• BIST 107.202
  • Altın 145,420
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 22 °C

'AKP gençliğin hayallerini çaldı'

'AKP gençliğin hayallerini çaldı'
CHP PM üyesi Sera Kadıgil önümüzdeki dönem projelerini Gerçek Gündem'e anlattı.

AYSEL KILIÇ/ GERÇEK GÜNDEM Sera Kadıgil, 29 yaşında. Çocukluğu gibi gençliği de İstanbul’da ve mücadeleyle iç içe geçmiş. Avukat bir babanın kızı olan Kadıgil, çocukluğundan beri Türkiye’deki adaletsizliklere yakından tanıklık etmiş. Bu nedenle yönünü adalete çevirmiş. Büyük bir gururla andığı Vefa Lisesini bitirdikten sonra girdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki eğitiminin ardından aynı okulda yüksek lisans yapmış. Eğitimini bir süre Londra’da sürdüren Kadıgil tezini ise Sinema Eserleri üzerine yazmış. Ağırlıklı olarak kültür sanat hukuku ve telif hakları üzerinde araştırmalar yapıyor. İstanbul Barosu'nda Hayvan Hakları Komisyonu Yönetim Kurulu’nda yer alan Kadıgil aynı zamanda Oyuncular Sendikası’nın ve İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneğinin avukatlığını yapıyor. Kadıgil’in hukuk alanındaki mücadelesinin yanı sıra siyasi hayatı da yoğun geçiyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Kadın Kolları Merkez Yönetim Kurulu üyeliği de yapmış olan Kadıgil, CHP’nin son Kurultayı’nda ise Parti Meclisi’ne seçildi.

CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçilen Avukat Sera Kadıgil, “12 yıldır örgütlü cehaletle mücadele ediyoruz. Siyasi iktidar bugün avukatlık yapmamıza dahi tahammül etmiyorken, yaşam alanlarımızı tek tek elimizden alıyorken, CHP’de yer almama gibi bir lüksüm yoktu” diyor.

Avukat Sera Kadıgil’le biraraya geldik, mesleğini, siyaseti, gündemi, kısacası, hayatı konuştuk.

-Hukuk, “ciddi” ve “ağır” bir uğraş mı?
Evet, hukuk kulağa çok ciddi geliyor ama lisede de sanatla çok ilgiliydim. Sevdiği alanı mesleğiyle birleştirebilmiş şanslı insanlardan biriyim. Tiyatrocu olmak ya da sinemayla ilgilenmek istiyordum. Bir boza günümüzde Kemal Abinin (Sunal) o kadar filminden beş kuruş para kazanamadığı kendi ağzından öğrenince kafayı o zamandan telif haklarına taktım. Bugün de bu alanlarla iç içeyim. Şimdi başta tiyatrocular ve sinemacılar olmak üzere sanatla uğraşan insanların avukatlığını yapıyorum. Açıkcası bu durumdan çok memnunum, keyfim yerinde.

-Babanız Engin Çelik Kadıgil’den avukatlık bayrağını devraldınız. Babanız eski bir savcıydı, görevini neden bıraktı?
Babam, eski Cumhuriyet savcısı, annem ise emekli gümrük memuru ve çiçeği burnunda psikolog. Babamın tayini çıkınca haliyle annemin de tayinini istiyorlar ancak "gümrükçüleri oraya gönderemiyoruz keşke öğretmenle evlenseydin" gibi tam Aziz Nesin'lik bir cevap alıyorlar! Babam da mecburen savcılığı bırakıp İstanbul’da avukat oluyor. 30 yıldır İstanbul’da avukatlık yapıyor ancak son zamanlarda daha çok çiftlik işlerine gönül bağladı. Ben de ofisi ondan devraldım. Ergenekon Davası’na baba –kız olarak birlikte baktık. Babamın stajyeriydim. İlk hukuk deneyimim ne yazık ki burada başladı. İlk duruşmam Silivri’deydi. Ergenekon Davası’nı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyan ilk avukat ben oldum. Çünkü çok ilgiliydim, yurt dışında da eğitim almış olmam etkili oldu.

