• BIST 107.202
  • Altın 145,420
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 21 °C

'Dansın bizi kurtaracağını düşündüm'

'Dansın bizi kurtaracağını düşündüm'
Caferağa Mahalle Evi'nin direnişine damga vuran "dans eden kırmızılı kadın" Gonca Gümüşayak konuştu.

Hakan AKPINAR / YURT - Caferağa'daki mahalle evine yönelik polis baskınının ardından yapılan eylemde kırmızı elbisesiyle dans ederek eyleme damga vuran Gonca Gümüşayak, ‘O an dansın bizi kurtaracağını düşündüm’ dedi

Kadıköy, Caferağa'da halk tarafından kamulaştırılan bina polis zoruyla boşaltıldı. Polisin şafak baskınıyla başlayan operasyonun üzerine yapılan eylemde ön plana çıkan ise kırmızı elbisesiyle dans eden bir kadın oldu. Doğaçlama dans performansıyla eylemin simgesi haline gelen Gonca Gümüşayak ile o an neler hissettiğinin konuştuk.

Öncelikle dans eden 'kırmızılı kadını' daha doğrusu ona can veren Gonca Gümüşayak'ı biraz anlatabilir misin?

Çocukluğum İzmir'de geçti. Ondan sonrası Ankara'da... Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Sosyoloji Bölümü mezunuyum. Şu an ise Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Modern Dans Bölümü'nde yüksek lisans öğrencisiyim. Hollanda'da, Harlem-Artez Dans Akademisi'nde koreografi eğitimi de aldım. Şimdi dans ve yoga eğitmenliğiyle uğraşıyorum. Dansı yaşam tarzı olarak kabul etmiş ve bununla yeşermeye çalışan birisiyim aslında.

Gezi'nin mirası

Caferağa'daki mahalle eviyle tanışmanız nasıl oldu?

Caferağa Mahallesi'ne yakın oturuyorum. Mahalle eviyle bağlarım, Kadıköy'e taşındıktan sonra kuruldu. Geçtiğimiz yaz, ağustos ayında Moda Bostanı'ndaki afet toplanma alanının bir otoparka dönüştürülmesi eylemiyle ilk defa bir araya geldik. Oradaki eylemde yine doğa için yeniden bir direniş başlıyordu. Mahalle eviyle bağım kurulduktan sonra orada dans ve yoga dersleri vermeye başlamıştım. Benim dışımda karanlık oda resim ve marangoz atölyeleri ile ortak mutfakta ders veren eğitmenler de bulunuyordu. Caferağa Mahalle Evi, Gezi'nin miras bıraktığı düşünceleri yeşertiyordu.

9 Aralık sabahında bir dans eğitmeni performans eylemiyle gündeme damga vurdu. Sabah neler oldu? O sahneyi daha önceden kurgulamış mıydınız?

Sabah erken uyanmistim, içimde bir tedirginlik vardı, bilgisayarımı açıp bir sonraki hafta acaba hangi eğitmen mahalle evinde yoga dersi veriyor diye araştırırken internette bir haber gördüm. “Mahalle evindeki eşyalar tahliye ediliyor, Caferağa Mahalle Evi polis ablukası altında” diye. Telefonum kapalıydı, mahalle evine sabah saat 7 sularında girilmiş ve tahliye edilmiş. Eşyalari, sergisi, kütüphanesi toplanmış, yoga matlarına kim bilir neler olmuştu. Babama, “Mahalle evine polis girmiş ben oraya gidiyorum” dedim. Babam da “Dur ben de geliyorum” deyince apar topar giyinmeye başladık, çantama kırmızı elbisemi de attım. Kilisenin köşesine geldiğimizde müzik yapan genç arkadaşlar vardı, mahalleli de yavaş yavaş toplanmış, evlerinden aşağıya inmişti. Sanatçı toplum içindir. Kendim için zamanında söylediklerimi şimdi de ifade ediyorum, insanlar içlerindekini dönüştüremeden hiçbir şeyi dönüştüremezler. O anda dansımı yapmaya karar verdim. Tamamen kişisel bir tepki olarak doğaçlama gelişti. Küçükken izlediğimiz çizgi filmlerdeki gibi. Oradan bir kahraman gelir, gündüz Clark Kent, gece Süpermen olur... Aynı çocuksu ve tepkisel duygularla gerçekleşti. “Yapılanlara karşı, ben bugün dansı bir yöntem olarak kullanabilir miyim?” düşüncesinden ibaretti.

