Sünni İslami kimliğe dönüştürmeyi öngörüyor. Laikliği dışlayan, tek boyutlu inanç dayatmasını benimseyen bu kimlik, mezhepsel çatışmalara davetiye çıkarır” dedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “5. Din” ve “19. Eğitim Şûraları’nda yaptığı konuşmalar ve daha sonra alınan kararların Türkiye içinde ve dışında ciddi yansımaları oldu. Basının bir bölümü ile tarafsız uzmanlar, Erdoğan’ın konuşmalarını ve söz konusu kararları; ülkemizin devlet eliyle dindarlaştırılması, Batı değerlerine sırt dönüşün göstergesi ve radikal İslamcılık doğrultusunda yol alışın ürkütücü sinyalleri olarak yorumladılar. ABD’nin önde gelen gazetelerinden The New York Times, Erdoğan’ın açıklamalarını, “Türkiye toplumunu yeniden şekillendirme amacıyla dini kamusal alana zerketme”, “dindar nesil yetiştirme hedefini hayata geçirme” ve laik kesimle mücadelede dindar cepheyi tahkim etme çabası olarak değerlendirdi. Alman Welt am Sonntag gazetesi ise Erdoğan’ın “hayalinde modern hilafet devletinin yattığını”, “demokrasi maskesi altında İslam devleti kurmak istediğini”, “Osmanlı hayalleriyle gençleri Batı düşmanlığına teşvik ettiğini ve Türkiye’yi tehlikeli bir yola soktuğunu” belirtti.

Bu son derece vahim gelişmeler konusunda ne düşündüğünü, bilge diplomat Şükrü Elekdağ’a sordum.

İşte sorularım ve aldığım cevaplar:

* * * *

ŞÜK­RÜ ELEK­DAĞ (ŞE): Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, bahse konu şûralarda yaptığı konuşmalardaki, “İsteseler de istemeseler de bu ülkede Osmanlıca öğrenilecek ve öğretilecek. Bu dinin bir sahibi var. 200 yıldır sorulmayanları artık soruyoruz. Bize dayatılan ezberleri artık bozuyoruz. 200 yıldır eğitimi formatlama aracına dönüşen bir sistem ne yazık ki kendisine yabancı bireyler yetiştiriyor” şeklindeki görüşlerini, daha önce 15 Mart 2014’te Rekabet Kurumu toplantısında sarf ettiği, “Ülke olarak, millet olarak yaklaşık 200 yıldır, son derece sancılı ve münakaşalı bir modernleşme ve Batılılaşma sürecini yaşıyoruz” ifadesiyle birlikte değerlendirmek gerekiyor. Erdoğan, bu sözleriyle, 200 yıldır bu ülkede her şeyin kötüye gittiği ve bunun temel sebebinin de Batı taklitçiliği olduğu yolunda ahkâm kesiyor. Erdoğan bu ifadeleriyle şu hususu vurgulamak istiyor: Türkiye Cumhuriyeti’ni doğuran Osmanlı modernleşme sürecinin temel taşlarını oluşturan 1839 Tazminat Fermanı, 1956 Islahat Fermanı, 1876’da 1. Meşrutiyet’le gerçekleşen anayasal yönetim ve 1908’de 2. Meşruiyet’le anayasal yönetime dönüş, tümüyle yanlış ve sakıncalı icraatlardır. Erdoğan’ın bu nitelemesi ulusal kurtuluş savaşının programı niteliğindeki Misak-ı Milli’yi ve 1923’te Cumhuriyet’in ilanını da kapsıyor. Erdoğan, Osmanlı yöneticilerinin, Batı taklitçiliği ile Türkiye’nin bugünkü sorunlarının doğmasına yol açtıklarının altını çizerken, 1923 devriminin kazanımlarını da hiçe sayıyor. Oysa, Cumhurbaşkanı’nın bu yorumu, tarihi gerçeklere ve mantığa olduğu kadar, bugüne kadar Türk kamuoyunun kabul ettiği görüş ve değerlere de ters düşüyor.

DİNDAR-KİNDAR NESİL HESABI VAR

(UD): Bu tür sorumsuz açıklamaların devletin zirvesinden yapılmış olmasına ne demeli?

(ŞE): Dehşet verici demek durumundayız. Dehşet verici çünkü Türkiye’nin, Osmanlı döneminde başlayan modernizasyon süreciyle cumhuriyet dönemindeki devrimsel demokratik atılımları sonucunda oluşan kimliğinin, eleştirilmesinden de öteye, toptan reddedilmesini ima eden bir söylem bu!.. Daha vahim olanı da, bu söylemin, İslam aleminde iyi yönetim ve iyi toplum şartlarının İslam’ın çıkış günlerindeki yaşam ve değerlerde saklı olduğuna inanan ekolün görüşleriyle ayni paralelde olduğu yolunda yorumlara açık olması… Bu ekol, radikal İslam’ın kaynağı olan ve “Selefilik” denilen, katı ve sert şeriat kavramına dayanan gelenektir. Kafa kesen IŞİD canileri de kendilerini “Selefi” olarak tanımlıyorlar. Bu bakımdan, Türkiye’nin son 200 yıllık tarihindeki reform ve devrimleri kötü ve hatalı gören Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, kendi görüşüne göre bu dönemdeki “iyi yönetim” ve “iyi toplum” şartlarının ne olduğunu süratle açıklaması lazım.