-Türkiye yargısıyla “Ergenekon” ile tanışmak sizi nasıl etkiledi?
Çok büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Biz hukukta olması gereken şeyleri öğrendik. Ama sonrasında Ergenekon gibi bir ‘dava’ ile tanışınca çok büyük hayal kırıklığına uğradım. Mesleğe ve cübbeye olan saygımı kazanamadan yitirdim! İddianameyi elime alıp okuduğumda dalga geçiyorlar sandım. Hukukun bu kadar alenen tecavüze uğraması çok acıydı. Daha acısı ise o dönemde gözaltına alınıp tutuklananlar için ‘darbeci’ ya da ‘faşist’ deyip geçerek bu tecavüzü meşrulaştıran sözüm ona demokratlar oldu. Özellikle sol ve "aydın" kesim bu hataya düştü. Ergenekon ve Balyoz gibi davalara karşı çıkıp bu yapılan hukuksuzluktur diyemeyenlerin nazarımda bir değeri yok! Bugün baş düşman ilan ettikleri cemaat ile kol kola giren hükumet, hukuksuz şekilde yüzlerce kişinin hayatını söndürdü. Bakın bir insan adam öldürürse cinayetten, ırza geçerse tecavüzden yargılanır. Ama tutup bir katili cinayetinden yargılayamayıp işlemediği bir tecavüzden yargılarsanız ben çıkıp katili de savunurum savunacağım! Faşistleri mi savunuyorsunuz diyenler açsın okusunlar iddianameleri, kararları, tek bir satır faili meçhul geçiyor mu? İşkenceden yargılanan oldu mu acaba? Toplu mezarlardan söz eden oldu mu? Ben söyleyeyim olmadı! Olamazdı da, devlet kendi ile hesaplaşmadı çünkü bunu maske yapıp vatanseverlerle hesaplaştı. Neyse en azından son zamanlarda özellikle Gezi direnişiyle birlikte toplumsal bir mutabakat sağlandı. ‘Ergenekon’ ve ‘Balyoz’ süreçlerinin haksız olduğu görüldü. O davalardaki insanlardan bazılarının yaptığı şeyler savunulacak şeyler değildi elbette gerçek suçlardan yargılansalar en önde ben dururdum. Olan hiçbir günahı olmayan vatanseverlere ve hukukun ayaklar altına alınan itibarına oldu. Yine de yarın biri çıkar da Recep Tayyip Erdoğan'ı yolsuzluk iddiaları için, "emri ben verdim" diye ikrar ettiği için cinayetler için değil de uydurma bir suçtan yargılamaya kalkarsa ben buna da karşı çıkacağım. Çünkü üstümdeki cübbe bunu emrediyor.

HOCASINI YARATTI, SANATÇISINI YARATAMADI’
-Oyuncular Sendikası’nın ve birçok sanatçının avukatısınız. Sanat cephesi için neler söyleyeceksiniz? AKP Hükümeti sanatı bitirdi mi?
Öncelikle ‘bitirmediği ne kaldı?’ diye sormak lazım. Ama sanat bitmiyor, bitmez. Onun için çıldırıyorlar. Kendi müteahhitlerini yarattılar, kendi iş adamlarını yarattılar, kendi hocalarını yarattılar ama kendi sanatçılarını yaratamıyorlar, yaratamazlar da. Çünkü sanat yapmak için kafanızın aydınlık olması gerekir. Ancak sanatçı diye yanlarında gezdirdikleri saray soytarıları ile oyalanırlar. Onlarda bu yok. Sanatçılar bugün çok ciddi iktidar baskısı altındalar. Gezi'de öne çıkan tüm oyuncu arkadaşlarım işsiz! Neden bir tane yürekli adam çıkıp gel benim dizide, filmde sen oyna demiyor diyemez! Çünkü Padişah yasakladı.
Televizyonu ele geçirdikleri yetmedi, tiyatroların da 'kellesi vurula' buyurdular ve bir sene önce de başımıza Türkiye Sanat Kurumu(TÜSAK) belasını sardılar. Türkiye'nin en ücra köşelerine 5 liraya sanat götüren Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi'ni yok etmeye çalışıyorlar. Tüm sanat hayatını direkt başbakan tarafından atanmış 11 memurun eline bırakma gayretindeler.