“Danssız devrim olmaz”

Dans ettiğin an neler düşündün ya da çevrendekiler, yaşananlar sana ne hissettirdi?

O an dansın bizi kurtaracağını düşündüm. Benim için içerisinde dansın olmadığı devrim devrim değildir. Bu bir varoluş biçimi. Sanatsal bir geçmişi ve kavramsal çerçevesi olmasım dansı doğaçlama ortaya çıkardı. O evin halini ilk kez orada dans ederken gördüm. Evin derin bir tarihsel önemi de varmış ama ben bunları bilmeden ona yaklaştım. Benim gördüğüm ve bildiğim burada güzel insanların olduğu, çok sesliliğin, çeşitliliğin ön planda olduğu, herkese eşit söz hakkı verildiği. Evin önünde dans ettiğimde pencereden son kez içeriye parmaklıkların arkasına bakmaya çalıştım. Duvardaki afişlerin yırtılıp yerlere atıldığını, dolapların yağmalandığını, kitapların parçalandığını gördüm. Bu beni çok üzmüştü. Devlet baskısı ve polis zoruyla yapılan bir zorbalığı çağrıştırıyor bana. Onu bir cisme yapmış olabilirler ama ben inanıyorum ki aslında bize yapmak istediler. “Biz bunu yapabiliriz” diyerek devlet korkusunu göstermek istediler. Sanatçı olarak elbette bir şeylerden etkileniyorum. Polisten de etkilendim, onlar da insan. Mesela orada ben dans ederken onlara da eğilerek selam verdim. Onların varlığını yok saymadım, hatta onurlandırdım. Devletin varlığını da yok saymıyoruz, onunla birlikte varolmaya çalışıyoruz. Sadece nefes alma kanallarımız polis eliyle tıkanmaya çalışılıyor. Dans ederken gördüklerim oradaki evin, emeğin, üretilmek istenen başka bir dünya tahayyülünün ezilmeye çalışıldığı. Ona bir karşılık verdim Doğaçlama dansın da en büyük kurallarından biri etkilere açık olmak. İlk dansım polisin de seyirci olduğu bir ortamda gerçekleşti, ikinci performansım ise polis geri çekildikten sonra evin önünde oldu.

Olayların olduğu akşam neler yaşadın?

9 Aralık akşamı, saat 21.30 gibi dans ederek yürüdüm sokaklarda, polisin olay mahallinden uzaklaştığına tanık oldum. Dansın gücü ile polisin orda olmasını kabul ettiğimi, onlardan korkmadığımı, onları insan olarak gördüğümü, görevlerine saygı duyduğumu, hatta beni izledikleri için, seyircilerim oldukları için önlerinde eğildiğimi onlar da gördüler. Beden diliyle başımı eğdim, selamladım.

“Durmak da bir danstır”

Sanatçı olarak ortaya koyduğun sanat anlayışını nasıl tanımlıyorsun?

Bir dans projem vardı 'Likitpolitika' diye. Bunu yaklaşık bir sene önce Gezi sonrasında üretmiştim. Yüksek lisans tezim de sayılabilir. Yaklaşık 15 dakika sürüyor ve dileğim bunu her meydanda yapmak. Onun yansımasıydı ortaya çıkanlar. Sanatçı olarak dans, yoga benim mesleğim. Önemli olan bunu insanların hizmetine nasıl sunabileceğim. Dansı sokakta doğaçlama yaparken de karşıt görüşlere sahip bir insanım. Herkes bir sahnede, kurumda sponsorla temsil vermek istiyor. Ben de bunları isterdim ama sokaktaki çocuklara, kimsesizlere, kasaba, manava da ulaşmak gerekiyor. Yurtdışında da sahne alırken bunun daha çok benimsendiğini görüyorum. Dans, ülkemizde henüz yeteri kadar gelişmedi ama gelişeceğine olan inancım, umudum hala var. Gelecekle ilgili en büyük hayalim dans konusunda yaratıcılığıma dans ederek devam etmek. Hergün yeniden üretmek önemli bence. Benim yaptığım dans herşeyden önce bir ifade biçimi. Durmak da mesela bir danstır, tıpkı 'duran adam'ın yaptığı gibi.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.