(UD): Sizce, Erdoğan’ın Türkiye için hayalindeki rejim nedir?

(ŞE): Eğitim Şûrası’nda alınan kararlar Erdoğan’ın Türkiye için tasavvur ettiği rejim hakkında bir fikir veriyor. 2.129 imam-hatip okuluna bu yıl 415 tane ilave edilmesinden, çok sayıda normal lisenin imam-hatipleştirilmesinden ve 9-10 yaşındaki kız çocuklarına başörtü serbestisi getirilmesinden sonra söz konusu şûra kararlarıyla, zorunlu din dersinin ilkokul 1., 2. ve 3. sınıfına kadar indirilmesi, din derslerine yer açmak için insan hakları, yurttaşlık ve demokrasi derslerinin kaldırılması, Kutlu Doğum Haftası’nın okullarda kutlanmasının zorunlu hale getirilmesi, Anadolu Turizm ve Otelcilik Meslek Liseleri’nde alkollü içkiler ve kokteyl hazırlama dersine son verilmesi ve Osmanlıcılık görüntüsü altında Arap Alfabesi’ni öğreterek dini metinlere erişimin sağlanmasıyla, eğitim sisteminin Sünni-Hanefi inancına göre dinselleştirilmesini öngören kapsamlı adımlar atılmış oluyor. Bu okullarda yetişecek “dindar ve kindar nesillerin”, din merkezli-otoriter bir rejimin teminatını oluşturacağı hesap ediliyor. Bu rejimde “din-devlet yönetimi-özgürlükler” ilişkilerinin ne olacağı halen netleşmiş değil, ancak evrensel hukukun, çağdaş demokrasi normlarının ve Batıcı-laikçi düzenin terkedileceği besbelli…

AKP, ORTADOĞU’DAN DERS ÇIKARMALI

(UD): Sizce, AKP iktidarının iç ve dış politikasını “Sünnicilik” üzerine dizayn etmesi, Türkiye için ne gibi tehlikeler yaratıyor?

(ŞE): Hâlâ karanlık Ortaçağ fanatizminin ve zihniyetinin etkisinden kurtulamamış olan İslam coğrafyasına bakınca iç parçalayıcı bir manzara görüyoruz. Ortadoğu, Sünni-Şii mezhep savaşıyla korkunç bir kaos ortamına sürüklenmiş durumda… Müslüman, Müslüman’ı Allah-ü ekber diyerek öldürüyor. Kan deryası içinde yüzüp giden İslam dünyası, çürümüş, şaşkın, çaresiz, acınacak durumda… Kör cehaletin ve taassubun etkisiyle 13 asır önceki mezhep kavgasından kendini kurtaracak akıl yolunu bulmaktan aciz… IŞİD’in, 1.700 Iraklı askeri sırf mezhepleri farklı olduğu için öldürmesi ve bu tiksindirici dehşet tablosunu internet yoluyla yayınlaması, tüm dünyada insanların kanını dondurdu. Ne yazık ki İslamın imajı canavarlıkla eşanlam kazandı. Bu ortamda, AKP iktidarının gördüklerinden ders çıkararak, inançların ve mezheplerin eşitliğinin, özgürlüklerin, toplumsal huzur ve istikrarın teminatı olan laikliğin değerini anlaması ve laik cumhuriyetle Atatürk ilke ve devrimlerine var gücüyle sarılması gerekirdi. Laiklik, Türkiye’de, barışın, demokrasinin, din özgürlüğünün, kadın erkek eşitliğinin temel taşıdır. Laiklik ilkesinin uygulanmadığı bir Türkiye’de, ülkemizin toplumsal dokusunun kendine has özellikleri, onu, Ortadoğu’da yaşanan tüm mezhepsel çatışmaların hedefi haline getirir ki, bu, felaket doğurur. Bu söylediklerim beni, söyleşimizin başında ele aldığımız, şûra kararlarına getiriyor. Bu kararlar, Türkiye’nin temel kimliğini, Osmanlıcı-Sünni İslami kimliğe dönüştürmeyi öngörüyor. Laikliği ve çoğulculuğu dışlayan, tek boyutlu inanç dayatmasını benimseyen bu kimlik, toplumun içini çürütür, ayrıştırır, mezhepsel çatışmalara ve sosyal patlamalara davetiye çıkarır.