Dünyanın neresinde görülmüş bir başbakanın çıkıp meydanlardan bir sanatçıyı yuhalattığı. Dünyada bunun örneği yok ama Erdoğan yapıyor bunu. Çünkü sanatçının kamuoyu oluşturma gücünden korkuyor. Popüler isimlerin kamuoyu oluşturma gücü var, bunu biliyor ve bu nedenle denetim altına alamadığı, alamayacağını iyi bildiği Sanatçıyı tehdit olarak görüyor.

- Peki, sizce oyuncuların sektörel sıkıntıları neler?
Öncelikle çalışma şartları çok ağır. Güya çok proje var ama bu projelerin çoğu neredeyse amatör yapılıyor. Kanallar çok ağır sözleşmelerle yapımcıyı eziyor, yapımcılar da aynı şekilde oyuncuya yansıtıyor bunu. Şuan Türkiye’de hiçbir oyuncu tek kuruş telif almıyor. Çalışma saatlerini bir sınırı yok, insanlar günde 15-20 saat çalışmaya zorlanıyorlar. Kölelik anlaşmaları ile çalıştırılıyorlar resmen. Kanun çok açık, oyuncu senin işçindir, sigorta yap diyor, biz sendika olarak üç yıldır SGK kapılarındayız ancak hiçbir denetim yok, ceza yok,. Her gün televizyonda bayılarak izlediğiniz oyuncuların bir tekinin bile sosyal güvencesi yok! Daha fenası çocuklar! Gözümüzün önünde çocuk oyuncu adı altında resmen çocuk işçi çalıştırılıyor, proje yapıyoruz yönetmelik teklifi sunuyoruz rafa kaldırılıyor...

-Hayvan hakları savunucususunuz aynı zamanda...
Evet, çünkü doğaya ve yaşama saygısı olmayan bir türün devamlılığı olabileceğine inanmıyorum. 6 yıldır İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Yönetim Kurulu Üyesiyim. Mücadele ediyorum çünkü örneğin siz, önünüzden geçen bir kediyi yakalayıp, tecavüz edip sonra da yakarak öldürebilirsiniz. Bu akıl almaz sapıklığınızın karşılığında alacağınız ceza sadece idari ve çok çok komik bir para cezası olur. Benim aklım, vicdanım, hukuk bilgim bunu kabul edemiyor. Bu nedenle hayvan hakları mücadelesinin de içerisindeyim. Bakın bir dünya ihbar geliyor, sözüm ona ‘Müslüman’ amcalar ‘biz camiye gidemiyoruz, köpekler havlıyor, onları zehirleyin’ diye belediyeyi arıyor. Allah’ın yarattığı günahsız bir canı öldürtmeye çalışan biri Müslüman falan değildir, olamaz, bunu ben demiyorum, onlarca ayrı hadisinde Hz. Muhammed diyor! En büyük mücadelemiz de hayvanlara yönelik şiddetin Ceza Kanunu kapsamına girmesi. 12 yıldır ‘Müslümanım’ diye insanların dini duygularını sömürerek başımıza çöreklenmiş bir iktidar var ama hayvanın canını korumaktan aciz.

“CEHALETLE MÜCADELE EDİYORUZ”
-Siyasete gelirsek, CHP gençler ve kadınlar için umut kapısı mı?
Şöyle söyleyeyim, ben avukatım ve siyasi iktidar bugün avukatlık yapmamıza dahi tahammül etmiyorken, yaşam alanlarımız elimizden alınıyorken, CHP’de yer almama lüksümüz yok. Çünkü, AKP karşısında "var olma" mücadelesi veriyoruz bugün. CHP’nin eksiklikleri yok mu? Elbet de var. Ama özellikle Gezi direnişinde ve sonrasında çok tartıştık, ne yapacağız, diye sorduk kendimize ve birbirimize. AKP’ye karşı ne yapabiliriz? 12 yıldır örgütlü cehaletle mücadele ediyoruz ve bu adamlar artık her yerde. Buna karşılık Türkiye’nin her yerinde örgütlü ve sosyal demokrat tek parti CHP’dir. Yazmak, eleştirmek kolay ama asıl zor olan içerisine girip mücadele etmek. Twitterdan eleştirmekle bitmiyor, beğenmiyorsan ya gideceksin, ya değişeceksin ya da değiştireceksin. Ben değiştirmeyi, değişim için mücadeleyi seçtim.

“AKP; GENÇLERİN GELECEĞİNİ ÇALDI”
-Gençsiniz, Türkiye’de gençliğin temel sorunu nedir sizce?
Bence bugün en büyük sorun umutsuzluk. AKP gençlerin yaşamlarını, hayallerini, umutlarını çaldı. Geriye umutsuz bir gençlik bıraktı. Böyle olunca sistemin de etkisi ile gençlik bireyselleşti, ‘kendini kurtarma’ derdine düştü. Ne yapsak etsek de bir şey değişmiyor, bari kendimizi kurtaralım, yurt dışına kaçalım kafasında çoğu kişi. Bugün işsizlik gençlerin karşısında büyük bir sorun olarak duruyor. Çalışanlar da tehdit altında, haklarını savunamıyor. Bizde de hata var ama fişlenmemek için bir sendikaya ya da siyasi partiye üye olmuyor kimse. Bakın beyaz yakalılar oluşumunu çok önemsiyorum ama bugün Gezi'ye katılan beyaz yakalı arkadaşlarımın, geçtim sendika üyeliğini, kaçı "işçi" olduğunun farkında inanın merak ediyorum.

-Gezi, bir bütün olarak sisteme ve AKP’ye bir başkaldırıydı. Herkese, hepimize umut oldu bu direniş. Peki, Validebağ da bir Gezi olabilir mi?

Validebağ direnişi de önemli. Alanda ‘İkinci Gezi’ yazılı pankartlar da gördüm ama kitleselleşebileceği yönünde pek umudum yok. Gezi herkesin hayatında bir dönüm noktasıydı, herkes sokaktaydı. Ama bugün sokaklar yankılanmıyor. Belki de Validebağ’daki direniş de büyüyecek, inanın haksız çıkmayı yürekten istiyorum! Orada da yine Gezi gibi haklı bir direniş var. Yapılan eylemler de iktidarın utanmadan çıkıp söylediği gibi camiye falan karşı değil, tamamen AKP’nin rant politikalarına karşı. Haritayı açın bakın, ufacık bir alan ve etrafında zaten onlarca cami var! Camiye karşı olmak ne demek ayrıca!? Hangi sosyal demokrat parti çıkıp din özgürlüğünün karşısında durabilir. Ama bunlar ben kendimi bildim bileli aynı manipülasyonun ekmeğini yiyorlar. 12 yıldır izledikleri politika tam da bu değil mi? Yok onlar Allahsız, yok camiye karşılar, yok din elden gidiyor! Ülkece yiyecek ekmeğe muhtaç haldeyiz, dış politika çökmüş, itibarımız yerlerde, işsizlik tavan, her gün denetlenmeyen madenlerde onlarca işçi kardeşimizi kurban veriyoruz, dış borç fantastik bir seviyeye çıkmış, yahu saman ithal ediyoruz, saman! Böyle bir iktidarda başka ne yapabilir, el mecbur din sömürüsü ile oy toplama peşindeler zira başka tutacak dalları yok!