ULUSAL ÇIKARLARIMIZ KORUNMUYOR

(UD): Dış politikaya gelirsek…

(ŞE): Halen AKP, Sünni merkezli ve Şia ile çatışma eksenli bir Ortadoğu siyaseti izliyor ve bunu sözde yeni Osmanlıcılık vizyonuyla kamufle ediyor. Hemen belirteyim ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye politikası, Cumhuriyet tarihine devlet yönetimindeki en büyük basiretsizlik, gaflet, yeteneksizlik ve Türkiye’nin güvenliğine en ağır ve yıkıcı zararlar verme örneği olarak geçecektir. AKP iktidarının Suriye’de batağa saplanan dış siyasetinin nedeni bu Sünni merkezli dış siyasettir. Irak’ı kendine düşman etmesi yine bu dış siyasetten ileri geliyor. Erdoğan’ın Mısır’daki askeri rejimle ilişkilerinin tamamen kopması, bölgedeki diğer Müslüman ülkelerle ilişkilerinin bozulması, Müslüman Kardeşler örgütü ile aşırı derecede özdeşleşen politikasının bir sonucudur. Türkiye’nin Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilememesinin nedeni de ideolojik körlükle çıkarlarının yönünü tayin edememesinden ileri gelmiştir. 158 ülke Türkiye’ye oy vereceğini söylemişti ancak oylamada bunların sayısı 58’e düştü. Bu sonuç, büyük ölçüde, yabancılaştırıp karşımıza aldığımız Mısır ile Suudi Arabistan’ın Türkiye’ye desteği azaltmak için yaptıkları yoğun çalışmadan kaynaklandı. Türkiye-İsrail ilişkilerindeki kırılmanın temelinde de, Ankara’nın dış politikayı iç politikadaki kazanımlara endeksleyen, öngörüsüz ve bağnaz tutumu vardır. Kıbrıs’ın güneyindeki deniz alanında bulunan petrol ve gaz rezervleri konusunda çıkan ihtilafta da karşımızda, İsrail’i, Güney Kıbrıs’ı, Mısır’ı, Yunanistan’ı, ABD’yi, AB’yi ve Suudi Arabistan’ı bulmamız da, yine, Ankara’nın akılcı çözüm üretme kapasitesini kaybetmiş olmasından kaynaklanıyor. Washington’un öfkeli ve ısrarlı “yanlış yapıyorsunuz” uyarılarına rağmen, AKP Hükümeti’nin Beşar Esad’ı devirmek için her şey mubahtır anlayışıyla, fanatik İslamcı örgütlere yardımda bulunmayı sürdürmesi, Batı dünyasında IŞİD’in palazlanıp güçlenmesinde Türkiye’nin önde gelen bir sorumluluk taşıdığı yolunda bir algıya yol açmış ve bu durum Ankara’nın ABD ile ilişkilerinde ciddi bir krize meydan vermiştir. Bu izahatımız AKP dış politikasının iflas ettiğini ve Türkiye’nin ulusal çıkarlarını koruyamadığını gösteriyor.

Erdoğan, cumhuriyet ve laikliğe sımsıkı sarılmalı

(UD): Türkiye tarihinde hiç bu kadar yalnızlaştı mı?

(ŞE): Hayır, yakın tarihinde bu denli yalnızlaşmadı. Erdoğan 2015’e yalnızlaşmış bir lider olarak giriyor. Oysa, Arap Baharı’nın başlangıç döneminde Erdoğan, Batı platformlarında büyük saygı görüyordu. O dönemde Batılı liderler, Türkiye’yi İslam ülkeleri için bir örnek ve ilham kaynağı olarak gösteriyorlardı. Hatta aralarında Türkiye’ye, radikal İslamı demokratik İslama dönüştürecek sihirli formüle sahip bir ülke olarak bakanlar dahi vardı… Bu dönemde, Türkiye, Atatürk’ün reformları (orasından burasından kurcalanmış olmasına rağmen) sayesinde, dünyada, İslam’la demokrasiyi laik bir devlet yapısında bağdaştırmayı başaran yegane ülke olarak lanse ediliyordu… Laik, liberal Türkiye’yi, demokrasinin İslam’a uygunluğunun kanıtı olarak gösteren birçok Batılı yazar türemişti. Erdoğan bu durumdan ders çıkarmalı, 1923 devriminin kazanımlarını yok etme sevdasından vazgeçmeli, Cumhuriyete, laikliğe, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sımsıkı sarılmalıdır. Aksi takdirde, ülkemiz, İslam alemine hakim olan, despotizm, zulüm, sefalet ve pejmürdeliğe mahkum edilecektir ki, bunun da Türkiye’ye ödeteceği bedel çok ağır olacaktır.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.