CHP'DE YENİ DÖNEM PROJELER

-Son olarak, biraz projelerinizden bahseder misiniz?
Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Başkan Yardımcımız tarafından Genel Başkanımızın da oluru ile hukuk işleri sorumluluğuna atandım. Daha önceki seçim çalışmalarımda tecrübe ettiğim çok ciddi bir sıkıntı var ki, hileden çok bilinçsizliğe kurban gidiyor birçok oy. Bu nedenle şimdi öncelikli hedefimiz Türkiye'nin her yerindeki örgütlerimizdeki hukukçu meslektaşlarımızı tek çatı altında toplayarak bir Cumhuriyet Halk Partili Hukukçular ordusu kurmak. Önümüzdeki genel seçimde muhakkak her sandıkta işinin ehli görevlilerimiz ve her okulda seçim hukukuna hâkim bir avukatımız olacak! Bir tek usulsüzlük yapılmaması, tek bir oyun heba olmaması kısacası bu iktidarla hayalperest bir yaklaşım gibi görünse de temiz bir yarış olması en büyük hedefim açıkçası.

Ayrıca kültür ve sanattan sorumlu genel başkan yardımcımız tarafından da kültür sanat platformuna atandım. Önümüzdeki dönemde hemen her ay çok faydalı konferanslarımız olacak. Belediyelerimizin kültür ve sanat faaliyetlerine desteğini arttırmak ve verilen destekleri doğru amaçlara yönlendirmek için de çalışıyoruz. Bunun dışında özellikle İstanbul'da birçok kaliteli oyun çıkıyor fakat arkadaşlarımız oynayacak mekân ve seyirci sıkıntısı çekiyorlar. Biz de özellikle bu karanlık günlerdeki cesur duruşları nedeni ile zorluk çeken tiyatrolarımızı Anadolu’daki izleyici ile buluşturmak üzere harekete geçiyoruz. Ben Adana'dan sorumlu PM Üyesiyim. Örgütümüzle görüştük, ilk olarak buraya tiyatro gruplarımızı taşıyacağız ve köylerdeki kadınlarımızı tiyatro ile buluşturacağız.

UMUDA YOLCULUK BAŞLIYOR

Bunlarla bitmeyecek elbette, yapacak iş çok evet, umuda yolculuk dedik, umuda yolculuk başlıyor! Biz Mustafa Kemal Atatürk devriminin çocuklarıyız. Onların havuz medyası varsa bizim de örgütümüz var! Bu partiye parayla pulla çıkar ilişkileri ile değil gönül bağı ile bağlı bizim üyelerimiz. Kendi içimizde kızarız dövüşürüz bazen ama ülke menfaatleri söz konusu olunca tek yumruk olur dikiliriz karşılarına. O yüzden yıkamıyorlar, yıkamayacaklar bu cumhuriyeti! Köy köy kahve kahve gezip anlatacağız projelerimizi. Aile sigortamız gelecek, şantaj yapar gibi göstere göstere değil her yurttaşın itibarını koruyarak arttıracağız sosyal yardımları. Üreten ve ürettiğini hakça bölüşen bir ülke tek hayalimiz. Üniversite harçlarını, YÖK denen rezilliği kaldıracağız, 4+4+4 garabetinden derhal kurtulacağız, hukuku tekrar ayağa kaldıracağız, kuşa çevirdikleri yasalarımızı yenileyeceğiz, ırkı, dini, dili, cinsel yönelimi yüzünden kendini dışlanmış veya tehlikede hisseden tek bir insan, yatağa aç giden tek bir çocuk kalmayıncaya dek çalışacağız.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Gerçek Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.